|
Eğitimde KDV düşürüldü mü?
Başbakan Erdoğan, geçtiğimiz hafta eğitimde de KDV oranının yüzde 18'den 8'e indirildiği müjdesini verdi. Ama özel okullarda KDV oranı zaten yüzde 8'di. Dolayısıyla bir indirim söz konusu olmadı.
Peki hiç indirim olmadı mı? Elbette oldu. Örneğin okul kantinlerinde, servislerinde ve dershane ücretlerinde. Ama önemli olan okul ücretleriydi!
Daha önce de yazmıştım. Okul kantininde yenen tostla Laila'da yenen yemeğin KDV oranı aynıydı. İndirilmesi elbette iyi oldu. Dershane ücretlerinde yapılan yüzde 10'luk indirim de velileri biraz olsun rahatlattı. Ama ferahlatıcı bir çözüm getirmedi.
Hükümet, devletin üzerindeki eğitim yükünü biraz olsun hafifletmek istiyorsa, sadece KDV oranlarını değil, diğer vergileri de mutlaka sıfıra indirmelidir.
Özel okul sahipleri, veliden aldıkları her 100 liranın, 50 lirasının devlete vergi olarak gittiğini söylüyor. Bu yüzden de okul ücretleri 20-30 milyar liraya kadar tırmandı. Peki bu kadar ücreti kim verebilir? Çok az kişi. Özel okulculuğun gelişmemesinin bir nedeni de bu.
Özel ilk ve orta dereceli okullarda okullaşma oranı yüzde 1.5, üniversitelerde ise yüzde 2.5. Oysa bu oranın 15-20'lere çıkması gerekir. Yoksa eğitim standardını AB düzeyine çıkarmamız hayal olur.
Türkiye'de okuma çağındaki çocuk ve gençlerimizin sayısı 23 milyon civarında. Okula gidenlerin sayısı ise 18 milyon. Yani 5 milyon çocuğumuz okul çağında olmasına karşın okula gidemiyor. Gidenlerin ne kadar eğitim aldıkları da ortada.
Bu yüzden devletin hem daha çok kimseye eğitim olanağı sunması hem de daha kaliteli eğitim vermesi için üzerindeki yükün hafiflemesi gerekiyor.
Para pul işlerinden anlamam ama devlet, özel okullarda öğrenim gören öğrenci sayısını yüzde 20'lere tırmandırarak, vergi oranlarını sıfırlayarak, kaybettiği kazançtan çok daha fazlasını kazanabilir.
ARGE fonu kurulsun
Başbakan Erdoğan, özel okulların gelişmesine öteden beri sıcak bakıyor. Ama maliyecilerin katı tutumları yüzünden bir türlü formül bulamıyorlar. Vergi oranlarında başlayan bu indirim süreci genişleyerek sürdüğü takdirde, bu işten en kârlı çıkacak olan ülkemiz olacaktır.
Paralı eğitim, fırsat eşitliğini bozmayacak, aksine sosyal adaleti sağlayacaktır. Parası olanlar makul ücretleri olan paralı okullara gidecek, devlet de elindeki kısıtlı kaynakları parası olmayanlara daha iyi eğitim vermek için harcayacaktır. IMF, fonlara sıcak bakmıyor. Mevcutları da kaldırıyor. Ama herhalde bir ARGE fonuna karşı çıkmaz.
Türkiye'nin dünya birinci liginde yer alması için bilimsel araştırmalara çok daha fazla önem vermesi gerekiyor. Oysa kaynaklar çok sınırlı. Hükümetin TÜBİTAK'a ayırdığı 400 trilyon liralık ek bütçe, AB ülkeleri ile kıyaslandığında çerez parası gibi kalıyor. Bu yüzden ek kaynakların yaratılması şart.
Nasıl ki 8 yıllık kesintisiz eğitim ve olimpiyat için ek kaynaklar yaratıldıysa, ARGE için de yaratılmalıdır. Futbol maçlarından, piyangodan, sinemadan, eğlence sektöründen, televizyon reklamlarından, teknolojik ürünlerin satışından ve akla gelebilecek daha pek çok alandan yüzde 1'lik bir oran bile bilimsel araştırmalar için ayrılsa, Türkiye 10 yıl sonra çok farklı noktalara gelebilir.
Özetin özeti: Eğitimde, bilimde, teknolojide, araştırmada bir noktaya gelmeden kalkınmadan söz etmek hayalcilik olur. 2005 yılının bilimde hamle yılı olmasını diliyoruz...
aguclu@milliyet.com.tr
|
|