|
 |
|
|
Irak cephesinden yansıyanlar
Türkiye ile ABD arasındaki Irak diyaloğu, son haftalarda, bir tür kuyudan taş çıkarma egzersizine dönüştü.
Türk diplomatları ABD'li muadillerine sık sık "Resmi görüşümüz bu değildir" diye dert anlatma ihtiyacı duyuyorlar.
Türkiye'de iktidar ya da muhalefet partisinden, asker ya da sivil, kimi zaman Ankara'nın resmi politikasına mesafeli olduğu rahatlıkla söylenebilecek kimi zaman da doğrudan bu politikayı temsil konumundaki birileri Irak konusunda bilgiden ziyade duyguya dayanan ve ABD'ye karşı içten içe öfke yansıtan açıklamalar yapıyor. Hemen ardından, ABD'liler gerek Ankara'daki Dışişleri yetkililerinden, gerekse Türkiye'nin Washington'daki diplomatlarından "Biz böyle düşünmüyoruz" düzeltmesini işitiyorlar.
Kah "Sözler maksadını aşmıştır" diye bir anlamda özür dileniyor, kah Türk Dışişleri'nin dikkatle hazırlanmış bir açıklaması ile "Görüşümüz bu. Diğer söylenenler, Türkiye'deki çok sesli tartışma ortamının parçası" diye teminat veriliyor.
Bu ileri - geri diyaloğun Türk - Amerikan ilişkilerinde kalıcı tortu bırakmasından kaygı duyan üst düzey bir Türk diplomatı, süreci "Bir tür çizgi filme dönüştü. Sürekli 'damage control' (yapılan açıklamaların verdiği zararı en aza indirgeme uğraşı) halindeyiz" diye tarif ediyor.
Bir ABD'li yetkilinin izlenimi daha olumsuz: "Verilen teminatlar, Türk kamuoyuna, bu teminatları gerektiren ilk sözler ölçüsünde yansımıyor. Türk halkı, Irak'taki gerçek durumla bağdaşmayan açıklamaları işitiyor, ama bunlara ilişkin düzeltmeyi her zaman işitmeyebiliyor. Sonuçta, kamuoyu zehirleniyor."
Türk kamuoyunun Irak bazında Amerika'ya karşı "zehirlendiği" iddiasını besleyen açıklamalar arasında, ABD'nin Telafer operasyonunu "Türkmen soykırımı" ve "Kürtleştirme" olarak niteleyen demeçleri, TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış'ın Felluce operasyonlarından bahsederken "soykırım" benzetmesi yapmasını ve son olarak da 1'inci Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon'un Musul yakınlarında 5 Türk güvenlik görevlisinin öldürülmesiyle ilgili olarak Irak Kürtleri'ni ve ABD'yi sorumlu tutmasını sayabiliriz.
Tarih ve kamuoyu
ABD'liler, Tolon'un açıklamasını "sorumsuz ve saçma" bulduklarını ifade ettiler. Ancak açıklamanın tarih karşısındaki ömrünü noktalayan belki de Milliyet'in 21 Aralık'taki manşetiydi. Manşetin üstünde "Amerikan askerleri, Musul'da şehitlerimiz korumaya çalıştı" yazıyor, altında "5 polisimizi şehit eden teröristlerin ikisinin cesedinde ABD askerlerinin kurşunları bulundu" ifadesi yer alıyordu. Utku Çakırözer haberinde, saldırıda ilk müdahalenin bölgedeki ABD askerlerinden geldiğini, teröristlerden ikisinin Amerikalılarca öldürüldüğünü duyuruyordu.
Saldırıya ilişkin ilk resmi raporu yansıtan bu manşet, kuşkusuz kamuoyunun duyarlı olduğu bir konuda bilgilendirilmesi açısından önemliydi. Nitekim, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan aynı gün Başkan George W. Bush'u arayarak saldırıyla ilgili ayrıntıların aydınlatılmasının önemi üzerinde durdu ve ABD askerlerinin müdahale ederek teröristlerin bazılarını etkisizleştirmiş olmasından dolayı teşekkürlerini iletti.
Daha sonra Türk kaynakları, yapılan ilk incelemelerde saldırganların "Arap teröristler" olduğu sonucuna erişildiğini de belirttiler.
Ancak bütün bu gelişmeler, Musul saldırısının sanki Iraklı Kürtler tarafından ve ABD'nin göz yummasıyla gerçekleştirildiğini ima eden sözlerin etkisini ne ölçüde kırdı? Şehitlerin cenazesinde, Başbakan'a "Hurşit Paşa kadar olmadınız" diye bağıran koruma polisi, Milliyet'in manşetini okumuş mudur acaba?
Musul ve sonrası
Irak'ın Türk - Amerikan ilişkilerinde sürekli bir sıkıntı kaynağı oluşturması bir bakıma kaçınılmaz. Zira madalyonun bir yüzünde Türkiye'den kuyuya atılan taşlar varsa bile, öteki yüzünde de Irak cephesinde zorlanan ABD var.
Bu zorlanma, bir yandan tutmayan planlarda kendisini gösteriyor. Örneğin, Mart 2003'te başlayan işgalin en geç 2004 sonunda bitirileceği yönündeki Pentagon hesabının tutmayacağı aylar öncesinden anlaşıldı. Iraklılar'ın 2004 haziranında egemenliği devralması ardından, isyanın yatışacağı hesabı da tutmadı. ABD'nin umutları, 30 Ocak seçimleri ardından durumda iyileşme sağlanacağı, Iraklılar'ın güvenlik görevini çok daha yaygın ve etkin biçimde üstleneceği yönündeydi. Gelinen aşamada bu umutlar da büyük ölçüde eridi.
Öte yandan, ABD cephede zorlandıkça Irak'tan yansıyan tablo, yer yer savaş hukuku ile bağdaşmayan eylemleri, orantısız güç kullanıldığı ve sivillerin yeterince gözetilmediği kanısını besleyen operasyonları da içeriyor. Ebu Gıreyb fotoğrafları ya da Felluce'de bir camide sıkılan kurşunun görüntü kaydı, dünyanın hafızasından kolay kolay çıkmayacak.
Bütün bunlar, Irak'taki durumu, bilgiye değil duyguya dayanan açıklamalara tutsak düşmeden anlamaya çalışmamızın önemini artırıyor.
21 Aralık'ta ABD'nin Musul'daki askeri üssünde meydana gelen ve çoğu Amerikan askeri 22 kişinin ölümüne yol açan intihar saldırısı, sanki Musul ve çevresinde ABD'nin tam denetimi varmış, burada 5 Türk güvenlik görevlisinin öldürülmesi öncesinde hiç saldırı olmuyormuş izlenimi veren sözleri havada bıraktı.
Esasen Musul, özellikle de Felluce operasyonundan sonra, ABD işgaline karşı isyanın merkezlerinden birine dönüştü. Bu bölgede sadece ABD askerleri değil, aralarında Türkler'in de olduğu çok sayıda yabancı müteahhit, şoför, gazeteci, yardım görevlisi saldırıya uğradı, uğruyor.
ABD Dışişleri'nin Irak'tan sorumlu yetkilisi Ron Schlicher, aralık başında bir grup Türk gazetecisine, "Neden medyanız Irak'ta Türk kamyon şoförlerine yönelik saldırıları yeterince incelemiyor" diye sorarken, işgale karşı eylemlerin koalisyon askerleri dışındakileri de hedef alan "terörist" boyutuna dikkat çekiyor ve bunun Türk kamuoyunda anlaşılmadığından yakınıyordu.
ABD'li yetkilinin bu serzenişi ile Musul'da 5 Türk güvenlik görevlisinin öldürülmesiyle ilgili olarak ABD'yi suçlayan bakış arasındaki uçurum, Ankara - Washington diyaloğunun Irak bağlamında neden zorlandığının da bir özeti aslında.
ycongar@erols.com
|
|
|

|