Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 28 Aralık 2004 / Salı  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Doğaya "dur" denemez, ama...


TV ekranlarına yansıyan dehşet verici görüntüler, Hollywood'un felaket filmlerindeki sahnelerden farksız: Dev dalgalar korkunç bir uğultu ile sahilleri vurup insanları, evleri, binaları yutuyor... Geriye bir enkaz yığını, ölüm, acı ve sefalet bırakıyor...
Oysa televizyondan izlediğimiz görüntüler, gerçek. Güney Asya'da 10 ülkeyi kasıp kavuran deniz dibi depremi ve tsunami, 40 yıldan beri yaşanan bu türdeki en büyük felaket...
Bu olay doğanın muazzam gücü karşısında insanın çaresizliğini bir kez daha gözlerin önüne serdi. Deprem veya tsunami felaketini durdurmak ve hele onu önlemek insanın elinde değil.
Ancak bu tür faciaları önceden öğrenmek ve zayiatı, zararı azaltmak mümkün mü? İnsanoğlu, geliştirdiği teknoloji ile, bu yönde bazı önemli adımlar atmış bulunuyor.
Örneğin Güney Asya'daki bu felaket konusunda, şimdi uzmanlardan öğreniyoruz ki, eğer bu bölgede bir erken uyarı sistemi kurulabilseydi, herhalde Sumatra açıklarında ortaya çıkan felaket henüz Asya'daki diğer bölgelere ulaşmadan, bazı önlemler alınabilir ve pek çok can kurtarılabilirdi. Kuzey Amerika'da ve Pasifik'te böyle bir sistem var. Güneydoğu Asya'da yok. Bu ülkelerin maddi olanakları buna müsait olmadığı için...
Ne kadar acı, değil mi?
* * *
Böyle felaketlerin daha çok fakir ülkeleri vurduğu söylenir. Gerçekte tabiat nedense, geri kalmış bölgeleri sıkça hedef alıyor. Ancak doğal afetler (depremden siklon'a kadar) gelişmiş ülkelerin (ABD, Japonya gibi) başına geldiği zaman, daha az kayıp ve zararla geçiştirilebiliyor. Son zamanlarda bunun pek çok örneği görüldü.
Şimdi olup bitenlerden sonra Güney Asya ülkeleri yaralarını nasıl saracaklarını düşünüyorlar. Sağlık hizmetleri, ulaşım araçları, yiyecek, vs. yeterli değil. Peki, uluslararası camia ne yapıyor? Dünya liderleri felaketzedelere, sempati mesajları ve yardım vaatleri yağdırıyor.
Geçen yıl İran'ın Bem bölgesinde 30 bin kişinin ölümüne yol açan deprem meydana geldiğinde uluslararası camia bir milyar dolar yardım vaat etmişti. Günümüze kadar ödenen miktar ne, biliyor musunuz? Sadece 17 milyon dolar!..
* * *
Oysa iş silahlanmaya gelince, milyarlar cömertçe harcanabiliyor.
Tabiat karşısında güçsüz görünen insan, silah gücü ile doğal afetlere taş çıkartan felaketlere, dramlara yol açabiliyor.
Tsunaminin Sri Lanka'nın veya Endonezya'nın sahillerinde yarattığı dehşet görüntüleri ile, Ortadoğu'daki, Balkanlardaki veya Kafkasya'daki çatışma sahneleri arasında çarpıcı ve düşündürücü benzerlikler var.
Ancak başlıca fark, birinin kontrol dışındaki doğanın eseri, diğerinin ise doğrudan insan kafasının ürünü olmasıdır!
Tabiatın zaman zaman yıkıcı gücü karşısında - örneğin Güney Asya'daki son felakette olduğu gibi - insanların kendilerini bunlara karşı daha iyi korumanın yollarını arayacaklarına, çıkar sürtüşmeleri yüzünden büyük beşeri facialara yol açması, ne kadar çelişkili görünüyor...
* * *
Dünkü "Times" gazetesi çok güzel hatırlattı: 1999 yılında Türkiye'de ve Yunanistan'da meydana gelen depremlerden sonra, iki ülke birbirlerine yardım etmeye karar vermiş, bu da ilişkilerde yeni bir yakınlaşma döneminin başlangıcı olmuştu. Şöyle diyor gazete: "Deprem diplomasisi bunca yıkımdan çıkan az sayıdaki iyi şeylerden biri olabilir. Örneğin Endonezya'da ayrılıkçı militanların hükümete karşı savaştığı Sumatra adasında bulunan askerler, şimdi yardımları ile buradaki düşmanlık havasını dağıtabilir... Ayrıca ABD ve Avustralya bu ülkelere yardım elini uzatarak Asya'da ilişkilerin düzelmesini sağlayabilir."
Evet, doğal afetleri önlemek insanın elinde değil; ama bu kadarını yapabilir - ve yapmalıdır da...

skohen@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Tesettür, Suriye, Türkiye
BERLİN'DE Türk ve Alman modacılar bir "tesett...
Melih AŞIK
Avrupa gülecektir
Tayyip Erdoğan - Abdullah Gül ikilisinin, 17 ...
Fikret BİLA
AB'ye nota
Dışişleri Bakanlığı, 17 Aralık kararlarıyla i...
Hasan CEMAL
'Kürtler ne istiyor?'
Gecikmiş bir yazı daha, bazen oluyor. "Kürtle...
Güneri CIVAOĞLU
Erim/Derviş
Kemal Derviş, "AB başmüzakerecisi" atanırsa, ...
Can DÜNDAR
Sarıkamış: Yeni bir dönüm noktası
19 Aralık 1914 gecesi Enver Paşa Köprüköy'dek...
Abbas GÜÇLÜ
Eğitimde bir yılın değerlendirmesi (1)
Eğitimde yoğun bir yıl geride kaldı. Belki de...
Hurşit GÜNEŞ
2005 yılında büyüme düşecek
2004 yılı büyüme bakımından parlak bir yıldı....
Sami KOHEN
Doğaya "dur" denemez, ama...
TV ekranlarına yansıyan dehşet verici görüntü...
Mehmet Y. YILMAZ
Diyarbakır'ın 'cazibesi'ni söndürebiliriz
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçenlerde yap...
Derya SAZAK
Güney Asya kıyameti
Deprem ve tsunami Güney Asya'yı vurdu. Okyanu...
Meral TAMER
Sanki biri Okyanus'un tıpasını çıkartmıştı...
Endonezya'da 1000 km'lik bir fay hattının, te...
Güngör URAS
Borcu borçla ödeyebiliyoruz
Hazine, 2004 yılında (nakit ve nakit dışı bor...
M. Ali BİRAND
Avrupa ile kültür farkımız büyük mü?
Avrupa'da yayınlanan her makale, her TV progr...

© 2004 Milliyet