|
 |
|
|
Eskiyen yılı uğurlarken...
Benim Gözlüğümden / Nihat Demirkol
Bu gazetenin de değerli okuyucuları, gelecek hafta bugünlerde, çoktan eskiyen yılın sayfalarına kötü muamele yapmaya başlamış olacaklar. Kimimiz üzerinde ayakkabı boyayacağız. Kimileri çay bardağı paketleyecek. Bazıları balıkları unlarken, bazıları elektrik süpürgesinin içini boşaltırken kullanacak. Yani göz açıp kapayıncaya kadar, "yeni" dediğimiz yılın da ilk günlerini, hemen eskiyenin anısına ihanet ederek tüketeceğiz.
* * *
Yılların iz bırakan fener alayı genellikle daha fazla göz kamaştırdığı için, "Yüzyıllar"ın görkemli devrilişi sanki yeterince farkedilemeden olur. Tıp dünyasındaki gelişmeler de, bilginin geometrik katlanışına ayak uydurmakta olduğuna göre, bindokuzyüzlerin sonlarında doğan dünyalıların pek çoğu, ömürlerini üç ayrı yüzyılda geçirmiş olacaklar.
Bu konunun hakkını verecek kadar üzerinde düşündüklerini ve farkındalık pencerelerini açık tuttuklarını hiç sanmıyorum. Altına bez bağlanmaktan henüz kurtulmuş İndigo bebeklerden, yüzündeki sivilcelerle uğraşan genç kızlara, üniversite sıralarında nefes alıp veren öğrencilerden meslek yaşamlarının henüz baharını adımlayan delikanlılara kadar uzanan geniş bir yelpazedir bu. Bizler ise, muhtemelen ve sadece 20. Yüzyılda doğup 21. Yüzyılda ölen bir başka grup olmakla yetineceğiz.
* * *
Yeni bir yüzyılı daha yeni tırtıklamaya başladık... Yaşadığımız çağa hangi sözcüğün diğerlerinden bir adım öne çıkarak damgasını vuracağı henüz kesinlik kazanmamış olmasına rağmen, ben bu yüzyılın adını alacağı kavramı hissediyor gibiyim: "İnsan Kaynakları."
İletişim teknolojisi ile bilgi sistemlerine hayat veren büyücülerin yıldızı, inanılmaz bir hızla yükseliyor olmasına rağmen, insanlık kendi gerçeğini bugün olduğundan daha büyük bir çıplaklıkla görmeye hazır olmalıdır. Birer birer tükenmeye yüz tutan doğal kaynakların aksine, oldukça büyük bir hızla çoğalan insan kaynağı(?), ne yazık ki "nitelik ve nicelik" terazisine vurulduğunda ortaya çıkan tablo, ürperten sonuçlar çağrıştırıyor. En pahalı ve ulaşılmaz sayılanı dahi, çağdaş finans teknikleri kullanarak yanıbaşımıza getirttiğimiz "son dakika" teknolojisine dokunan ve dokunacak olan "parmak", insana aittir.
O parmağın sahibine yön veren beyinsel güç ve gurur ile özgün birikim ve farklı olma heyecanı, kendini iyi hissedebileceği iklimlerin varlığına muhtaçtır. Yükselen kişisel rekabet, üreten insanı, becerilerini bilemeye, çeşitlendirmeye, zamanı daha iyi kullanmaya, takım olma bilincine ayak uydurmaya, başarılı iletişim tekniklerini önemsemeye, özetle "kendi çıtasını kendi eliyle yükseltmeye, kendine ait en iyi versiyonu hazırlamak mecburiyetine" doğru sürüklemektedir.
* * *
Çekirdek aile ortamından eğitim kurumlarına, iki kişilik oyunlardan binlerce çalışanı ile yaşayan dev işletmelere kadar her ölçeğin "gören gözleri", pek yakında İnsan Kaynakları boyutunu tanımaya ve tanımlamaya mecbur hissedecektir kendisini. Hep birlikte kabul etmek zorunda kalacağımız bu kıvılcım, "Kaybedilen her müşterinin (bu sevgiliniz bile olabilir) geri kazanma maliyeti, İnsan kaynakları düşüncesinin katma değeridir" diye ifade edilen "geleceğin gerçeği" olacaktır. Bu önsezinin, aslında mitoloji kadar eski olduğunu biliyor muydunuz.
Bu rekabet hep vardı ve hiç bitmeyecek. Açılan sadece "yeni bir perde"dir.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|