|
 |
|
|
Yanlış politika faciası: Sarıkamış
Sarıkamış yakın tarihimizde Balkan Savaşı'ndan sonra acemi komutanlık ve yanlış politikanın yarattığı en büyük faciadır. Ben bu savaşın gazilerini tanıdım, onlardan bütün fikir dünyamı ve tarih bilgimi sarsan feci hatıralar dinledim
Fax: (0312) 427 20 64
Tam 90 yıl evvel kışın ortasında, Osmanlı İmparatorluğu'nun kuzey ucunda, en mutena kolordumuz karlara gömüldü. Karşısındaki Rus ordusu özel kazılmış kış siperlerinde, alışık olduğu iklimin giyim ve donanımı içindeydi. Bizimkiler ise nerdeyse yaz donanımıyla Ruslarla çarpışacaklardı; fakat "General Kış"ın harekatı Sarıkamış cephesindeki Rus ordusundan daha da hızlıydı, ordumuz kışa yenildi. Baharda karlar eriyince donan şehitlerimizin naaşı ortaya çıkmıştı.
Sarıkamış harekatında bilgisizlik ve macerayla aynileşen Enver Paşa'nın kendine özgü yetenekleri vardı ve gençleşen ordunun bütün komutanları gibi aslında iyi eğitim görmüştü. Kurmay eğitimi iyiydi, yabancı diller biliyordu, iyi nişancıydı; Edirne'nin kurtarıcısı olarak ünlüydü, Trablusgarb'da İtalyanlara karşı direnmişti. Ama bütün bunlar genç bir subayın tecrübesi kadardı. Makedonya dağlarındaki meşrutiyetçi isyanı ve Babıali baskınındaki gözükaralığı başkumandan olarak strateji çizmeye yeterli değildi, tecrübesizdi. Tecrübesiz bir askerden imparatorluk ordusuna başkomutan olamazdı.
Genç Türkler, mütareke yıllarındaki Fransız General Franchet d'Esperey'in dediği gibi Türk toplumunun en dinamik unsuruydu. Ama Batı'daki büyük devletlerin dışında hareket etmeye hatta beklemeye dahi cesaretleri yoktu. Enver Paşa bir dahiden çok çılgın hayallerin adamıydı ve genç Türk neslinin umumi kusuruna fazlasıyla sahipti; yani toplumu ve tarihi kendine göre değiştirmeye hazırdı. Bilmeden, göremeden, etrafla fazla konuşmadan, birilerini dinlemekten çok dinletme eğilimindeydi. Modernleşen ordu ve bürokrasiyle barışı tercih etsek; hem bizim hem de Araplar için daha aydınlık ve sıkıntısız bir gelecek inşa edilebilirdi ama Sarıkamış'ta müttefik olduğumuz ve uğrunda Ruslara karşı çarpıştığımız Fransa da Marne cephesinde çoktan durdurulmuştu.
Savaşa, hem de yanlış tarafta girmek Türkiye'nin ve etrafının mahvına sebep oldu. İmparatorluğun ana unsuru olan biz Türkler, tarihin ve ananenin yetiştirdiği büyük evlatlarla başka bir gelecek kurabildik ama aynı talih ve yenilenme etrafımızdaki diğer Osmanlı halkları için söz konusu olmadı. Sarıkamış bizim yakın tarihimizde Balkan Savaşı'ndan sonra acemi komutanlık ve yanlış politikanın yarattığı en büyük faciadır. Yaşım itibarıyla bu savaşın gazilerini tanıma imkanına sahip oldum; onlardan bütün fikir dünyamı ve tarih bilgimi sarsan feci hatıralar dinlemişimdir. Atatürk'e ve yakın arkadaşlarına hayranlığım arttı. Çünkü 1914'te savaşı yönetenlerin yarattığı facia ve imparatorluk halkı arasında sebep oldukları bezginlik onların direnişe geçmesini önlememiştir ve Türk halkı her şeye rağmen birinci harbi yaşayan Avrupa milletleri gibi panik ve nihilizme kapılmamış; 1919-22 döneminde Kurtuluş Savaşı'na devam edebilmiştir.
Bugünlerde herkes Türkiye'yi yeniden kurmaktan bahsediyor. Birçok kimse 17 Aralık milat noktası diyor. İktisatçılar AB-Türkiye ilişkilerinin iktisadi yönden analizini yapmıyor, etnik sorunların, demokratikleşmenin hangi safhalardan geçeceğinden söz ediyorlar. Hatta TÜSİAD gibi işadamları derneği üyeleri bile işadamı olarak değil, demokrasi ve kültür havarileri olarak vaazlar veriyor. Muhalif ve muafık herkesi kapsayan bir çarpık durumdu bu. Geçen hafta, sorulu cevaplı bir oturumu yöneten programcı dostumuz kendisine zıt fikirler ileri süren soru sahibi genç kızın sözünü neredeyse tersleyerek kesti. Efendi hazretleri herhalde televizyon programcılığıyla Türkiye tarihini yerinden oynatacak bir kaldıraç elde ettiğini sanıyor.
Sözün kısası, biz hepimiz kendimize göre birer Enver Paşayız. Elimize fırsat geçse nice Enver Paşalıklar yaparız. Onun için birinci harbin komutanlarının aceleciliğini ve hayalciliğini hak vermesek de anlamak lazım. Gerçeği anlamak zor değil. Ama daha sabırlı ve daha gayretli olarak rakamları, girdileri, çıktıları tahlil edip değerlendirmemiz lazım. Avrupa Birliği'nde çok parlak yanlar var. Ama Marne cephesi gibi duraklamalar da ortada ve nihayet Türkiye, 19'uncu yüzyılın Türkiye'si değil; teknolojisi, bilgi birikimi, atılımı, dinamizmi çok daha önde. Bu Türkiye'nin imparatorluğa göre sınırları daralmış fakat muhteva ve iktidarı daha da yoğun, bu yoğunluğu harekete geçirecek ittifaklara elbette hayır denilemez. Ama atalete sürükleneceğimiz birlikteliklere de ihtiyatla yanaşmak lazım.
Bu yılın son yazısında yakın tarihimizin unutamadığımız faciasından söz etmek zorunda kaldım. Tatlı bir geleceğe doğru yürümek ümidiyle hepimize iyi yıllar diliyorum.
|
|
|

|