|
"Yer" küresinin dış yüzü ve iç yüzü...
"YER" küresinin dış yüzünü, -doğal coğrafyanınkinin dışında- siyasal sınırlar, bayraklar, ırklar, paralar, zenginler, nutuklar, dinler, gecekondular, saraylar, ordular, yoksullarla kendimiz biçimlendirdiğimiz için, çok iyi biliyoruz...
Bir de 10 milyar yıl önce "Güneş"ten koptuğu söylenen "Yer" küresinin bir iç yüzü var. Hâlâ daha sulu bir hamur, yahut yoğurt kıvamındaki sıvımsı ateşten "magma"sıyla; kendisinin soğumuş bölümünü oluşturan kabuğunu, sık sık zorlayıp çatlatan, cehennemi bir iç yüzü ateşten...
***
"Magma"nın umurunda değil ne siyasal sınırlar, ne bayraklar, ne ırklar, ne paralar, ne zenginler, ne nutuklar, ne dinler, ne gecekondular, ne saraylar, ne ordular, ne yoksullar...
Alın işte Hint Okyanusu'nun ortasındaki derinliklerde, kabuğunu zorlayan "magma"nın yaptıklarını...
Önce 9 şiddetinde bir sarsıntı; sonra da o sarsıntıyla hareketlenen okyanus sularının, Endonezya ile Madagaskar arasındaki tropik adalarının kıyılarında, azmanın da azmanı dalgalarla patlaması...
***
Şimdilik 60 bin ölü, 30 bin kayıp, yıkılan evler, villalar, pagodalar... Palmiyeli çevrelerin kumsallı plajlarında, içine edilen albenili turizm aşkları...
Gözlerinde güneş gözlüğü, dizlerinden hafif kırılmış, ayrık çıplak bacaklarıyla bikinili genç hanımların; erkek libidosuna uzaktan şeker ikram etmesine benzeyen görüntüleri de, "tsunami"nin 10 metrelik dalgaları içinde; dişilerinin yanında şezlonglara uzanmış mayolu erkeklerin, pipetle kokteyl içen görüntüleri de...
***
Uzay teknolojisi ve uydular sayesinde tüm dünya izliyor Sumatra Adası'yla Sri Lanka arasında ve Hindistan kıyılarında neler olduğunu...
Şayet uydular dönemine geçilmemiş olsa, Hint Okyanusu'nda 9 şiddetindeki depremle, kıyıları Azrail tırpanı gibi biçen "tsunami"; bizim medyada, ancak küçük bir haber olarak yankılanabilirdi...
***
1939 yılında nüfusu 100 bini bile bulmayan Erzincan'da 8 şiddetinde bir deprem olmuştu. 35 bin insan ölmüş, 100 binden fazlası yaralanmış, hemen hemen bütün evler yıkılmıştı.
Yeni Cumhurbaşkanı olan İsmet Paşa, Erzincan'a gitmiş ve o depremin anısına, üstünde İsmet Paşa'nın fotoğrafı bulunan pullar basılmıştı.
Nüfusa oranla, Erzincan depreminin yarattığı kıyım; tropik adalarında yaşanmakta olan trajedilerden çok daha kavurucu bir kahır belgesiydi.
***
1966'da, 6.5 şiddetinde bir deprem de, 25 bin nüfuslu Varto'yu vurmuştu.
2500 kişi ölmüş, 1500 kişi yaralanmış, neredeyse ev mev kalmamıştı...
Ölüler bahçelere uzatılmış; üstleri ya rengi kaçmış yorganlarla, ya eskimsi çarşaflarla örtülmüştü.
Cenazeleri yıkamak için kocaman kazanlarda sular ısıtılıyordu.
Kadınlar göğüslerini döverek ağıtlar yakıyorlar; erkekler çömelmişler, gözleri boşluğa dikili, öyle sessiz duruyorlardı.
***
Türkiye'deki yer yer, sıram sıram depremler... Henüz daha uydular dönemine geçilmediği için, kimselerin pek de haberi olmadığından, yeterince umursanmamış olan depremler...
Bendeniz küçükken, bir yer sarsıntısı hissedildiğinde, annem hemen tavandaki lambaya bakar; lamba sallanıyorsa:
- Selamün kavlen, deprem oluyor, derdi.
Türkiye'nin de bir deprem kuşağı üstünde bulunduğunu, bildiğimiz falan yoktu.
***
Oysa 1894'te büyük İstanbul depremi için, Tevfik Fikret; birkaç gün önce doğmuş olan oğlu Haluk'a hitaben bir de şiir yazmıştı:
Bin üç yüz ondu (1894)... Henüz dün bu köhne izbeye sen
Misafir olmuştun
Ki hep sinirli ve hummalı hastalar gibi yer
Birden
İçin için ve uzun
Bir ihtilaç (kendinden geçerek dövünme) ile çırpındı, kırdı, yıktı... Keder
Ve korku yüzleri soldurdu; evler, aileler
Birer döküntü, kalanlar bütün ezik, kurada (hurda)
Bir inkisar-ı huşu (yitik bir boynu büküklük) en şerefli başlarda,
Minareler bile ser-
be-zemin (yerle bir)
Beşer bir sadme-i meşuma (uğursuz bir vuruşa) böyle uğrar da
Biraz tenebbüh eder. (bilinç-lenir)
Biraz tenebbüh için bin bela... Ne ders-i haşin!
***
2005 yılına 2 gün kaldı... Aldığımız acı dersler sonucu, depremlere karşı bilinçlenme düzeyimiz yükselmiş olmalı; öyle değil mi?
Politik demeçler ve hamasi nutuklarla üstesinden gelinemiyor depremlerin.
Gelinebilse sorun yoktu. Hemen bir dörtlük yazar, sindirirdik depremleri:
Milletin yiğitliği depremlerle yücelir:
Deprem denilen hain; bir Türk ne demek tanı.
Şehitler diyarına deprem meprem vız gelir,
Senin de yetmez gücün, sallamaya vatanı.
c.altan@prizma.net.tr
|
|