Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 29 Aralık 2004 / Çarşamba  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
'Potansiyeli yüksek ülke' olmaktan kurtulursak...


Geçen çarşamba Financial Times gazetesinde yer alan "Türkiye'nin önündeki büyük fırsat" başlıklı yorum şu cümleyle başlıyordu: "Türkiye geçmişteki krizlerin mirasından kurtulma yolunda küçük adımlarla da olsa, adım adım ilerliyor ve daha normal bir ekonomi haline geliyor."
Financial Times'in değerlendirmesinde, "Avrupa Birliği (AB) ile uyum çabalarının gündeme getireceği kamu yönetimi reformlarıyla IMF'nin gerekli gördüğü yapısal reformların birbirini tamamlayarak Türkiye'nin yıllardır bastırılan ekonomik potansiyelini açığa çıkarabileceği" de belirtiliyordu.
Türkiye 1980'lerin ortalarından itibaren hep "potansiyeli yüksek ülke" olarak anıldı. Bu pek de övünülecek bir ünvan değildi çünkü Türkiye'nin sahip olduğu potansiyeli doğru dürüst kullanamadığını ifade ediyordu.

Bunalımlı Türkiye
Gerçekten de ülkemizde yüksek enflasyonu kronik hale getiren ekonomik ve siyasal istikrarsızlık büyük bir güven bunalımı yaratıyor ve Türkiye'nin potansiyelini kullanmasını önlüyordu. Siyasetçilerin gafleti yüzünden 1994 ve 2001'de yaşanan kur şoklarıyla güven tamamen kaybolmuş ve TL'den kaçış hızlanmıştı. Bu ortamda sermaye kaçısını bir noktada frenlemek ve ekonominin çarklarını çevirecek dış kaynağı sağlamak için IMF'den destek istedik. Türk girişimcisinin, Türk firmalarının potansiyelini herkes görüyordu ama makroekonomik istikrar sağlanamadığı için bu potansiyel bir türlü tam olarak kullanılamıyordu. Bu koşullarda gündeme gelen davranış biçimi ve alışkanlıkların başlıcaları şunlardı:
  • Kimse TL tutmak istemiyor, esnaf günlük hasılatını dövize çevirerek evine gidiyordu.
  • Para sahipleri yüksek TL faizlerine karşın paralarının önemli bir bölümünü döviz tevdiat hesaplarında tutmayı ya da dövize çevirip yastık altında saklamayı tercih ediyordu.
  • Sanayici yatırımı düşünemiyor, parasının bir bölümünü yurtdışında tutarken kriz dönemlerini de parasını işine değil yüksek faizli kamu kağıtlarına bağlayarak atlatmaya çalışıyordu.
  • Bankalar da asıl işlevleriyle değil kamu kağıdı ticaretiyle meşgul oluyordu.
  • Kısa vadeli sıcak para yüksek faizi değerlendirerek ülkeye girip çıkıyor, yabancı yatırım sermayesi ise Türkiye'ye pek uğramıyordu.
  • Bu ortamda kriz yazarlığı iyi prim yapıyor, krizleri öngörebilenlerin itibarı yükseliyordu.

  • Şimdi, Financial Times'ın da belirttiği gibi, yıllardan beri ilk kez bu kısır döngünün dışına çıkma şansını yakalamış görünüyor Türkiye. Ancak insanların farklı bir dönemin başladığına inanması ve benimsedikleri davranış biçimlerini değiştirmesi kolay olmuyor. Yılların alışkanlığı ve süregelen kuşkular, insanların eski davranışlarını sürdürmelerine yol açabiliyor. Toplam mevduatın yarı yakını hala dövizde, kısa vadeli para bağlama alışkanlığı sürüyor. Kriz yazarlığının hala geçerli olduğunu düşünüp felaket senaryoları yazanlar da var.

    Köşeyi döndük mü?
    Zamanında kriz yazarlığından nasibini almış biri olarak benim şimdi ne düşündüğümü soruyorsanız, Türkiye'nin yeni bir döneme girmekte olduğuna, ancak bu yazıyı yazma gereğini duyacak kadar ikna olmuş durumdayım. Türkiye'nin artık "potansiyelini kullanabilen ülke" haline geldiğine henüz emin değilim çünkü hala ciddi risklerle karşı karşıyayız. Financial Times'ın da belirttiği gibi, bugünkü uygulama içinde TL'nin değerlenmesi Türkiye'nin rekabet gücünü sınırlıyor ve Türkiye dış açıklarını her an geri gidebilecek kısa vadeli sermaye girişleriyle finanse ediyor. Ayrıca bugüne kadar gerçekleştirdiği icraatla içerde ve dışarda puan toplayan AKP hükümetinin doğru yoldan çıkmayacağına da emin değilim henüz. Avrupa Birliği ile müzakere sürecinde siyasi istikrarın ciddi bir sınavdan geçeceğini düşünüyorum. Ancak yeni yıla, tüm bu kaygıların aşıldığını ve Türkiye'nin gerçekten "potansiyelini kullanabilen ülke" haline geldiğini düşünerek girmek istiyorum. Hepinize mutlu yıllar efendim.

    oulagay@milliyet.com.tr








    Taha AKYOL
    Irak ve Türkiye farkı
    IRAK hızla mezhep ve etnik çatışmalara sürükl...
    Çetin ALTAN
    "Yer" küresinin dış yüzü ve iç yüzü...
    "YER" küresinin dış yüzünü, -doğal coğrafyanı...
    Melih AŞIK
    Star'zedeler...
    TMSF, Star gazetesi ve televizyonunu yeniden ...
    Fikret BİLA
    Deprem ve tsunami
    Dünya 2004 yılını büyük bir faciayla geride b...
    Hasan CEMAL
    İmralı gölgesi!
    Dünkü yazım, "Kürtler ne istiyor?" başlığını ...
    Güneri CIVAOĞLU
    Bir dünya masalı
    Son tsunami dalgasıyla 10 binlerin ölümüne ne...
    Abbas GÜÇLÜ
    Eğitimde bir yılın değerlendirmesi (2)
    Milli eğitimde son bir yılda neler yapıldığın...
    Hurşit GÜNEŞ
    Çiftçi babası Tayyip!!
    2002 kasım seçimlerinde Kemal Derviş'in CHP'd...
    Nail GÜRELİ
    Okuma modası
    Bugüne kadar haddimizi aşmamak için direndik,...
    Sami KOHEN
    Ortadoğu'da yeni umutlar...
    ORTADOĞU'da bazı şeylerin -olumlu yönde- kıpı...
    Mehmet Y. YILMAZ
    Bu felaketten Türkiye bir ders çıkarmalı
    Endonezya açıklarında meydana gelen deprem ve...
    Meral TAMER
    Doların 687 bin liraya kadar yolu var!
    Değerli tarihçimiz Prof. Dr. Zafer Toprak, ge...
    Ece TEMELKURAN
    Bir Maldiv tatili
    Manken Aysun Kayacı ile birlikte futbolcu Emr...
    Osman ULAGAY
    'Potansiyeli yüksek ülke' olmaktan kurtulursak...
    Geçen çarşamba Financial Times gazetesinde ye...
    Güngör URAS
    Dolar tutan kaybediyor
    Halkımız eskiden yabancı para olarak önce, "A...
    Serpil YILMAZ
    Ey vatansever bankacılar görev başına!
    TMSF'nin yönetimini yediemine devrettiği, Siv...
    M. Ali BİRAND
    Asıl medya KK'ya uyum sağlamalı
    Türkiye -çoğumuz farkında değiliz, ancak- hız...

    © 2004 Milliyet