Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 30 Aralık 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Hem Azeri, hem Kürt hem Türk olmak!


Bir kez daha gördüm, milliyetçilik eleştirisi yüksek gerilim yaratıyor. Olumlu olumsuz fazla ses getiriyor. Çünkü herkes 'kendi milliyetçiliği'ne toz kondurmak istemiyor.
Bu arada milliyetçilikle kimlik meselesi, kökler konusu da, aradaki ince çizgi de bazen birbirine karıştırılıyor. İnsanın kendi kimliğine, kendi köklerine, diline, inancına sahip çıkmasını ille de milliyetçilik gibi görenler var.
Ayrıca, özellikle geçen yüzyılın milliyetçilik tarafından nasıl kana boyandığı da belki hâlâ tam olarak yerli yerine oturtulamıyor.
Bunun gibi, Avrupa Birliği'nin bir barış projesi olarak tarih sahnesine çıkmasının ve bu amaçla ulus üstü yapılar oluşturmasının temelinde milliyetçiliği aşma iddiasının bulunduğu da sır değil.
Milliyetçilik elbette bir olgu.
AB'de de varlığını sürdürüyor.
Ama aşılmak isteniyor.
AB'de atılmış ve atılmakta olan adımlar bu hedefe dönük. İdeolojik olarak milliyetçilik resmen tukaka da ilan ediliyor. Örneğin, eski Almanya başbakanlarından Helmut Kohl gibi muhafazakâr bir devlet adamı da milliyetçiliğin ne kadar kötü bir şey olduğunu anlatan konuşmalar yapıyor.
Türkiye'nin özellikle Cumhuriyet dönemiyle birlikte içine girmiş olduğu ulus devletleşme, uluslaşma süreci, çağı ya da çağdaş olanı yakalamak ve modernleşme yolunda mesafe almak için doğru yönde bir adımdı.
Ama aynı zamanda aşırılıklar yaşandı bu süreçte. Türk milliyetçiliğinden kaynaklanan ve 'Kürt sorunu'nu da sahneye çıkaran bu aşırılıklar, bugüne kadar Türkiye'de istikrar ve barışın doğru dürüst kurulmasını, demokrasinin gelişmesini engelledi.
Biliyorum, milliyetçilik çetrefil ve zor bir mesele. Kökleri derinlere gidiyor. Doğru dürüst konuşulması ve tartışılması için uygun, özgür platformlara ihtiyaç var.
Özellikle Türkiye'de...
Bugün üniversitelerde bile bu konunun yeterince tartışılamadığı malum. Oysa, daha çok tartışılması, eleştirel bakış açılarının geliştirilmesi lazım.
Bu giriş neden?
Son iki yazımda, Kürt milliyetçiliği konusuna birkaç pencereden bakmaya çalıştım. Olumlu olumsuz çok tepki aldım. Almanya'dan gelen bir not ilginçti.
Paylaşmak istiyorum:
"Ben 1978'e kadar Kars'ta yaşadım. Bir Azeri köyünde doğdum. Ama Kürt asıllıyım. Köyde tek Kürt aile bizdik. Yani doğduğum köyde bile azınlıktaydık.
Köydeki Azeriler kimliğimizi kabul etmişlerdi. Dostluk içinde yaşadık. Hatta Şii mezhebinden olmalarına rağmen kız verdik, kız aldık. Azerilerin içinde büyüdüğüm için Kürt olmama rağmen bende Azeri kimliği de oluştu.
On yaşındayken, yani 26 yıl önce işçi ailesi olarak Almanya'ya geldim. Burada öğrenim gördüm. Şimdi avukat olarak çalışıyorum. Almancamın yanı sıra Türkçe, Kürtçe ve İngilizce biliyorum.
Çok kimlikli biriyim:
Avrupalıyım, Alman'ım, Türk'üm, Kürt'üm ve Azeri'yim.
Bana göre Türkler milliyetçiliği Avrupalılardan ve Kürtler de milliyetçiliği Türklerden öğrenmişler. Avrupalılar milliyetçilikten vazgeçmiş, fakat milli kimliklerinden vazgeçmemişlerdir. Türkler de Avrupa'nın bu çizgisini öğrenmeli ve iç siyasetlerine yansıtmalıdırlar. Türkler eğer Avrupa'nın bu yeni anlayışını örnek alırlarsa, Kürtlere de bu siyasi felsefe yansıyacaktır.
Maalesef Türkiye halen Kürtleri asimilasyon politikasından vazgeçmemiştir. Bunun için elinden geldikçe Kürtlerin kendi kimliklerini korumaları için yeterli yasal düzenlemeler yapmamaktadır. Türkiye'de Kürt kalmak isteyen Kürtler, kendi kimliklerinin, dillerinin tarihe gömülmesini istemiyorlar. Türkler, Avrupalı oldukları zaman eski Kürt politikasından vazgeçecekler ve böylece Kürtlere Avrupalı gibi yaklaşacaklar. Bu yaklaşım da milliyetçiliği önleyecektir.
Kısaca:
Türkler değişmedikçe, Kürtler de değişmeyecektir."
Almanya'dan okur mektubu böyle.
Siz ne diyorsunuz?..

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Osmanlı ve Bizans
TARİHE bakışımız da değişiyor, daha doğrusu z...
Çetin ALTAN
Geceleri yüz binlerce pencere ışığı...
GECELERİ Boğaz köprülerinden geçerken; dağlar...
Melih AŞIK
Şartlar şurtlar...
İstanbul Barosu Başkanı Kazım Kolcuoğlu, dün ...
Fikret BİLA
KKTC ve Talat
Başbakan Mehmet Ali Talat, "KKTC'nin bağımsız...
Hasan CEMAL
Hem Azeri, hem Kürt hem Türk olmak!
Bir kez daha gördüm, milliyetçilik eleştirisi...
Güneri CIVAOĞLU
Bir dünya masalı (2)
Dünden devam...
Can DÜNDAR
Mutsuz üvey evlat: Aydın
Hülya Avşar, Şengül Balıksırtı'na "Hiç mutlu ...
Hurşit GÜNEŞ
İşsiz babası Tayyip!
2001 yılında çok ciddi bir mali krizle karşı ...
Doğan HEPER
Önce imaj, sonra yine imaj
TV'de Cafe Plaza'yı izliyorum.
Sami KOHEN
Turistler olmasaydı?
MERAK ediyoruz, acaba Güney Asya'daki tsunami...
Derya SAZAK
Kıyamet sonrası
Güney Asya'daki deprem ve tsunami felaketinin...
Meral TAMER
Teşekkürler 2004! Türkiye'nin önünü açtın
Ne yıldı ama!
Yaman TÖRÜNER
Yaşasın Yeni Türk Lirası
1 Ocak günü Yeni Türk Lirası (YTL) piyasada. ...
Güngör URAS
Dolar kaybettirse de halkımız vazgeçmiyor
Halkımızın bankalardaki "döviz hesaplarındaki...
M. Ali BİRAND
Türkiye şanslı bir ülke...
Dikkat edecek olursanız, bulunduğumuz bölgede...

© 2004 Milliyet