|
2004'ün son gününde...
BUNDAN 60 yılı aşkın bir süre önce, henüz lise sıralarındayken; kalemle kâğıt arasında bir ömür boyu sürecek olan yazı serüveni, o dönemin Foto-Magazin, 7 Gün gibi dergilerinde de yayımlanan şiir denemeleriyle çırpmaya özeniyordu kanatlarını...
Bilmem neden 2004 yılını, okul gecelerinde defterlere dökülen o şiirimsi dizelerle kapatmak geldi içimden; hoş görünüze sığınarak...
* * *
Ben
Saksıda fes rengi açan karanfil
Girmesi bulutun binbir biçime,
Bilinmez hazlarla dolar içime.
Mesut olmam için pek fazla değil,
Bir tatlı tebessüm kifayet eder;
Hatta bir bakışçık çokçası yeter.
Ilık bir akşamda titreyen ezan,
Tuhaf bir hüzünle siner gönlüme;
Sanırım yaklaşır kalbim ölüme.
Ve anlatabilir ruhuma bazen,
Ufuklar ötesi bir güzelliği,
Sevgilimin küçük mavi terliği.
* * *
Aşk saati
Yalnızlık gönlü çeker işveden bir pusuya,
Süzülen bir tüy gibi yavaşça durgun suya.
Bakışlar tatlılaşır, tebessümler uçuşur,
Zamanın lezzetini ruh emer doya doya.
Halı, sehpa, minyatür birer nakış olurlar,
İşlenir en nadide, en ince zarif oya.
Hayal bahçelerinde ılık rüzgârlar eser,
Hafif şıpırtılarla inciler düşer suya.
* * *
Akşam dileği
Beyaz bulutlara şöyle uzansam
Ve ruhum karışsa müphem bir sese.
Eğilse üstüme mehtap bu akşam,
Mışıl mışıl uyu, hep uyu dese.
Uyusam ve bana görünse annem,
Hain Dalila'mı affedebilsem.
Dağılsa gönlümden bu sonsuz elem;
Uyusam nerdeyim bilmeden kimse.
Işıklar içinde periler gülsün,
Müjdeler fıslasın sesi Venüs'ün,
Kutsal âlemlerden renkler dökülsün
Ve uykum bitmese, hiç hiç bitmese...
* * *
Hasta
Benim de dünya sevdiklerim var,
Bir parça da benim bu sema, bu su.
Bırak beni nolur ölüm korkusu.
En tatlı hayaller kaçtı el ele,
Aylar var hasretim ekmeğe bile;
Rengiyle, tadıyla, yemişleriyle,
Titriyor içimde hayat arzusu.
* * *
Bilmem ki...
Sevgilimiz terk edince bizi
Neden üzülürüz?
Neden güneş batarken akşam,
Hatırlarız kimsesizliğimizi
Ve buğulanır gözümüz?
Neden içleriniz vermezse selam,
Çocukluk arkadaşımız müdür olunca?
Ömür madem işkencedir;
Öyleyse yine neden,
Çekiniriz ölmeden,
Saat dolunca?
* * *
Çocukken...
Çocukken kırlarda gezer oynardım,
Ne gurbet bilirdim, ne uzlet, ne gam.
Neşeden kurulmuş saf bir diyardım,
Ruhumdan parçaydı her şen kahkaham.
Annemin babamdan gizlediği suç,
Günde iki defa tuttuğum oruç,
Dadımın masalı Sihirli Pabuç
Ve her gece beni korkutan yamyam.
Ninemin ahreti anlatan sesi,
Babamın uykumda beni sevmesi,
Şimdi bana öyle uzak ki hepsi
Yüz yıl geçmiş gibi aradan tamam.
* * *
Yalnızlığım
Laleler... Fıskıye... Bir nazlı gülüş... Gök ve hilal...
Bunların hepsi de gönlümde birer hoşça hayal.
Gözlerim aşk ile seyretmedi mehtabı daha,
Başka bir tatla henüz ermedi ruhum sabaha.
Ufku yok, sahili yok, martısı yok bir denizim;
Söyle Tanrım niye bir ben bu kadar kimsesizim?
* * *
Yolculuk
Bilinmez ufuklara demir alan şu gemi,
Ne yazık dönmeyecek bir daha bu sahile.
Şimdi içten kaynayan bir sevinç duysa bile,
Bir gün onu saracak bu sahilin özlemi.
Ruhani bir musiki çağlayanı içinde
Yüzen mukaddes sahil, benim güzel mektebim.
Hayal hayal titreyen hatıra yüklü iklim
Ve şahlanan dalgalar kapkaranlık enginde.
Bir masal rüzgârıyla akıyor üzerimden,
Sınıfım, hocalarım, bütün arkadaşlarım.
Sema renkli ümitler taşıyan ilkbaharım,
Yavaşça gülümsüyor dolmuş defterlerimden.
Bilinmez ufuklara demir alan şu gemi,
Ne yazık dönmeyecek bir daha bu sahile.
Şimdi içten kaynayan bir sevinç duysa bile,
Bir gün onu saracak bu sahilin özlemi.
c.altan@prizma.net.tr
|
|