Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 01 Ocak 2005 / Cumartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Fransız halkı fikir değiştirecek kadar akıllıdır

MİNE G. KIRIKKANAT

Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi alması öncesi ve sonrasında Türkiye'yi gündemine oturtan ve henüz kaldırmayan Fransa, Türkiye'nin gündemine de 'en muhalif ülke' olarak yerleşti. Gerçekten de Türkiye'ye en sert eleştiriler, en haksız, saldırgan ve yersiz suçlamalar Fransa'dan yükseldi, yükseliyor, ancak Türkiye'ye yansıyan 'topyekun muhalefet' tablosu yanlıştı. Çünkü ülkemizin olası AB üyeliğini tartışan Fransa'da Türkiye'nin karşıtları olduğunca yandaşları da var ve ikinciler birincilere pabuç bırakmadıkları gibi, AB'nin Brüksel zirvesinde Cumhurbaşkanı Chirac, bizzat kendi kurduğu iktidar partisi UMP (Çoğulcu Birlik) ve ait olduğu Fransız sağına karşı, Türkiye yandaşı sol partilerin görüşünü savundu, müzakerelerin başlamasından yana tavır koydu.
Fransa'da süren Türkiye tartışmaları süresince, Türkiye'nin gündemine 'kendisine karşı' görüşler yansıyor, 'kendisinden yana' olanların sesi kısık veriliyor ya da es geçiliyor. Bu durumda kuşkusuz, medyaların 'kötü haberi' iyi haberden daha ilginç bulmasının payı var. Fransa'da çok önemli politikacılar ve çok önemli düşünürler Türkiye'yi savundular, savunuyorlar. Politikacılardan en şaşırtıcı olanı eski sosyalist başbakan Michel Rocard'ın, daha birkaç yıl öncesine değin Türkiye'ye ateş püskürürken, şimdilerde Türkiye'nin en ateşli savunucuları arasında yer alması. Düşünürlerden en ilginç örnek ise, gerek Cumhurbaşkanı Chirac, gerekse Başbakan Raffarin'in kurduğu tümceleri bire bir ezberden söylediklerine bakılırsa, Edgar Morin.
Türkiye tartışmaları yakından izlendiğinde, zaten ortaya toz duman arasında dikkat edilmeyen çok önemli bir gerçek çıkıyor: Fransa'da Türkiye'yi savunanlar geniş genelinde ünlü ve ağırlığı olan politikacılar, düşünürler ve gazeteciler. Türkiye'yi AB'de istemeyen politikacılar eski cumhurbaşkanı ve AB Anayasa komisyonu başkanı Valery Giscard d'Estaing ve UMP lideri Nicolas Sarkozy hariç zaten oy oranları sıfır virgüllerde dolaşan, bu konuyla popülizm yapıp 'oy' toplayacağını sananlar. Ünlü düşünür ve gazeteci ise yok gibi.

Tartışıyor ve tanımaya çalışıyor
Kısacası Fransa'da kopartılan Türkiye yaygarasında, ülkemizden yana toplar daha ağır ve zaten Brüksel'de de onlar galebe çaldılar.
Yıllardır Türkiye'de hakim olan, 'Fransa bizi tanımıyor' sendromuna karşı, Türkiye'nin de Fransa'yı pek tanımadığına işaret etmek mümkün. Örneğin, Türkiye'de bugüne değin herhangi bir gazete Fransa üzerine ve Fransa'yı konu alan tek bir ek yayımlamadı. Oysa Le Monde gazetesi başta, pek çok Fransız yazılı basın organı kitap boyutlarında ekler yayımladılar. Aynı biçimde bilmem Fransa üzerine özel program yapan bir Türk televizyonu oldu mu? Ama hemen tüm Fransız televizyonları, Türkiye hakkında öteden beri özel programlar yapıyorlar. Son günlerde salt bu programların sıklığını arttırdılar.
Demek ki Fransa Türkiye'yi tartışıyor, ama tanımaya da çalışıyor. Oysa Türkiye'de Fransa, salt kendine yönelik bir saldırı olduğunda gündeme geliyor, bir de yine Türkiye'yi yakından ilgilendirdiği için, 'türban yasası' çıkardığında. Dolayısıyla belki Türkiye'nin de Fransa'daki yansımasını daha iyi algılamak açısından, Fransız düşünce yapısını anlamaya çalışması ve ülke hakkında daha iyi bilgi sahibi olmasında yarar var.
Fransız kamuoyuna ilişkin sıkça yapılan ve Türkiye karşıtı çıkan sonuçlarıyla dikkati çeken anketlere gelince: Bu anketlerin özellikle Fransa'da yapılanları mı başarısız, yoksa Fransız halkının görüşleri mi sık değişiyor bilinmez, ama en genişi 900 denek üzerinde gerçekleştirilen kamuoyu yoklamalarına inanılmaması gerektiğini düşünenlerin başında, cumhurbaşkanı Chirac geliyor. Çünkü bizzat kendisinin cumhurbaşkanı seçildiği iki seçimde aynı anketler tarafından 'mağlup' ilan edilmiş, zaten Fransa'daki hemen hiç bir seçimde kamuoyu yoklamalarının doğru çıktığı görülmemiştir bugüne kadar.

Ağız değiştirdiler
Bir örnek vermek gerekirse, Brüksel zirvesi öncesi AB ile Türkiye arasında müzakere açılmasına yüzde 52 oranında karşı olan Fransızlar, Brüksel zirvesi sonrası yine yüzde 52 oranında Türkiye ile müzakerelerin açılmasına 'evet' diyen Chirac'ın 'doğru yaptığını' düşünüyorlar. Tabii kamuoyu yoklamalarına göre.
Fransa'nın Türkiye'ye ilişkin siyasal kamplaşmasında, son tablo gerçekten ilginç: Merkez sağın kurucu lideri ve Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Türkiye tavrında muhalefetteki Sosyalist Parti, Yeşiller ve Komünistleri yanına, kendi siyasal kanadını karşısına aldı. Ancak Fransa, herşeyi tartışan, kılı kırk yaran, fakat 'pragmatist' bir toplumdur. Örneğin Brüksel sonrası kaydıyla, 'Türkiye'ye hayır' kararı alan iktidar partisi UMP ağız değiştirdi, başta hükümet Chirac'ın arkasına geçtiler, kararını savunmaya başladılar.

Solun oyu Chirac'a gidebilir
'Neden' derseniz, çünkü ufukta aynı merkez sağın gençliğini ardına almış fırtına gibi gelen Nicolas Sarkozy var. UMP'nin genç ve yeni lideri Sarkozy, Türkiye ile 'imtiyazlı ortaklık'tan yana, üyeliğe kesin karşı. Ancak... Fransız solu Sarkozy'ye hiç mi hiç ısınamadığı gibi, 'derin' merkez sağın da genç lidere diş bilediğini söylemek abartılı olmaz. Üstelik, Jacques Chirac hiç hoşlanmadığı, ama çıkışını da engelleyemediği Sarkozy'ye karşı henüz havlu atmadı ve Fransa'nın, ezelden beri sağlı sollu bir sempatisi var Chirac'a.
Ülke medyalarının henüz ekran ve sayfalara yansımayan kulis teorileri arasında, bir senaryo yazılıyor bugünlerde: İki yıl sonraki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Chirac'ın üçüncü kez ve Nicolas Sarkozy'ye karşı aday olması durumunda, eğer Sosyalist Parti seçimlerin iki turunu kazanacak kadar popüler bir aday çıkaramazsa, salt 'polis meraklısı' Sarkozy'yi bertaraf edebilmek için tüm solun oylarını Chirac'a kaydıracağı konuşuluyor.
Tıpkı bir önceki seçimde, Le Pen'in önünü kestikleri gibi.
Dolayısıyla Fransa'nın, ister yeniden Chirac seçilsin ister Sosyalist bir cumhurbaşkanı, gelecek yıllarda Türkiye'ye yönelik politikası hiç de karanlık değil. Çünkü ülkenin dış politikası ve AB rotasını cumhurbaşkanı tayin eder.
Referandum mu dediniz? O zamana daha çok var ve Türkiye akılcı davranırsa, Fransız halkı da fikir değiştirecek kadar akıllıdır.

BUSINESS
 Korku tünelinde umut yolculuğu
 Editörden
 Irak'ta kıyamet seçim sonrası bekleniyor
 Solun, AB Sınavı
 Zor ama ucu açık bir yıl
 Irak konusunda zorlanan diyaloğu, Kıbrıs güçlendirebilir
 Tarama mayısta, müzakere başlığı 31 değil, 39 - 40
 Dünya ekonomisi yavaşlarken gözler ABD'de
 Ayşe Hanım Teyzem için 2005 yılı 'olağan bir yıl' olacak
 2004'ten 2005'e siyasette AB ve ordu
 Kırılganlığa karşı temel çapa, program olmalı
 Bütün yollar bonoya çıkıyor
 Tek hedef enflasyon, tüm silahlar serbest
 İhracat daha hızlı koşarsacari açık hedefi tutacak
 İşsize Avrupa modeli
 Büyüme hedefi gerçekçi öngörülerde sorun var
 Vadeli yatıran faiz alacak, vadesiz yatıran ücret ödeyecek
 'Daha düşük enflasyon için rekabet artmalı'
 'Batık faturasını 33 milyar dolara çekmeyi hedefliyoruz'
 200 milyar dolarlık fatura
 Kritik dönemeç aşıldı ama zorlu süreç başladı
 'Türk, parasını getirir yabancı da gelir...'
 Yabancılar Türkiye için tetikte
 Yılın göçmeni
 Özelleştirmede 2004 gündemi 2005'e taşındı
 Sistem çarpıklığı 2005'te de sürecek
 Taksit sayısı azalacak mağazalar büyüyecek
 Bireysel, 'kartopu gibi' büyüyor
 Kentliler köye yatırım yapıyor
 Hazır giyimde 2005'e rağmen ihracat bekleniyor
 Oto, gıda, kola, bisküvi, kart ve cep = 1.5 milyar dolar
 2005'te beklentiler düşüş yönünde
 'Fiyat serbestisi ucuzluk getirmez'
 'Yeni komşu' Türkiye'yi merak eden AB'li turist, geliri artıracak
 Gündem: Özelleştirme ve birleşmeler...
 'Beyaz eşyada Avrupa'nın iki numarası olacağız'
 Extra large erkekler, romantik kadınlar
 Gündem, Avrupa standartları





© 2004 Milliyet