Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 01 Ocak 2005 / Cumartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Yılın ilk günü!


İnce bir hüzün akıyor! Herhangi bir günden farklı mı yılın ilk günü? Niye farklı? Tartışabilirsin tabii. Ama ben şimdi Mozart'ın Adagio'larını dinliyorum. İnsanın iç dünyasına sükunet aşılayan Adagio'lar. Bach gibi, iyi ki Mozart da var. Numarası 23 olan piyano konçertosu bir daha, bir daha...
Hem hüzün hem sevinç.
Başka türlü bir mutluluk.
Hem kederini dağıtıyor insanın hem yaşamak ne güzel şey dedirtiyor. On sekizinci yüzyılın müziğiyle yirmi birinci yüzyılın başında kendi kendimle barışık olmayı, iç barış arayışını bu yıl başında demek ki Mozart kolaylaştırıyor.
İnce bir hüzün akıyor!
Bu cümle benim değil, Oya Baydar'ın. Latife Tekin'in son romanı Unutma Bahçesi'ni anlatırken yazmış:
"Latife Tekin'in dili alabildiğine doğal, yalın, ama bir o kadar da şiirli; yazarın yabancı olmadığımız mizah duygusu yer yer kendini gösterse de cümlelerin altında ince bir hüzün akıyor: O çok özlenen unutmanın verdiği hüzün belki."(*) Latife Tekin'in Sevgili Arsız Ölüm'ünü anımsıyorum. Yirmi bir yıl olmuş çıkalı. 12 Eylül'lü günlerde ne büyük heyecanla okumuştum. "Latife Tekin neden yazıyor?" sorusunu yanıtlarken şöyle diyor Latife Tekin:
"Sürekli özlemini çektiğim bir şey var, çocukluğumdaki gibi tam bir masumiyetle her şeyin içinde kendimi unutarak yaşamak isterdim. Bir kırılma oldu işte, büyüme yıllarımda, göçün yarattığı sarsıntı esnasında... Sözcüklerin gürültüsü bir çatlaktan içime dolmaya başladı. Yazıyı bu gürültüyü dindirmenin bir aracı olarak keşfettim sonradan... Parçalanmaktan kurtulmam bu keşif sayesinde... Dağılıp gidecek gibiydim, yazdıkça o korku benden uzaklaştı. Bir an önce sükunete, iç bütünlüğe kavuşmak..."
Peki, Altan Öymen bu kitabı niye yazdı?
Bizim meslek herhalde bir zamanlar usta-çırak ilişkisine dayanırdı. Altan Öymen de bana kim bilir kaç yıl önce haber yazmayı kafama vura vura öğrettiği için benim ustam sayılır. Anılarının ikinci cildi Değişim Yılları. İçine de yazmış, "Tuğlaya karşı tuğla dizisinin yeni bir karşılığı olarak..." Kitabın sayfaları arasında dolaşırken şöyle bir duyguya kapıldım:
Sanki Altan Öymen gazete çıkarmayı özlemiş. Bunun için de anılarını gazeteleştirerek yazmış. Tuğla gibi ama bir solukta okunuyor. Yazıyla, fotoğrafla, karikatürle yakın tarihi, İkinci Dünya Savaşı'yla demokrasiye geçiş yıllarını kuş bakışı ama düşünerek öğreniyorsun.
Usta bir gazetecinin kitabı.
Öyle anlaşılıyor ki, Türkiye'nin yakın siyasal tarihinin ne olduğunu anlamak isteyenler bundan sonra Altan Öymen durağından da geçecekler.
Gazeteci milleti yazıyor!
Biri de Murat Yetkin.
Son kitabının adı:
Kürt Kapanı.
Alt başlığında ise Şam'dan İmralı'ya Öcalan yazıyor. Güncelin peşinde bir kitap ama derine gidiyor. Gündemine hâkim, ciddi bir gazetecinin bir bakıma iğneyle kuyu kazması denebilir.
Türkiye'nin en kritik dönüm noktalarından birini yazarken, dokunmadık kaynak bırakmadan birçok yerden check etme çabası. Yani dürüst, mesleğine düşkün bir gazetecinin, gerçeği değişik açılardan fotoğraflamak için kılı kırk yarması...
Üstelik rahat okunuyor, akıcı bir kitap. Bir kutunun kapağını açıyor Murat. Onun içinden bakalım daha neler çıkacak diye soruyor. Bu memleket aslında gazeteci milleti için bir cennet değil de nedir?
23 nolu piyano konçertosu...
İçimi ısıtıyor.
Mozart, beni yeni yıla hazırlıyor.
Şömine çıtır çıtır.
Kocaman bir yalnızlığın ortasında Cumhuriyet kitabıyla cebelleşmeye başladım. Sanki zamanı! İlle de yazacaksın. İçini boşaltmak, bir tür terapi belki de... 1983 yılı ocak ayı. Tam ofset teknolojisi için kıt kanaat yatırım yapmaya çabalarken askeri yönetim kapatıyor Cumhuriyet'i... Berin Nadi kızıyor bana, "Gazeteyi batıracaksın!" diye...
Bülent Erkmen "Son İşler" albümünü göndermiş. Sevgili Bülent de Cumhuriyet'in o yıllarını bilir. Ofset baskıya hazırlanırken, Cumhuriyet'te yaşanacak mizanpaj, sayfa düzeni değişikliği için birlikte geçiş dönemleri oluşturmuştuk. Asık suratlı Cumhuriyet'i, ciddiliğine zarar vermeden güler yüzlü yapabilmek ve bu değişikliği kabul ettirebilmek...
Kolay olmamıştı.
Ne kolay oluyor ki hayatta?
İyi ki Mozart var!
Hem hüzün hem sevinç...
Yeni yılda da asılın hayata.
İyi seneler!
——————————————
* Cumhuriyet Kitap, sayı 768.

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Yeni yıl, Yeni TL
MUM, kandil, nur, ışık, aydınlık... Bu kelime...
Çetin ALTAN
Geçmişteki kaç "yılbaşı"nı hatırlayabiliyoruz ki?..
2005'in ilk günü... Yeni bir yıl daha başlıyo...
Melih AŞIK
Okurla hasbıhal
Sevgili okur, kısa ömrümüzden çok değerli bir...
Fikret BİLA
Duygu ve zaman
İnsanı insan yapan özelliklerden biridir duyg...
Hasan CEMAL
Yılın ilk günü!
İnce bir hüzün akıyor! Herhangi bir günden fa...
Can DÜNDAR
Hercai leyleğin sırtında...
Kendimi ıslah ettiğim yıl oldu 2004...
Abbas GÜÇLÜ
Bugünün dünden ne farkı var?
Yeni yılda iyi temennilerde bulunmak âdettend...
Sami KOHEN
Bilin bakalım 2005'te ne olacak?
GELİN, gelenek haline getirdiğimiz "yılbaşı t...
Mehmet Y. YILMAZ
Ve Tanrı kadını yarattı!
Yeni yıla nasıl girilirse, bütün yılın öyle g...
Derya SAZAK
İyi bir yaşam
2005'e yeni umutlarla giriyoruz. Daha iyi bir...
Meral TAMER
2005'in ilk mektubunu kendinize yazın
2005'in bu ilk gününde sizlere çok klasik bir...
Tamer HEPER
Yeni yıl, yeni umut
Her yılbaşı şu olayı hatırlarım. Daha önce de...
Yaman TÖRÜNER
İyi bir yıl geçirdik
2004 yılı beklediğimizden iyi oldu. Bazı okur...
Güngör URAS
2004 şahane, 2005 muhteşem
Geçen hafta perşembe günü yayımlanan Posta ga...
M. Ali BİRAND
2005 daha da güzel bir yıl olacak...
Güzel bir yıla girdik.

© 2004 Milliyet