Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 03 Ocak 2005 / Pazartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Dünyayı onlarla dolaşmıştık

Tefrika romanların en ünlülerinden biri olan "İki Çocuğun Devriâlemi" yeniden yayımlanıyor. İlk iki cildi piyasaya çıkan kitabı sadece küçükler değil, büyükler de zevkle okuyacak


Aziz Nesin'in sözüyle, "şimdiki çocuklar harika". Her şeye akılları eriyor. Boabab diyorsun, başlıyor ağacın özelliklerini anlatmaya; puma diyorsun, saatte kaç kilometre hızla koştuğunu söylüyor, arkasından da sözü spor ayakkabılarına bağlıyor. Ama düş kuramıyor.
Genelleme yapmıyorum elbette, çoğunluktan bile söz etmiyorum, belirli bir kesimin, çocuklarını iyi yetiştirmeye çalışan, özel okullara gönderen, onları varlıklı bir yaşama hazırlayan ailelerin küçük, bir örnek bireylerini anlatıyorum. Bilgisayar el altında. VCD'ler, DVD'ler hazır. İnternetler, siteler bir tuş uzaklığında. Televizyon bile neredeyse rafa kaldırıldı. Sinema? Sinema ancak "Matriks"lerle var.

* * *

Bizim çocukluğumuzda, 1940'ların sonlarında, kitapla sinema vardı sadece. Dünyayı onlarla tanımaya, öğrenmeye çalışırdık. Mesafeler uzak, insanlar yabancıydı. Kıbrıs bir başka kıtaydı sanki. Amerika ay kadar uzaktı. Afrika
uzayın kara deliklerinden birine gömülmüştü zaten.
Kitaplardan, filmlerden edindiğimiz izlenimler öyleydi.
Televizyon denilen şeyden habersizdik. Bizim Cousteau'larımız Johnny Weismüller'ler, Humphrey Bogart'lar, Gary Cooper'lardı.
Asyalı esrarengiz, Amerikalı ya gangster ya dedektif, Afrikalı yamyam, Avrupalı kibardı. Avustralyalı? Kafa bile yormamıştık.
Ders kitaplarından ezberlediklerimizi saymazsak, bilgilerimizin sınırı üç aşağı beş yukarı buydu. Ama sınır tanımayan bir düş gücümüz vardı. Fu Mançu da olabiliyorduk, Jesse James de. Kaptan Marvel gibi bir "Şazem" demeye görelim, değil ayın, güneşin bile arkasına uzanabiliyorduk.
Düş gücümüzü besleyen en önemli kaynak ise kitaptı. Grimm Kardeşler'in masallarından Sherlock (daha doğrusu, Şerlok) Holmes'un serüvenlerine uzanan sonsuz bir alan. O alanda koştururken hem eğleniyor, hem heyecanlanıyor hem de öğreniyorduk.

* * *

Antep'te, kitapçı Arif Güzel'in küçücük dükkanında, o günkü posta treninin getireceği kitap paketlerini beklediğim günleri hatırlıyorum.
Saatlerce ayrılmazdım oradan. Bilirdim paketlerin geliş saatini ama çok önceden giderdim Arif amcanın yanına... "Ne olur ne olmaz..."
Paketlerden Naki Tezel'in "Dünya Masalları" çıkardı, "Balabancık" çıkardı, Kemalettin Tuğcu'nun "Köprüaltı Çocukları" çıkardı, Şerlok Holmes, Nat Pinkerton fasikülleri çıkardı. Hepsi can baş üstüne... Ama Jano'yla Yanik'in yeni kitabı var mı, asıl ona bakardım.
İki Fransız çocuğunun serüvenleri onuncu kitapta noktalanınca nasıl üzülmüş, nasıl içerlemiştim.
"İki Çocuğun Devriâlemi"nin yeri bende bir başkaydı. Dünyayı o iki çocukla keşfediyor, çeşitli ülkelerin insanlarını onlarla tanıyordum.

* * *

"İki Çocuğun Devriâlemi" yıllar sonra yeniden yayımlanıyor (Yazan: Jean de la Hire; Çeviren: Gülten İldeniz; Türkçeye ve günümüze uyarlayan: Erdal Öz; Resimleyen: Başak Karafakı; Can Çocuk) şimdi. İlk iki cildi çıktı bile.
Jean de la Hire 1878'de doğmuş, yapıtlarını 20'nci yüzyılın başlarında yayımlamış bir yazar. "İki Çocuğun Devriâlemi" de "tefrika" romanlarından biri, en ünlüsü.
Neredeyse bir yüzyıl öncesinin dünyasını yansıtan bir roman, günümüzde geçerliliğini, değerini koruyabilir mi? "David Copperfield" gibi, "Anna Karenina" gibi edebiyat yapıtıysa korur elbet. Ama amaç dünyayı tanıtmaksa, inanılmaz bir biçimde değişen o dünyada ne kadar anlam taşır?
"İki Çocuğun Devriâlemi"nin ilk kitabını geçen hafta elime aldığımda bu kuşkuyu taşıyordum. Bir ara, "Hiç okuma" dedim kendi kendime, "o eski tadıyla kalsın." Ama dayanamadım, okudum. Yine "o eski tadı" aldığımı görünce de keyiflendim.
İki nedeni vardı bunun. Bir kere, Jean de la Hire sadece gününün dünyasını yansıtmakla kalmamış, anlatacağını usta bir öykücü gibi anlatmayı başarmış. Her şeyden önce öyküye kaptırıyorsunuz kendinizi, o arada çeşitli ülkelerle ilgili bir şeyler öğreniyor, izlenimler ediniyorsunuz. İkincisi, Erdal Öz'ün "günümüze uyarlaması". Böylece, "modası geçmiş" bir dünyanın içinde kalmıyorsunuz.
Öyle sanıyorum ki, "İki Çocuğun Devriâlemi"ni çocuklar kadar ben yaşlardaki kitapseverler de okuyacak. Jano'yu, Yanik'i, köpekleri Sultan'ı çocuklarına, torunlarına tanıtmak isteyenlerin sayısı az olmayacak.
Geçmişin eski tadının peşine düşen büyüklere ve sürükleyici serüvenlere tanıklık etmek isteyen küçüklere ayrı ayrı duyurulur.

PAZAR
"Rahatsızlık veren çiftler hemen elenir"
"Trump'ın kopyası olmam beklenmiyor"
Balıkçılar karaya çıktı
"AB sürecinde belki de Avrupa'yı biz ikna edeceğiz"
"Boğaz Köprüsü'ne de tırmanmamı istediler"
"Yemeği fazla kaçırınca suyu artırıp karbonhidratı azaltın"
Türkiye'nin ilk DJ'i hâlâ gecelerde...
Eski dost geri geldi
Lezzet kitapları
Pastaneden restorana...
"Beni şimdilik yalnız mahalledekiler tanıyor"
"Duvara Karşı", Bush'a karşı, "efendi"ce Oscarlı, "G.O.R.A."lı bir yıl
Soğuk kış günlerinde sıcak çikolata ve kahve keyfi
Acil durumda mantık!
"Derya-deniz" İzmir
Anadolu Demiryolları'ndan günümüze
Bu yıl da geçen yıl gibi geçse bana yeter
Dünyayı onlarla dolaşmıştık





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer

© 2004 Milliyet