|
 |
|
|
Üç komşumuz ve ABD
Bu yıl, Irak'ta kader yılı olacak. Ancak İran ve Suriye de, hem Irak'taki ve İsrail - Filistin denklemindeki gelişmelerle bağlantılı olarak, hem de kendi iç dinamikleri açısından çok kritik bir döneme giriyorlar.
2005, Irak'ın demokrasiye geçişte önemli adımlar atacağı ve ABD'nin belki de aşamalı bir çekilme planına yönelebileceği bir yıl. Aynı zamanda, Washington'ın gözünün Şam'a ve Tahran'a geçen yıl olduğundan daha fazla dikileceğinden emin olabilirsiniz.
Suriye, bir yandan halkın çeşitli kesimlerinin giderek artan değişim arayışıyla çalkalanmaya aday. Öte yandan, Şam'ın terörist örgütler üzerinden sürdürdüğü bölgeyi karıştırma politikasına ve Iraklı Baasçılar'ı himaye etmesine ABD'nin sözde kalmayan bir karşılık vermesi olasılığı var.
İran, 17 Haziran'da yeni cumhurbaşkanını seçmek için sandık başına gidecek. Bu arada ABD'nin, İran'ın nükleer silah sevdasından caydırılması hedefine yönelik politikasının nasıl şekilleneceği de büyük önem taşıyor.
Irak'ta seçime doğru
Irak Savaşı'nın gerekçesi, zamanlaması, biçimi ve gidişatı konusundaki görüşümüz ne olursa olsun sürece gerçekçi bakış, Irak içindeki saflaşmanın şu an geldiği nokta itibariyle "demokrasi umudu" ve "demokrasi düşmanlığı" arasında şekillendiğini görmeyi gerektiriyor.
30 Ocak seçimleri, bu saflaşma açısından dönüm noktası. Seçimlerin yapılacağı güvenliksiz ortama ve boykot çağrılarına karşın Iraklılar'ın önemli bir yüzdesi sandık başına gider ve meşruiyeti genel kabul görecek bir yönetim sandıktan çıkarsa, Irak kritik bir virajı almış olacak.
Seçimleri boykot çağrısı yapan ve işgale karşı ayaklanmanın öncüleri arasında yer alan üç Sünni grup tarafından 30 Aralık'ta yayımlanan ortak bildirinin şu cümlelerine bakın:
"Demokrasi, halk yönetimi anlamına gelen Yunanca bir sözcüktür, halkın aklına yatan herşeyi yapması demektir. Bu kavram dinden dövmek anlamına gelir ve tek Tanrı'ya inanma yönündeki Müslümanlık doktrinine aykırıdır."
Bu bildirinin imzacıları arasında, geçen ay Musul'daki Amerikan üssüne düzenlenen saldırıyı gerçekleştiren Ansar Al Sünna örgütü de var. İlginç olan, bildirinin "Amerikan işgalinde demokrasi olmaz" türünden bir argümana değil, doğrudan demokrasi karşıtı bir söyleme sahip olması.
Esasen Washington, Irak'taki umudunu büyük ölçüde 30 Ocak'a bağlamış durumda. Iraklılar, kendi oylarıyla seçecekleri Şii ağırlıklı parlamento (ve Sünni katılımının düşük olmasının yaratacağı dengesizliğin özel bazı düzenlemelerle giderilmesi) aracılığıyla yönetimi ellerine aldıklarında, ayaklanmanın da ister istemez zemin yitireceği umudu bu.
Dahası Bush yönetiminin seçimler ardından Bağdat'ta işbaşına gelecek yönetimle bir çekilme takvimi üzerinde anlaşması, bunu ilan etmesi ve aşamalı biçimde uygulamaya koyması mümkün.
Washington'daki "iyimserler," böylelikle Iraklılar'ın artık mücadeleyi doğrudan kendi içlerinde görmelerinin, asayiş ve istikrar görevinin kendi sorumluluklarına geçtiğini kavramalarının ve Iraklı güvenlik güçlerinin eğitilmesine daha fazla uluslararası katkı yapılmasının sağlanabileceğini düşünüyorlar.
Tabii, ABD'nin daha yıllar boyu Irak'tan çıkamayacağını, çıkmaması gerektiğini savunanlar da var Washington'da. Ancak bu kesim de 30 Ocak'ın nispeten başarılı ve meşru bir sandık deneyimi olmasının "elzem" olduğunda hemfikir. Amerikan başkentinin siyasi ibresi ise, giderek "ABD'nin Irak'ta kalıcı olmayacağının işaretinin açıkça verilmesinden" yana kayıyor.
Suriye'nin azınlıkları
"New York Times" 29 Aralık'ta Katherine Zoepf imzası ve Kamışlı mahreci ile, Suriye'deki azınlıkların gözlerini nasıl da Irak'taki gelişmelere diktiklerini yansıtan geniş ve çarpıcı bir habere yer verdi.
Mart 2004'te Suriye Kürtleri'nin hemen sınırımızda hareketlenmesi ve bunu izleyen Arap - Kürt çatışmaları, Irak'taki gelişmelerin (geçici anayasa ilanının, Kürtçe'nin ülkenin resmi dillerinden biri olmasının) bir yansımasıydı.
Zoepf'ün haberi, Kamışlı - Haseke çevresinde yoğunlaşan Kürt nüfusun yanı sıra, Suriye Ermenileri ve Asurileri'nin de Irak'taki 30 Ocak seçimleri ve sonrasındaki anayasa yazım sürecine bir tür "demokratikleşme emsali" olarak baktıklarını gösteriyor. Zoepf'e demeç veren Baas muhalifi birçok azınlık temsilcisi, Irak'ta demokrasinin başarılı olması halinde, bunun Suriye'de değişim dalgası başlatacağını ifade ediyor.
Şam'ın bir yandan bu dalga karşısında ne yapacağı, bir yandan da Irak'a müdahaleci tavrını sürdürüp sürdürmeyeceği, ABD tarafından yakın izlemeye alınmış durumda.
Pentagon'a göre, Irak'ta işgal güçlerine ve geçici yönetime karşı savaşan yabancıların büyük bölümü Suriye'den sızıyor. Daha önemlisi ve Washington'ı Şam'a ültimatom vermenin eşiğine getiren konu, Iraklı eski Baas liderlerinin kurduğu Yeni Bölgesel Komutanlık'ın Suriye'de üslenmiş olması. Bazı ABD'li gözlemcilere göre, 2005'te Şam'a karşı hızlı bir sertleşme sürpriz olmayacak.
Hatemi sonrası İran
17 Haziran'da İranlılar hem reformcu bakışını politikalarına tam yansıtamayan Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'nin halefini belirleyecek, hem de bir dizi kentte meclis üyelikleri için ara seçime gidecek.
İran'ın bir önceki sandık deneyimi 2004 şubatındaki parlamento seçimleriydi ve bu seçimlerde, reformcu adayların yarışması engellenmişti. 17 Haziran ise, Hatemi yandaşı, ülkenin en büyük reformcu partisi İslami İran Katılım Cephesi'nin adayı Mustafa Moin ile eski cumhurbaşkanlarından Haşemi Rafsancani gibi reform karşıtları arasında büyük bir koz paylaşımına sahne olacağa benzer.
İran halkı, değişim talebini sandığa yansıtırsa, dini liderlerin bütün engellemelerine karşın, doğu komşumuzda yeni dinamikler harekete geçebilir.
Öte yandan, Tahran'ın nükleer silahlanma konusunda Avrupalılar ile yaptığı anlaşmaya sadık kalması, ABD'nin hiçbir zaman gündemden kalkmayan hava saldırısı tehdidi ile sağlanabilir mi, yoksa Washington çeyrek yüzyıl aradan sonra İran'a diplomatik açılım mı yapacak? ABD başkentinde bu konuda derinden derine süren tartışmanın sonucu, bölgemizin 2005'teki kaderini yakından ilgilendiriyor. Bush yönetiminin İran'la konuşmaya başlaması olasılığını yabana atmamakta yarar var.
ycongar@erols.com
|
|
|

|