|
 |
|
|
Kaderle kavga
O artık bir teknik direktör. Ama belki fiziğinden çok bir şey kaybetmediğinden bana formasını giyip sahaya çıkacakmış gibi geliyor. Yakın geçmişte sadece onu seyretmek gibi bir motivasyonla stada gitmiş olmam da bunda etkili herhalde. Bir türlü teknik direktörlüğüne alışamadım. Onu her gördüğümde aklıma o unutulmaz golleri geliyor. Monaco'ya attığı akıllara zarar 4 falsolu gol mesela. Ama daha çok 94 Dünya Kupası'nda, sevdiğim ve tutuğum - Pele'nin şampiyon olacak dediği - Kolombiya'ya attığı uzun mesafeli gol. Sol çaprazdan ters doksana çaktığı fantastik muz şandel. Kaleci öylece kalakalmıştı. Ki o kaleci Oscar Cordoba'ydı. Hagi başka bir adamdı. Takım içinde takım. Ve bu tip adamlar farklıdır.
Bilinen hikayedir. Türk futbolunun simge isimlerinden biri, futbolu bırakışından çok çok sonra, yazarlık devrinde, bir maç çıkışı yanında bir grupla yürümektedir. Birinin adını bağırdığını duyar, dururlar. Adam gelir. "Beni tanıdın mı?" der. "2 sene birlikte oynamıştık. Adım şu. Sağ bektim hani." Konuşurlar. Ayrılırlar. Yıldız eskisinin yanındakiler şüpheye düşer "Abi arkadaşı tanımadın galiba!" Umursamaz bir ifadeyle cevap verir: "Ne bileyim! Arkalarda bir yerde oynuyormuş işte."
Büyük yıldızlar genellikle takımlarıyla değil, kendileriyle ilgilenir. Hele Hagi gibi bir maçın, bir turnuvanın kaderini tek başına değiştirebilen bir adamsa durum çok daha vahimdir. Hiç durmadan söyleyelim. Bu tip adamlardan teknik direktör olmaz. Pele'den, Maradona'dan... Biraz Cruyff dışında hiçbir büyük virtüözden olmadı. Cruyff'un da koyduğu hedeflerin çok uzağındayken bu işleri bıraktığını unutmamalı. Hagi'nin Romanya ve Bursa maceralarının finali de böyle. Evet, büyük olasılıkla Hagi'den de iyi bir teknik direktör çıkmayacak. Futbolun yıldızlarının horoskopu, yeşil sahaların astrolojisi bunu söylüyor.
Ama biliyoruz ki hep kırılmalar, yanılmalar, kaderin garip tesadüfleri olmuştur.
Tıpkı Hagi'nin futbol kaderinin İstanbul'da değişmesi gibi. İnişe geçmiş bir kariyerin Galatasaray'da yeniden doğuşu gibi. Hagi kulüp takımları kariyerinin zirvesine Ali Sami Yen'de çıktı. Bir garip tesadüf onu İstanbul'a atmıştı. Ve o Süper Kupa'ya kadar giden bir modern çağ efsanesinin başrolüne oturdu.
Yine büyük bir tesadüfle, yokluklar içindeki huzursuz kulübü onu takımın başına getirdi. Doğrusu getirmek zorunda kaldı. Ve o basit bir oyun planıyla, ona inanan oyuncularla çok iyi gidiyor. Oyunculuğunda olduğu gibi teknik direktörlük kariyerinde de Galatasaray onun için cennete açılan pencere oldu. Sona gelmişken bir yeni başlangıç şansı. Ama...
Hagi şansını zorluyor. Oturmuş bir takımı bozma pahasına isteklerde bulunuyor. Kulübün ekonomik kapasitesini zorluyor. Ve unutuyor. Eğer o kapasite Galatasaray'da olsaydı, teknik direktör o olmazdı. Hagi onu var eden kaderiyle çok gereksiz bir kavgaya girişti. Tanrı yardımcısı olsun.
Türkiye'nin yıldızları
2002 Dünya Kupası sonrasıydı. Fourfourtwo dergisi Steve Gerrard'a ideal 11'ini sormuştu. Orta sahada iki Türk vardı. Emre Belözoğlu ve Hasan Şaş. Gerrard'ın (sezon başında 45 milyon euro değer biçilmiş potansiyel olarak en pahalı İngiliz) özellikle Emre için söylediklerini hiç unutmuyorum: "Ümit milli takımlar seviyesinde karşılıklı oynadık. Muhteşem. Bu yaşında dünyanın en iyi sol ayaklı orta sahası. Sahada ne yapacağını tahmin etmek ve onu tutmak zor. İlham veren bir yetenek. Yaşı ilerledikçe daha göbekte görev alacaktır. Onu seyretmek büyük zevk."
Emre bugün Inter'in çok iyi kazanan (yılda 2,7 milyon dolar) ikinci seçenek orta saha oyuncularından. Çok kazanıyor ama kapasitesinin çok gerisinde bir yerde. Belki daha az kazanmayı göze alıp, yeteneklerini daha iyi sergileyebileceği bir ligde olmalı. Hedef büyütmeli. Takım hedefi küçülse de kişisel hedefinin daha büyük olduğu bir yerde olmalı. Ama maalesef kariyer planlaması konusunda hiçbir Türk futbolcusunun doğru adımlar atmadığı ortada. Gökdeniz'i futboldan nefret ettiren, Tuncay ve Nihat'ın gelişimini durduran budur. Doğru zamanda doğru hareketi yapmak. Zamanlama sadece bir yeşil saha deyimi değil. Bunun kadar menajerlerin, kariyer planlamacıların, imajmakerların da doğru hareket etmesi, doğru zamanda doğru imzaları atabilmeleri gerekiyor. Büyük yıldızlar maalesef bunlar yapılmadığı için böyle köreliyor, sıradanlaşıyor.
Ajax neden almıyor?
Mihaita Plesan Almanya'ya attığı o muhteşem golden sonra Avrupa piyasasında ismini duyurdu. İyi bir oyun kurucu adayı. Yetenekli ama 22 yaşına gelmesine rağmen aşama kaydedemedi. Kulübünün paraya ihtiyacı var. Ve onu satmak istiyor. Ama ortada talip yok. Parma'ya önerdiler İtalyanlar istemedi. Ajax'ın onu istediği söylendi. Ama istenen 3 milyon euro onlara fazla gelmiş. Son iki yılda sattıkları oyuncularla Avrupa'nın bütçesi en geniş ekiplerinden biri olan Ajax onun için bu parayı vermiyor. Doğrusu hiç birimiz onu çok iyi tanımıyoruz çünkü Avrupa sahnesine tam olarak çıkmış, kendini göstermiş değil. Ama sorular ortada. Cevapları durumu aydınlatacak. Daha önce Rumen oyunculardan hep istediğini alabilmiş, genç yetenek avcısı Ajax neden 3 milyon euro gibi çok da önemli olmayan bir parayı ona ödemedi? Plesan neden 300 bin dolar gibi komik bir paraya Galatasaray'a kiraya veriliyor? Bunların cevaplarını almak lazım. Ancak böyle onun Petre ve Bratu'dan farklı olduğunu bilebiliriz. Ya da Frasinianu'dan. Hatırlarsınız, Hagi Bursa'nın başındayken yılın en iyi orta sahası Timuçin'i kısa boylu diye almayıp aynı boydaki, hatta daha kısa olan vatandaşı Frasinianu'yu transfer etmişti. Şimdi o nerede?
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
|
|

|