|
 |
|
|
Abbas mı, Şaron mu, Bush mu?
Soruyu böyle sormak, Ortadoğu'nun kaderini bu üç adamdan birinin değiştirebileceği imasını içerdiğinden, bir bakıma anlamsız.
Ancak bir yandan da, Yaser Arafat'ın ardından Mahmut Abbas'ın (Abu Mazen) Filistin liderliğine seçilmesinden memnuniyet duyan ABD ile Abbas'ı diğer adaylara tercih eden İsrail yönetiminin bu kaderdeki rolünün "anahtar" niteliği göz ardı edilemez.
Öyle denilebilir ki, Abbas'ın Filistin Başkanı olmasının tarih önünde taşıyacağı anlam, en az Abbas kadar, hatta Abbas'tan daha ziyade, Şaron ve Bush'un atacağı (ya da atmaktan geri duracağı) adımlarla belirlenecek.
Bu anlayışa sahip olanlar, Washington'da da Kudüs'te de var, ama her iki hükümetin ve yakın çevrelerinin dillendirdiği baskın görüş, öncelikle Abbas'ın teröre karşı ve reform yanlısı tutumunu kanıtlamasının bekleneceği yönünde.
Dahası, 2000 yılı ortasında Camp David'de, zamanın liderleri Bill Clinton, Ehud Barak ve Yaser Arafat arasında çöken barış arayışının, bugün de o zamankindan daha şanslı olmadığını savunanlar, bu bekleyişin parametrelerini çok daha geniş çiziyorlar.
Arafat'ı aşmak
Dore Gold (asistanı David Keyes ile birlikte) geçen hafta, Arafat sonrası barış ufkuna ilişkin olarak "Bush, Şaron'u ve Abu Mazen'i Camp David'e davet ederse ne olur" diye soran ve özetle, "Bu aşamada pek de bir şey olmaz" sonucuna varan bir analiz yayımladı.
Müzakerecilik geçmişi olan, 1990'ların sonunda İsrail'in BM büyükelçiliğini yapan, Binyamin Netanyahu'nun ve Ariel Şaron'un eski danışmanı ve bugün Kudüs'teki bir fikir kuruluşunun başkanlığını yürüten Gold ile aynı kuruluşun uzmanlarından Keyes'in temel argümanı şu:
Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkı, sınırlar, Kudüs ve güvenlik düzenlemeleri gibi "nihai statü" konularında Abbas'ın tutumu Arafat'tan farklı olmadığına göre, nihai barışın bu aşamada sağlanması imkansız.
"Arafat'ın siyasi sahneden çekilmesi tabii ki şans" diyen Gold ve Keyes, ancak Abbas'ın "Arafat'ın vermediği tavizleri verecek" bir lider olarak görülmesinin "yanılgı" olduğunu savunuyor ve şöyle yazıyorlar:
"Bu, 2005'te 'bir fırsat penceresi' olmadığı anlamına gelmiyor. Ancak bu pencerenin büyüklüğü doğru ölçülmeli. Esasen, şu anki bağlamda, kısmi bir ateşkes, 2000'deki Camp David Zirvesi'nde ele alınan kapsamlı meselelerde kayda değer ilerleme sağlanmasından daha gerçekçidir. (...) İsrail ile Filistinliler arasında tam kapsamlı, nihai statüde bir barış anlaşması, bugün beş yıl öncekinden muhtemelen daha uzaktır."
Bu satırlar, başkanlık seçimlerini kazandığının bugün resmen ilan edilmesi beklenen yeni Filistin liderinin "Arafat'tan çok daha ılımlı" olacağına inanarak "Abbas'la herşey, hemen değişecek" diyen kesime anti - tez.
Pencere kapanmasın
Benim izlenimim, İsrail ve Filistin'deki birçok çevre gibi, Bush yönetimi içindeki baskın görüşün de, medyaya yansıyan bazı aşırı "iyimser" yorumların aksine, bu anti - tezle uyuştuğu yönünde.
Clinton, "Hayatım" adlı otobiyografisinde 2000 Camp David zirvesini anlatırken, barışın sağlanamamasından birinci derecede Arafat'ı suçlamış ve o zaman Mahmut Abbas dahil Arafat'ın yanında olanların, Barak'ın teklifini kabule yatkın olduklarını, ancak Arafat nedeniyle bunu yapamadıklarını savunmuştu.
Bugün Washington'da, bu görüşe halen sahip olanlar var. Ancak Abbas'ın kendi açıklamaları, nihai statü konularında Arafat'ın tutumuyla uyuştuğu ve Camp David'e "kaçırılmış bir fırsat değil, kurtulunmuş bir tuzak" olarak baktığı şeklinde.
Bir ABD'li diplomat ise bana geçen hafta, "Abbas seçilirse, bizi aceleyle barış masasını kurmaya çağıranlar olacak. Ama yönetimin bu adımı hemen atıp yeni bir Camp David bozgununu göze alacağını sanmıyorum" dedi.
Kısacası Bush yönetimi, Ortadoğu'da barış şartlarının salt Arafat'ın yerini Abbas'ın almasıyla oluşmayacağı görüşünde ve şartları zorlamaya da pek niyetli değil.
Ancak gerek Demokrat sesler, gerekse yönetime bağlı kadrolar, Abbas'ın başarılı olabilmesi, fırsat penceresinin tümden kapanmaması ve barış zemininin hazırlanması için ABD'ye görev düştüğünün bilincindeler.
"Ne yapacaksınız" sorusuna ABD'li diplomatların verdikleri yanıt, "Öncelikle Abbas'ın terörün üzerine kararlılıkla gideceğini görmek istiyoruz" şeklinde.
Bir yetkili, bu konudaki ilk ölçütlerinin "Abbas'ın kabinesinde terör yanlılarına yer vermemesi" olduğunu söyledi. Aynı yetkiliye göre, "Abbas, İslami Cihad ve Hamas'ın dizginlenmesine çalışırsa, ABD bunun karşılığını verecek." Karşılıktan kasıt, ilk aşamada, ABD'nin Filistin'e yardım için 1998'de ayırdığı ve 400 milyon doları halen kullandırılmamış olan fonun devreye sokulması. Yetkili, "bu paranın teröristlerin eline geçmeyeceğinin garantisi aranarak" kaydını da düşüyor.
Öncelikli adımlar
Fırsat penceresinin kapanmaması için, Abbas'ın güçlü bir başlangıç yaparak şiddet yanlılarının sürece egemen olmasını önleyebilmesi gerek. Bu da, Bush yönetiminin, baştan itibaren kendisini akıllıca desteklemesinden geçiyor. Akıllıca desteklemek, İsrail'de de Filistin'de de belli kesimler tarafından "Amerika'nın ve Siyonistler'in adamı" diye damgalanan Abbas'ı koltuk altına almakla olacak iş değil.
Washington'da bunu gören yetkililer, bazı somut adımlarda kendilerine rol biçiyorlar.
Bunlardan ilki, İsrail ile Filistin arasında güvenlik işbirliğinin canlandırılması, Gazze ve Batı Şeria'da yeni güvenlik düzenlemeleri ve böylece, Mısır'ın da destek olacağı bir süreçte, ateşkese zemin hazırlanması. İkinci ve ABD'li bir yetkilinin deyişiyle "kısa vadedeki en kritik görev," İsrail'in yazın Gazze'den çekilmesinin desteklenmesi. Ardından, Gazze'de asayiş, bayındırlaştırma amaçlı düzenlemeler.
Bush yönetimi, haftaya dışişleri bakanlığının onaylanması için Senato'nun karşısına çıkacak olan Condoleezza Rice'ı bu adımlarda birinci derecede devreye sokabilir. Sonraki aşamada, üst düzey bir Ortadoğu Özel Temsilcisi atanması, Abbas'ın fazla gecikmeden Beyaz Saray'a davet edilmesi de olası.
Ama Washington'ın Abbas'ın elini güçlendirecek başka alanlarda ne denli girişken olacağı, örneğin Filistinli tutukluların bir bölümünü serbest bırakması için Şaron'a baskı yapıp yapmayacağı soru işareti.
Bush yönetiminin Abbas'la başlayacak yeni döneme şu anki bakışını belirleyen unsurun "temkin" olduğu ise kesin.
ycongar@erols.com
|
|
|

|