|
 |
|
|
Düğün ve cenaze
Martinik asıllı 17 yaşındaki çocuk için PSG bir fiyat bile belirlememişti. 2 sezonda 10 maç oynadığı kulübünde sadece 1 gol atabilmiş bir yeni yetmeydi. Ümit milli takımın gelecek vaat eden siyahi yıldızıydı. Arsene Wenger, onu 1 milyon dolara Paris Saint Germain'den alıp Londra'ya götürdü. Çok geçmeden Ian Wright sakatlandı. Wenger sıra sende dedi. Takıma girmişti işte. Ne giriş! 98'deki dublenin başrollerinden birindeydi. 2 sene sonra Lazio onu alabilmek için 40 milyon doları gözden çıkarmıştı.
Wenger vermeyeceklerini söylüyordu. Ona hayrandı. Temel projesi Anelka'ydı. Arsenal'de yıllar boyunca bir dolu yıldızı büyütecek yarı Alman tam Fransız, Anelka'nın henüz gelişimini tamamlamadığını söylüyordu, ona öğretecekleri vardı. Müthiş bir patlayan güce, çok üst düzey reaksiyon hızına, tempo ayarlama kabiliyetine sahipti. "O Ronaldo kadar iyi. En iyisi olacak. Ama unutmamalı ki, bir santrforun en verimli olduğu dönem 26-30 yaşları arasıdır" diyordu. Gideceğine hiç ihtimal vermiyordu. Doğrusu kulübe gelmiş bir teklif de yoktu. Zaten kariyeri boyunca Anelka için hiçbir kulüp, kulübüne teklif götürmedi. Teklifler, hep Londra'da evini paylaştığı ağabeyi Claude'a giderdi. O işi bitirir, Anelka maçlara, antrenmanlara çıkmayı reddeder, kulübü de onu bırakmak zorunda kalırdı. Claude, Lazio ile görüşmeleri gizli gizli sürdürürken, Arsenal yönetimi buna isyan etmiş, Claude da son noktayı koymuştu: "Ne var yani sanki 2 yıl evvel onlar farklı bir şey mi yaptılar".
Ne dram !
Sonra devreye Real girdi. 45 milyon dolar vereceklerdi. Anelka. Manchester'la oynanan Charity Shield maçında çıkmayacağını açıkladı. Peki seyretmeye gidecek miydi? "Arsenal'le işim bitti. Orada ne işim var" dedi. "Canları cehenneme". Peki sonra ne oldu? Anelka, Real tarihinin en pahalı oyuncusu olarak Madrid'e yollandı. Gönlünün hep Madrid'de olduğunu açıkladı. Çok mutluydu. Ama her zamanki gibi bunu gösteremiyordu. Wenger en büyük projesini tamamlayamadığı için üzgündü. Başka bir hedefe yöneldi. Juventus'tan Henry'i aldı.
Anelka "Londra'yı çok severim. Abim Claude ve onun eski takım arkadaşı Salem'le kalıyorduk. Birçok da arkadaşım vardı, ama asla mahallemin ambiyansını orada bulamadım. Ve basın ayrılmamın sebebi oldu. Beni hiç sevmediler. Bir de soyunma odasında beni deli eden bir şey vardı. Oyuncular Fransızca rap dinlememi istemediler" diyordu. Ne dram!
Wenger'in yorumu ise farklı: "Nicolas'nın şunu anlaması lazım. Bir insan çok fazla kazanabilir. Hep daha fazlası vardır. Ama önünde sonunda bir insanın ihtiyacı olan bir yatak ve üç öğün yemektir. Anelka bunu anlamalı ve işine yoğunlaşmalı". Nicolas, belki de daha doğrusu abileri, eski ve olmamış bir futbolcu olan Claude ile bir eski atlet ve ailenin entelektüeli olan lise muhasebe öğretmeni diplomalı Didier ve bir de Claude'un yakın arkadaşı Salem bunu anlamadı. Fransız ve İngiliz basınında çok şey yazılıp çizildi. "Ne önemi var ki!" diyordu Nicolas "Bunların tek sebebi var: Kıskançlık".
Bosque'yi kızdırdı
O Real forması giyen 5'inci Fransız ve tarihin en pahalı mor - beyaz transferiydi. Efsanevi forvet Raymond Kopa'nın varisi... Onu, Bernabeu'da 200 gazeteci karşıladı. Bu kez yanında ağabeyi Dider vardı. Claude, Londra'da kalmıştı. Çok mutluyum diyordu, ama 2 ay geçmeden oyun sistemiyle sorunları olduğunu, Toschack'ın onu hiç anlamadığı söylemeye başladı. Fransa'da ise başka kriz konuşuluyordu. Jacques Chirac'la, Madrid ziyareti sırasında görüşmeyi reddetmiş, telefonlarına çıkmamıştı. Anelka bu suçlamalara cevap bile vermedi.
Real, Toschack'la yollarını çok geçmeden ayırdı. Ama Anelka'nın sorunları bitmedi. Del Bosque de, onu tatmin etmiyordu. Ona pas verilmediğini söylüyordu. Topa çok az dokunabiliyordu. Böyle sistem olur muydu? Söylenmeleri bitmedi, daha da ileri gitti. Basına "Real oyun sistemini bana göre uyarlamalı" dedi ve çok geçmeden Paris'e döndü. Del Bosque arkasından sadece şunları söyleyebildi: "Dünyanın en eğlenceli düğününe katılsa, 5 dakikada cenaze evine çevirir". Del Bosque'nin bir oyuncusu hakkında bunu söylemesi için gerçekten gına gelmiş olması gerekir, hatta fazlası...
Sonra yeniden PSG. Kişisel olarak vasat, ama takım olarak kötü geçen bir yeni macera. Yeni, aslında hep aynı sorunlar, ardından Liverpool'da geçen 6 aylık kiralık dönem. Bu dönemin ardından Anelka, İngiltere'de kalmaya karar verdi. Liverpool'la sözleşme imzalayacakken, Kevin Keagan devreye girişiyle ve Manchester'ın dünyada az bilinen, ama şehirde daha fazla tutulan mavilerine, The City of Manchester'a yollandı. İngiliz futbolunun en büyük efsanesi dediği Keagan, onu çok etkilemişti. 2002-03 sezonunda 15 golle takımının 9. sırada tutunmasına yardım eder. Bir yıl sonra 15 golü takımını ligde tutar. Ve bu yıl sakatlıklardan başını kurtardıkça, ya da doğrusu keyfi yerinde oldukça oynadığı maçlarda 7 gol atar.
Aynı senaryo
Ve geçtiğimiz hafta. Nicolas'nın kariyeri boyunca hep olduğu gibi, her ne kadar sorun kaynağı olduysa da hep talipleri vardır. Bu kez de devredekiler Barça ve Liverpool'du. Çünkü o gerçekten, ortak bir kanıyla Fransız futbolunun son dönemde yetiştirdiği en büyük forvet. Başından bu yana her zaman herkesi kendisine hayran bırakan bir gol makinası. O belki de dünya futbolunun en büyük ikilemi.
Ve yine talipleri çıkmaya başlayınca aynı oyun sahneye kondu. Arsenal maçı öncesi fizik testine girmeyi ve maçta oynamayı reddetti. Keagan, onu satmayı hiç istemiyor, ama henüz PSG'den transferi gereği Fransızlara verilmesi gereken 8 milyon Euro ve yine sorun yaşatmaya başlayan bir adam söz konusu. "Onu alacak birileri varsa artık verebiliriz" diyor; "Ama borcumuzu ödememiz için bu bedeli ödemeliler. Fiyatı belli".
Bence yanılıyor. Anelka'nın bedeli hiç ama, hiç belli değil. Büyük bir yıldız, heyecan verici bir yetenek ve girdiği bir düğünü cenaze evine çeviren bir mutsuz. Buna kaç para verirsiniz?
Hakem sayısı artmalı
Geçen hafta Tottenham - Manchester United maçında Mendez'in verilmeyen golü hakem ve teknolojinin kullanımı tartışmalarını alevlendirdi. Teknolojinin kullanımı iyi ele alınmalı. Futbol gibi akan bir sporda görüntüden karar verme yanlıştır, hız keser. Ama tenis maçlarında olduğu gibi sensörlerden yararlanılabilinir. Bu sadece üst düzey organizasyonlarda mümkün olacaktır.
Asıl ve temel çözüm ise hakem sayısını artırmak. Dünyada bu kadar büyük bir alanda oynanıp bu kadar az hakemle idare edilen bir spor yok. Aynı oyuncu sayısıyla benzer bir alanda oynanan Amerikan futbolunda - masa hakemleri hariç - 8 saha hakemi var. Önerim şudur; 3 orta hakem olmalı. İki ofsayt hakeminin yanı sıra iki de çizgi hakemi. Çapraz köşelerde durarak topun çizgiyi geçip geçmediğini kontrol etmeliler. Çünkü topun tamamının çizgiyi geçmesi gibi futbola özgü zor kuralın uygulanması başka türlü mümkün değil
Yanlış seçim
Bu köşede ofsayt kuralının değişmesiyle ilgi önerilerde bulunmuştuk. İki temel öneri vardı. 1 - Ceza sahası içinden verilen pasların, 2 - Kafa ile verilen pasların ofsayt sayılmaması. International board tam tersi bir denemeye giriyor. Ofsaytın sadece ceza sahası içinde geçerli bir kural olmasını deneyecekler. Bu savunmayı ileri çıkarak oyuna katan hücumcu felsefeyi öldürecektir. Büyük yanlış. Oyunun ruhunu temelden etkileyecek bir hata. Umalım, dönsünler.
Aykut'un açıklaması
"Bir futbolcu sahaya çıktığında seyircileri görmez. Sadece sahadaki maçı görür. Ama böyle penaltı kurtarıp, maçı kazandırınca birden adının bağrıldığını duyarsın ve seyircilerin farkına varırsın. O an sanki o kadar insanı oraya sen getirmişsin gibi olur. İşte bu güzeldir". Galatasaray'ın genç kalecisi, Mondragon'dan formayı alabilir mi bilemem, ama Dortmund maçı sonrası yaptığı bu sıradışı açıklamayla benim kalbimi kazandı. Yolu açık olsun...
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
|
|

|