|
Milliyetçilik ve Araplar
HATAY uzun müddet Suriye'nin iştahını kabarttı. O yönde haritalar bastılar, okullarda eğitim yaptılar. Baas rejimi Hatay ve Fırat suları konularında Türkiye'yi sıkıştırmak için PKK'ya yataklık etti.
Şimdi... Türkiye-Suriye ilişkileri hızla gelişiyor. Başbakan Erdoğan'ın Şam ziyaretinde imzalanan serbest ticaret anlaşması, sınırların değişmezliğini, yani Hatay'ın Türk toprağı olduğunu tasdik ediyor.
Su meselesi konusunda da çatışma yerine 'işbirliği' adımı atıldı.
Ve, Türkiye ile Suriye arasındaki ticaret eskiden 50-60 milyon dolardı, şimdi "2 milyar dolar!"dan söz edilebiliyor.
Arap milliyetçiliği eski fetihçi, Pan- Arapçı, militarist ve hamasi niteliğinden, yani siyaset biliminin deyimiyle "ham milliyetçilik"ten rasyonel, barışçı ve yapıcı bir olgun milliyetçiliğe geçiş sürecini mi yaşıyor?
* * *
ARTIK Abdülnasır'ın Kuzey Afrika'dan Hint Okyanusu'na Arap toplumlarını heyecanlarla çalkalandıran hamasi Pan-Arap milliyetçiliğini görmüyoruz. Onun yaramaz çocuğu Kaddafi bile 'akıllanıyor' galiba.
Saddam gitti...
Suriye'de, Hafız Esad'la Beşar Esad arasındaki belirgin fark!
"Hür seçimler" kavramı Arap dünyasına ilk adımını attı: Gerilla kökenli Arafat'tan, 'seçilmiş' Mahmud Abbas'a geçiş, aynı zamanda, "Ortadoğu barışı" için umutları güçlendiriyor.
Çatışma, savaş, militanlık yerine, barış, diplomasi, ekonomi öne geçiyor yavaş yavaş...
Bir yandan radikalizm ve terör... Ama öbür yanda...
Uçsuz bucaksız, o yüzden de siyasi bir programa bağlanması imkânsız Pan-Arap davası yerine, her ülkenin kendi vatanseverliği üzerinde kurumlarını geliştirmesi, ekonomik ve sosyal düzeyini yükseltmesi fikri güçleniyor.
* * *
FİLİSTİN davasında Arap hassasiyetini onaylamamak hem insafsızlık hem akılsızlık olur.
Arap milliyetçiliğinin hamasetine bir de Filistin faciası ve sömürgecilikten kalan kompleksler eklenince, her sorunu "dış güçler"e bağlayan bir "komplo" saplantısı Arap siyasi düşüncesine egemen oldu.
Bu, rasyonelleşmeyi engelledi. Sorunların ekonomik, sosyal ve siyasi sebeplerini araştırarak çözüm üretmeyi, reform projeleri geliştirmeyi imkânsızlaştırdı. Ekonomik kalkınma, sosyal modernleşme, kurumlaşma gibi gerçek gündem maddeleri aşiret düzeninde yaşayan kitlelerin de, onlara hükmeden Baas gibi 'ilerici' askeri elitlerin veya Suudiler gibi tutucu feodal elitlerin de ilgisini çekmedi; hatta işlerine gelmedi... Coşkular körüklendi, o kadar.
1967 Haziran'ında Mısır ve Suriye orduları, bütün Arap dünyasının desteğiyle işgal altındaki toprakları kurtarmak için İsrail'e savaş açtı.
Marşlarla, mitinglerle, kahramanlık destanlarıyla, coşkuyla başlayan askeri harekât, modern teknolojiye ve modern sevk ve idareye sahip İsrail'in ezici galibiyetiyle sonuçlandı!
Bir uyanış olmalıydı ekonomik ve politik modernleşme yoluna girmek için; ama olmadı. Gecikti...
Bunda İsrail'in sürekli artan işgal ve baskısının da sorumluluğu büyüktür.
Gecikerek de olsa, acı sınavlardan sonra da olsa, artık Arap dünyasının 'rasyonelleşme' işaretleri vermesi, herkes için ve öncelikle Türkiye için fevkalade sevindiricidir.
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|