|
 |
|
|
Sporda Magna Carta
"Bugün Türk Futbolu'nun yöneticileri, yalnızca kulüpleri değil, tüm ülkeyi ilgilendirmektedir. Ülkemizin dünyadaki yerine önemli bir katkı sağlayacak olan Türk Futbolu, yeni çağa uygun yönetime bir an evvel kavuşmalıdır.
Fırsat kaçmamalıdır. Bunun vebali büyüktür. Bu fırsatı yakalayabilmek için dünyadaki gelişmeleri iyi tahlil edebilmek gerekmektedir.
Dünyada artık etik ve adalet duygusu ön plandadır. Bilgi, ileri teknoloji, küreselleşme, ekonomiyi ve dünyayı hızla değiştirmektedir.
Bu çerçevede, dünyaya kendini kabul ettirebilecek, vizyon sahibi, etik, şeffaf, tarafsız ve adalet duygusuna sahip, bilgiyle rekabet edebilen, takım oyununu bilen yöneticiler başarılı olabilmektedir. Bugünün yöneticileri hem pastayı büyütmekte, hem de adaleti en önemli ilkeleri haline getirmektedir. Pastanın paylaşıldığı yerde adalet olmazsa; kirlenme başlar, şeffaflık ortadan kalkar ve sonunda başarısızlık kaçınılmaz olur".
Bu uzun girişi, Ayhan Bermek'in TFF Başkanlığı'na aday olduğu 2000 yılının seçim bildirgesinden aldım. O seçimde yeterince kulis çalışması yapamayan, kurulu düzenin delegasyonuna mesajlarını etkili biçimde aktaramayan Bermek kaybetti. Ama asıl kaybedenin Türk Futbolu olduğunu, bugün hep birlikte - maalesef - görüyoruz.
Herşeyi başarıya - skora - endeksleyen sporun özündeki değerleri giderek yok sayan o yoz anlayış, bugün TMSF raporlarında tarihle yüzleşmek zorunda kalıyor.
Belgeler
Önce Milliyet'in, daha sonra Haber Türk "Şeref Tribünü" programındaki meslektaşlarımın ortaya çıkardığı İstanbulsporlu futbolculara yapılan makbuzlu ödemelerle ilgili raporlar ve o raporların başlattığı tartışma süreci, yakaladığımız biricik fırsatı da elimize yüzümüze bulaştırarak harcadığımızı belgeliyor.
İstanbulspor'un o dönemde başkanlığını üstlenen Adnan Sezgin susuyor. O dönemin teknik direktörü Aykut Kocaman (para almadığı halde) susuyor.
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, düzenlediği basın toplantısında Petkov'a yapılan ödemeyle ilgili bilgiler verirken, Haber Türk programcısı Tuğrul Yenidoğan'ı eleştiriyor. Meslektaşlarımı neredeyse "iftira atmakla" suçluyor. Oysa onlar, bu yazıda dahi kullanmak istemediğim antisportif bir terimi hiç kullanmamışlar. Ama Başkan alıngan... Gazeteciliğin en dürüst ve en tutarlı örneklerinden biri olan haberi ve programı eleştiriyor. Fenerbahçe'nin yıpratıldığını, başarısının gölgelendiğini ileri sürerek gücünü gösteriyor: "Buna müsaade etmeyiz! "
Türk sporunda etkinliği giderek artan, zaman zaman güç gösterisine yönelen Aziz Yıldırım, şimdi medyada kontrolu dışında kalanlara da - sırf mesleksel duruşları dolayısıyla - hücum ediyor.
Bekliyoruz
Ortada bazı yanlışlar var. TMSF, 200 sayfanın üstündeki raporlarla bu durumu saptamış. Konuyu adalete aktarmak için üzerine düşeni yapmış... Gazeteciler de o yanlışları haber haline getirmişler. Bunun için suçlanıyorlar. (Oysa iyi ki TMSF, iyi ki medya var!)
İstanbulspor'daki prim ödemelerinin perde arkası elbette araştırılıp ortaya çıkacaktır. Adalet, o şaşmaz terazisiyle hiç kuşkunuz olmasın gereğini yapacaktır.
Ama adaletin yargı sürecini beklemeden Türk spor adamlarının, tümüyle bir araya gelip cesaretle birbirleriyle yüzleşmeleri ve futboldan basketbola, atletizmden haltere kadar bulaşmış o cıvık kirliliği yıkayarak Türk halkının önünde "Bundan sonra asla" diyerek bir "temizlik sözleşmesi" herkesi bağlayacak bir "sportif mutabakat belgesi" imzalamaları gerekiyor.
İngiltere'de "hükümdar" ile "halkın" uzlaşmasının temelleri olan, bugünkü sağlam demokrasiyi mayalayan "Büyük Şart" "Magna Carta" gibi!
Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin... Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi'ni, tüm federasyonları, kulüp başkanlarını, spor medyasının temsilcilerini toplayarak bunu sağlayabilirsiniz.
Gerekçeler, Ayhan Bermek'in mesajlarında açık açık ortaya konmuştur.
Bekliyoruz... Zamanı tüketmeye de hakkımız olmadığını biliyoruz!
Ersun Yanal'ın feryadı
Milli Takım Teknik Direktörü Ersun Yanal, önce Denizli'deki TSYD seminerinde, sonra da Antalya'daki antrenör seminerinde adeta feryat edercesine bir gerçeği dile getirdi :
"Genç futbolculara daha fazla maç tecrübesi kazandıracak formüller üretmeliyiz !"
Biliyorum, çoğunluk Yanal'ın söylediklerine çok da kulak vermeyecektir. Çünkü ondan beklenen Milli Takım'ın 2006 Dünya Kupası'na katılmasıdır. Skor tabelası böyle bir başarıyı göstermediği sürece, Yanal'a da ilgi gösterilmeyecektir.
Hayır, Yanal'ın sesini hepimiz duymalıyız...
Bakın neler diyor hoca: "Süper Lig'de 1983 doğumlu 25 oyuncu, ortalama 7.8 dakika, 1984 doğumlu 8 oyuncu 10.12 dakika, 1985 doğumlu 8 oyuncu ortalama 3 dakika, 1986 doğumlu 4 oyuncu ortalama 1.75 dakika forma giyebilmiş. Futbolda eğitimin 21 - 22 yaşına kadar sürdüğü kabul ediliyor. Dolayısıyla en önemli yaş grubundaki futbolcularımıza daha fazla maç tecrübesi kazandıracak formüller üretmeliyiz. "
Yanal'ın dedikleriyle Daum, Hagi ve Del Bosque'nin uygulamalarını karşılaştırırsak, gerçekler daha da acılaşıyor. Daum, Semih'e ancak 1 dakika forma giydirebildi. Hagi, Cafercan, Mülayim gibi gençlere sadece özel maçlarda fırsat tanıyor. Del Bosque'nin etrafı o kadar kabalık ki, gençlere bir türlü fırsat gelmiyor. Oysa İspanyol, asıl ustalığını ve uzmanlığını o eşsiz felsefesiyle alt yapıda kanıtlamamış mıydı ?
Yeniden düşünürsek... Yanal feryat etmekte haklı. Sergilediği tablo değişmezse Milli Takım başarıları da rastlantıya kalır...
Anelka'ya hayır!
Evet, Fransız futbolunun ürettiği en kaliteli örneklerden biri Nicolas Anelka'dır. Kimse aksini iddia etmiyor. Futbolun hücum yönünde bu kadar yetenekli ve etkili bir futbolcu (Henry dahil) kırk yılda bir gelir yeryüzüne...
Ne var ki Anelka yetenekleri kadar problemleri de "büyük" bir oyuncu... Huysuz, geçimsiz, huzursuz... Çabuk sıkılan, sıkıldığı yerden kaçmak için uydurma sorunlar yaratan ve her defasında biraz daha kazanan bir oyuncu.
Böyle bir oyuncunun Fenerbahçe'ye transferini düşünmek daha pişmiş aşa soğuk su katmaktır.
Hele ki, ortada unutulmaz bir Ortega tecrübesi varken!
agokce@milliyet.com.tr
|
|
|

|