Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 14 Ocak 2005 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Bu filmin sonunu görmemiştik

ANDREW FINKEL

Bu yazıya başlarken hemen, "Cat Woman" (Kedi Kadın) filminin sonuyla ilgilenmediğimi belirteyim. "Spiderman 2" (Örümcek Adam 2) filmini ne kadar beğensem de, "Cat Woman" hayatımda izlediğim en kötü filmlerden biri. Filmi sonuna kadar izleyememiş olmam, Türk toplumunda derin bir sıkıntının olduğunu düşünmeme sebep oluyor.
"Manchurian Candidate" nasıl bitiyor, onu da bilmiyorum. Türk Havayolları'nın bir uçuşunda öğlen yemeğinden sonra oturmuş film izliyordum. Tam filmin heyecanlı çözüm bölümüne geçmiştik ki pilot uçağı indirmeye karar verdi. Dönüş yolculuğunda ise, Kedi Kadın daha sütünü emiyordu ki emniyet kemerlerimizi bağlamamız söylendi. Başka bir seyahatimde de "Terminal"i (Bir havalimanı terminalinde kalmak zorunda kalan bir yolcuyu konu edinen dayanılması zor uzunlukta bir film) görmüştüm. Filmi sonuna kadar izleyebilmiş olmamın tek sebebi, Londra'nın üzerinde yoğun bir hava trafiği olması ve 45 dakika boyunca dönerek beklemek zorunda kalmamızdı. Aklıma şu geldi: İnsanlarla dolu dev bir metal parçasını saatte 750 km hızla uçurmak için gereken matematiksel becerinin yanında, yolculuğun tahmin edilen süresinden, o filmin süresini çıkartmak ve filmin son jeneriği gösterilirken seyircilerin gümrükte bavullarını itekliyor olmasını engellemek son derece basit olmalı. Bu, hiçbir şey değilse, kötü bir pazarlama yöntemi: THY saatini ayarlamayı beceremiyorsa, başka neleri yanlış yapıyor olabilir?

Digiturk'ün dergisi
Bazen filmlerin başını da kaçırıyorum. İstanbul'da, antenin pek çekmediği bir mahallede oturuyoruz; dolayısıyla gece haberlerini izleyebilmek için Digiturk uydusu aldık. Burada Rusça talkshow'lar, filmler ve işkembe pişiren İtalyan şefler de izlenebiliyor. Dolayısıyla, bu zengin çeşidi inceleyebilmek için aylık Digiturk dergisine abone olduk. Ama dergi hep geç geliyor. Bu sayı ayın ikisinde geldi, ama normalde ikinci hafta ancak elimizde oluyor. Uzaydan görünmez sinyalleri alıp, onları evimizin salonunda hareket eden görüntülere dönüştürmeyi becerebilen bir şirket nasıl oluyor da, programlarını ayarlayamıyor ve her ay çıkarttıkları bir derginin insanlara bir hafta geç ulaşması yerine bir hafta erken ulaşmasını sağlayamıyor?
Bütün bunlar kılı kırk yaran bir insan olduğumu sanmanıza sebep olabilir, ama doğrusunu isterseniz ben de fazla dakik sayılmam. Yakın zamanda, Amerika'da bir süre kaldım. 19.00'da davet edilen misafirlerin tam 18.59'da gelmesine ve ertesi gün tam 08.29'da işte olmak zorunda oldukları için 22.14'te kalkmalarına çok şaşırdım. İstanbul hayatının eğlenceli yanlarından biri, dostlarınızı Avrupa'nın çoğu yerinde olduğu gibi haftalarca öncesinden ayarlayıp görmek yerine, son dakikada görmeyi kararlaştırabilirsiniz. İnsanlar geç kalırsanız oldukça anlayışlı davranırlar.

Kurumsal saygısızlık
Yine de biliyorum ki Batı toplumunu dönüştüren buluş, uçak, televizyon, iPod, hatta cep telefonu değildi; saatti! 1354 yılında açılan Strasbourg Katedrali Saat Kulesi'nde yer alan bu saat hâlâ çalışıyor. Dolmabahçe'deki (1895) ve İzmir'deki (2001) saat kuleleri, çok daha sonra geldi. Elbette ki zaman, insanları işe ve teknolojiye esir etmenin yollarından biri, ama insanların zamanının önemli olduğunu görmezden gelmek de bir tür kurumsallaşmış saygısızlıktan başka bir şey değil.
Bu haftanın başında Vakıflar'dan kiraladığımız küçük bir bahçenin kontratını yenilemeye gittim. Birkaç saat sonra ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuruda bulunacak haldeydim. Koridorun karşısındaki bankaya para yatırmamı sağlayacak kâğıdı almak için, aşağıya inip kontratın pul parasını ödemek, birinin makbuz yazması için on dakika beklemek, sonra yukarı çıkıp bu makbuzu kontratı imzaladığım yere götürmek, sonra bir kâğıt almak ve aşağıya inip yirmi dakika bekleyip bu kâğıdı esas kâğıtla değiştirmek zor değildi. Ama bankaya vardığımda Tsunami mağdurları için kurulmuş bir aşevinden bekleyeceğiniz uzunlukta ve acıyla dolu bir sıranın olduğunu gördüm. Vakıfbank'ın Salıpazarı Şubesi'nin müdür yardımcısı, sıranın uzunluğunda alışılmışın dışında bir şey olmadığı konusunda beni temin etti.

Kuyrukta bekleme sanatı
Ben de yarım saat boyunca sırada beklerken, önce 180.030.000 TL'lik sigara içme cezasının YTL ile ne kadar edeceğini hesaplamaya ve sonra da insanın sıradan çıkıp avazı çıktığı kadar bağırmasının ve başını duvarlara vurmasının cezasının ne kadar olacağını tahmin etmeye çalıştım. Bundan sıkılınca bastonuyla topallamakta olan yaşlı bir kadının 123 YTL'lik kirasını ödeyene kadar düşüp, ölüp ölmeyeceği konusunda içimden spekülasyonlar yaparak vakit geçirdim. Beklemek zorunda olan özürlülere özel kolaylıklar sağlanmıyordu; bir numara alma sistemi bile yoktu. Bir de sıranın başına varıp elinde doğru kağıdın olmadığını fark eden genç vardı. Onun baştan başlaması gerekti.
Bir adam, tam gitmek üzereyken beni tanımış gibi davrandı. "Türkiye gerçekten AB'ye girebilecek mi?" diye sordu. "Elbette," diye cevapladım. "Sırada bu kadar sabırlı bir şekilde beklemeyi başaran bir ulus elbette önünde sonunda oraya varacaktır."

BUSINESS
 Tekstil kotalarının kalkması umuttu, kâbusa dönüştü
 Editörden
 PerakendeniN Ritmİ
 Tahsin Paşa Yalısı'nın emektarı batık patronlardan yıldı...
 Egzost sesi bile özel geliştirilmiş
 Profesyoneller için cüzdan ve vicdan sorunu
 Gizli, saklı, evinin altı!
 2005 yılında beyana tabi olan ve olmayan gelirler
 Medya planlama ajansları reklamcılığa soyunuyor
 Mecburen tavşancı oldu
 Domatesin kilosu altından pahalıymış!
 'Yüzbinlerce araç trafikten men edilebilir'
 Bu filmin sonunu görmemiştik
 Ülker'de teknoloji birinci lige çıkıyor
 Arden Saat'i İsviçre'de üretip Avrupa'ya satacak
 Mutfakta işadamı var
 Bu bara gelen içmeden 'güzelleşiyor'!





© 2004 Milliyet