Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 14 Ocak 2005 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Pamela: "Bana Pomili, Pimili, hatta Fanila bile diyen oldu"

"İstanbul" şarkısıyla adından söz ettiren Pamela Spence isminin "Pemıla" diye okunduğunu söylüyor. İngiliz asıllı Amerikalı bir baba ve Türk bir annenin çocuğu Pamela: "Pamela'ya da razıyım. Bir keresinde de Pamela Andersoğan dediler"

YAPRAK ARAS


Televizyonda, arabada, sokakta, barda, fark etmiyor. Nereye gitseniz o şarkı: "İstanbul seni hapsetmiş, eski bir banda kaydetmiş..." Şarkıyı bilmeyenler bile bir yerden duymuş, melodiyi mırıldanıyor. Pamela Spence'in "Şehir Rehberi" isimli albümü piyasaya çıkalı çok uzun bir zaman geçmedi ama çıkış şarkısı "İstanbul" çoktan ağızlara marş oldu bile. Pamela'yı Teoman'ın vokalisti olarak ve "Ayrılamayız Biz" şarkısından tanıyoruz. Albüm koşuşturmacasının yanında haftanın beş günü de "Mucizeler Komedisi"nde rol alan Pamela, halinden çok memnun. Tek üzüldüğü, kikboks yapacak zaman bulamaması. "Her gün yapmazsanız kondisyonunuz düşer" diyor ve ekliyor: "Ağlıyorum ya spora gidemeyince."

Şuna açıklık getirelim artık. Pamela mı, "Pemıla" mı?
"Pemıla" tabii ki. Pamela artık işin Türkçeleştirilmesi. Ama ben Pamela'ya razıyım artık. Pomili, Pemele, Pimili. Pamela Sapanca, Sepence. Fanila bile dedi biri ya! TRT'ye gitmiştik geçen yıl, şoför adımı anlamadı. Arkadaşıma, "Adı fanila mı?" diye sormuş. Yine bir televizyona gittiğimizde, kapıdaki güvenlik telefona sarıldı, "Efenim Pamela Andersoğan geldi" dedi. Sonra da bana dönüp "Tanımadım sandın, deee mi?" dedi. Bir de Pembe derler bana. Lisede bir muavinimiz bir gün beni çağırıp "Kızım niye herkes sana Pem diyor?" dedi. Ben de "Hocam ismim Pembegül, kısaca Pem diyorlar" dedim. Bu öyle bir yayıldı ki, evi arayan telefon sapıkları bile "Bana pempeyi verin" diyordu.

"İstanbul"dan böyle bir çıkış bekliyor muydunuz?
Mutlaka sevileceğini tahmin ediyordum ama bu kadar çabuk olacağını beklemiyordum. İnsanların algılama süreci vardır. Albüm çıkalı daha bir ay oldu.

İlk albümde de güzel parçalar vardı. Bu albüm mü çok başarılı, o mu başarısızdı?
İlk albümün promosyonu başarısızdı bence. İnsanlara yeterince tanıtılmadı. İnsanlar "Ayrılamayız Biz"e takılıp kaldı.
Bu albüm biraz daha rock ağırlıklı.

Özlem Tekin'le kıyaslanmanız hakkında ne düşünüyorsunuz?
Özlem'i çok severim, yaptığı müziği de çok beğenirim ama ikimiz çok farklı sound'larda müzik yapıyoruz. Türkiye'de nedense benimsemek için birine benzetmek gerekiyor. Türkiye'nin Madonna'sı, Türkiye'nin Pink'i.. Alternatif müzik yapan insan az olduğu için onları daha çok kıyaslıyorlar.

Pink mevzuu nedir?
Biri benim "Türkiye'nin Pink'iyim" dediğimi uydurmuş. Yok öyle bir şey ama bana yapıştı kaldı. Çok sevildi o laf ama benim kabusum oldu. Artık zaten saçımı mavi yapıp "Ben blue'yum diyeceğim" diyorum. Pink'i de severim ama.

İstanbul, insanı gerçekten hapsediyor mu?
Büyük şehir kendi kurallarını koyar, sen de ona göre yaşamak zorundasındır. Beş dakikada gidilecek yere bir saat önce çıkmak zorundaysan, kuralları o koyuyordur. Tek başına bir kadınsan belirli yerlerde oturabilirsin. İş hayatında da böyle. Bu yüzden bir şekilde hapsedilmiş oluyoruz.

Sizi nasıl hapsetti?
Çok hapis olmamaya çalışıyorum. Sabah 9, akşam 5 bir işim olmadığı için de yoğun çalışmadığım dönemlerde kendi istediğim gibi yaşayabiliyorum. Ama insan ilişkileri artık samimiyetsiz olmaya başladı. Bu da insanın kendi kendine hapis olmasına neden oluyor. Ne kadar sosyal olsak da, yalnızlaşıyoruz, bireyselleşiyoruz. Samimi diyaloglar kuramıyoruz.
"O bana kazık mı atacak, arkamdan şöyle mi diyecek?" Bunlar şehir hayatının getirdiği şeyler. İnsanlar koşuşturma içinde, ailenizle bile zor görüşüyorsunuz. Benim en samimi dostlarım hâlâ gençliğimden tanıdıklarım.

Bir gününüz nasıl geçiyor?
Ah ne güzel geçiyor! 9'da kalkarım. Önce aç karnına su, sonra da yeşil çay içerim. Ardından domatesli, kekikli, cevizli, tahin-pekmezli bir kahvaltı yaparım. Bayılırım ben kahvaltıya. Gazeteleri okurum. Ondan sonra da kikboks'a giderim. Üç-dört saat kalırım. Spordan çıkınca Cihangir, Kuruçeşme ve Hisar'daki sevdiğim kafelere giderim. Yayılır kitap okurum. Akşam sinemaya giderim veya DVD alır evde izlerim. Müzik yaparım, keyfim yerindeyse de alışverişe çıkarım. Bu benim ideal günüm. Ama şimdi hep dışarıda olduğum için en çok pijama giyip kanepede uzanmayı seviyorum.

Sizin en sevdiğiniz İstanbul şarkısı hangisi?
Teoman'ın "İstanbul'da Sonbahar"ı çok güzel bir şarkı. İçinde İstanbul olan her şarkı güzeldir.


"Amerika'dayken babam vuruldu, annemi kaçırmaya çalıştılar"
İstanbul'un klibinde kardeşiniz oynuyor...
Evet. Oliver, Devlet Opera ve Balesi'nde balet. "Spartacus" falan yaklaşık 8 eserde oynuyor. Klip için de gece temsilden çıkıp geldi. Çok şahsına münhasırdır. Bu kadar mı centilmen bir insan olur. Kardeşim diye demiyorum!

Amerika'da yaşarken de başınızdan çok tuhaf olaylar geçmiş...
Biz Amerika'da yaşarken babam bir gece kulübünü işletiyordu. Silahlı iki adam kasa kapanırken soymaya geliyor. "Bir dakika" derken babamı vuruyorlar. Aylarca hastanede yattı, bir bacağı neredeyse kesilecekmiş; ana damarlar alındı, öbür bacağa nakledildi de kurtuldu.

Annenizi de kaçırmaya çalışmışlar...
Bir gün annem sokakta yürürken bir kamyonetin içinde iki adam yaklaşıp yolunu kesmiş. Öbürü de dolanıp sıkıştırmış. Annem kavga-dövüş kaçmış.

Şimdi nerede babanız?
Amerika'da şu anda. Biz 12 yıl boyunca görüşmedik. Sonra özlemiş, birkaç yıl evvel de çıkageldi. Havaalanında acaba tanıyabilecek miyim diye düşünüyordum. Tanıdım ama. Kardeşimse iyice dalga geçiyordu. "Mike amca gelmiş" falan diyordu. Aslında trajikomik bir durum. Bir daha görüşmedik ama yazışıyoruz.

"Kıyafetlerimi, takılarımı annemle birlikte tasarlıyoruz "
Alışveriş için nereleri tercih edersiniz?
Kıyafetlerimi, takılarımı annemle tasarlıyoruz, annem dikiyor. Makyaj çantasına kadar yapıyor annem. Bir ayakkabı yapamıyoruz, kundura işine giremedik henüz! Onun dışında Beyoğlu, Nişantaşı'ndaki dükkanlardan seçip alırım. Eminönü'nden boncuk, pelüş almayı seviyorum.

Ne tür kitaplar okuyorsunuz?
Tür ayırt etmem. BBC'de "En Zayıf Halka"yı sunan Anne Robinson'ın otobiyografisini okuyorum. Trevanian'ı, Jose Saramago'yu beğenirim.

Sinemaya da büyük bir tutkunuz var sanırım...
Filmleri yönetmene göre seçerim; bence film yönetmenindir. Takeshi Kitano'ya taparım. Jim Jarmusch'a ve Stanley Kubrick'e de bayılırım.

CUMARTESİ
Popüler kayak merkezleri
Pamela: "Bana Pomili, Pimili, hatta Fanila bile diyen oldu"
500 kartpostaldan oluşan bir sergi
"Voltran gibi birleştik ve Manga'yı oluşturduk"
"Kapaklarım New York'ta korsana düşmüş"
Spora başlayın, kendinize zaman ayırın
Her yeri sis basacak
Fiiller
ALTI NOKTA KÖRLER VAKFI





Sarıkız'ın Anıları
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2004 Milliyet