|
 |
|
|
Bu mektubu okuyun diye intihar etti
Bu mektup gazetelerde yayımlansın, ana haber bültenlerinde bahsi geçsin diye...
Ben tesadüfen öğrendim. Sizin de bildiğinizden şüpheliyim. 26 Aralık 2004'te bir kadın kendini yakmış Taksim Meydanı'nda.
Haberlerde izlediniz mi bunu? Gazetelerde gördünüz mü? Haberi yapılmışsa bile, artık ne kadar küçükse o haber, nerelere tıkıştırılmışsa; ben görmedim yani hiç. Tesadüfen öğrendim.
Kendini yakan 26 yaşındaki Sergül Albayrak ardında bir de mektup bırakmış.
"Halkım, sizin için ölüyorum" diyor. "Sorun, araştırın, tecrit ne?" diyor. "Sorun öğrenin" diyor.
F tipi cezaevi ne demek, orada ne oluyor, niye oralarda kalanlar bu kadar şikayetçi, niye ölüm orucu diye bir şey var... Mektup sadece "Sorun, araştırın, öğrenin" diyor.
"Sorun, araştırın, öğrenin" diyen bir mektubu insanlara okutabilmek için, böyle bir mektup gazetelerde yayımlansın, ana haber bültenlerinde iki satır bahsi geçsin diye... 26 yaşındaki Sergül Albayrak, Taksim Meydanı'nda kendini yaktı!
Haber oldu mu? Hayır.
Mektubu okudunuz mu?
Ben bari tekrar yazayım: "Sorun, araştırın, öğrenin."
Ne olacak bu sosyal demokratların hali?
Babam ve annem yılların CHP'lisi, bilirim o bakımdan. CHP'de yıllardır hep aynı geyik. Ecevitçi misin, Baykalcı mısın? Sonra Baykal'cı mısın, İnönü'cü müsün? Bizim ev de hiziplere ayrılmıştı. Biri Baykal der, öteki İnönü...
Şimdi de Baykalcı, Sarıgülcü...
Aman neyse, bizim evde yok şimdi böyle bir durum. İkisi de hâlâ CHP'li ama Sarıgül de, Baykal da, aman efendim, evlerden ırak...
Fakat mecburen takip ediyorum işte -nedir bu CHP'nin başına gelenler?
Deniz Baykal kendine münhasır bir tuhaf adam. Hakikaten ne iktidar olmak ister, ne başbakanlıkta gözü var. Onun olsun, küçük olsun; yeter ki CHP'nin başında dursun, ister ana muhalefet olsun, ister Meclis'te bile olmasın... Umuru değil.
Öte yanda partinin genel başkanlığına oynayan Mustafa Sarıgül var ki onun da tek derdi var: Başbakan olmak. Her ne pahasına olursa olsun... Kiminle olacak, ekibinde kim olacak, başbakan olup da ne yapacak falan. Boş laf. Adam istiyor. Başbakan olacak. Takmış kafayı bir kere. Otomobiline "06 CHP 356" diye plaka da taktırmış. Yok 356, "356 milletvekiliyle Ankara'ya geliyorum" demekmiş de, bilmem ne!
Rakı sofralarına yeni meze bulundu: "Ne olacak bu CHP'nin hali?"
Annem ve babam başta olmak üzere tüm CHP'lilere sabırlar diliyorum, ne diyeyim!
Din hangi "ellere" gidiyor?
Serdar Turgut geçirdiği beyin kanamasının ardından dine döndüğünü, artık inançlı biri olduğunu açıklayınca ilk "tepki" Rahşan Ecevit'ten geldi: "Din elden gidiyor."
Niye röportaj yapıyoruz biz?
Her şeyin yer değiştirdiği bir dünyada yaşıyoruz. Bugün 13'üncü sayfada okuyacağınız Haluk Bilginer röportajının, röportaja giremeyen kısmında Bilginer diyor ki "Genç oyuncular okuldan mezun olup kendilerini televizyonda bir diziye atıyorlar. Tek istedikleri para kazanmak ve meşhur olmak. Oysa sen önce iyi bir oyuncu ol; para da, şöhret de sonra gelir."
Doğrusu budur, değil mi? Ama işte araçla amaç yer değiştirdi!
Peki bir gazetecinin bir aktörle röportaj yapmasının nedeni nedir sizce? Amaç; filmlerde, dizilerde, tiyatroda farklı farklı karakterlerde görünen bir aktörü okuyuculara en doğru şekilde tanıtmak değil midir? Bu esnada o aktörün yer aldığı bir projeye de yer verebilirsiniz tabii, araç olarak.
Ama işte amaçla araç yer değiştirdi. Artık gazeteciden o aktörün rol aldığı filmin tanıtımını yapması bekleniyor. Sadece!
Niye adamı tanımaya, anlamaya, onunla gündelik mevzular üzerinden de konuşmaya çalışıyorsunuz ki? Sizin gazeteci olarak yapmanız gereken filmi sorup, filmden bahsetmek... Budur. Peki!
Ben fazla kibarım. Zira salağım. Röportajda tam Haluk Bilginer'le sohbete başlamışız, halkla ilişkilerci insan araya girdi. "Filmden uzaklaşıyoruz" dedi. Hadi bakalım! İki dak'ka önce tanıştığın Haluk Bilginer'i sohbet kıvamına getir tekrar, getirebilirsen...
Kızdım hakikaten. Halkla ilişkilerciden ziyade, o saniye o röportajı bırakıp gitmediğime!
Yürük YTL yemini mi artırdı?
Para meselelerine uyum göstermedeki hızımız, dünyada ve Türkiye'de olup bitenlere kayıtsız sandığımız bir sürü insanın YTL'yi idrak etmekteki becerisi şaşırtıcı değil mi?
TV'de "Halkın YTL ile arası nasıl?" programlarında, bir bakıyoruz haberi yapan muhabir hesabı şaşırıyor da, bir kilo domates alan teyze tıkır tıkır parasını YTL ile ödüyor, üstünü TL ile alıyor, kuruşlara da hakim, iki dak'ka tereddüt etmeden işini hallediyor.
Benim de matematiğim çok iyidir kim sorarsa. LES'te de canavar gibi matematik çözmüşüm. Altı sıfır atmak da iş mi, dur şimdi, derken... Tos!
Ne bu ya? Bu saatten sonra para mı değişirmiş? Bir de "Türk lirası değer kazandı" mavrası var ki, o ha, yemeyiniz bizi. Şu YTL'den önce en büyük para 20 milyondu; şimdi 100 YTL, yani 100 milyon. Hangi para değer kazandı? Niye YTL'ye geçtiğimizi ben hâlâ anlayabilmiş değilim.
İrlanda da parasını değiştiriyor ama onların bir nedeni var: Bir bankadan 22 milyon sterlin çalınmış. Adamlar hesaplamış, "Ha, parayı değiştirirsek maliyeti 5 milyon sterlin. Ne bırak'caz 22 milyon sterlini hırsızlara. Parayı değiştirelim. Ellerinde eski paralarla lök diye kalsınlar" diye düşünmüş adamlar.
Nasıl olacaksa? Piyasadaki bütün parayı bir günde yeni parayla mı değiştirecekler? Eğer öyle yapmazlarsa, hırsızlar da değiştirir ellerindeki parayı. Düşünmüşlerdir herhalde bir hal çaresi.
Sahi şimdi büyük bir YTL sahteciliği patlasa, acilen parayı yine değiştirmek gerekse... YTL'den sonra paramızın adı ne olacak sizce?
En Yeni Türk Lirası, Öz Hakiki Yeni Türk Lirası! Böyle bi'şi işte.
tubakyol@yahoo.com
|
|
|

|