|
Uyarına gelirse...
"Moskova'mıza hayırlı olsun!" dedi Başbakan. Ya Allah bismillah, böylece Moskova da "bizim" ilan edildi. Hazır Moskova bizim ilan edilmişken, bir tatlı telaşla "Rus Yılı ilan edelim Türkiye'de" açıklamaları yapılmışken ve Putin'le el ele verip daha çok insan öldürebilecek daha çok askeri malzeme için coşkulu anlaşmalar imzalanmışken, hazır yani elleri değmişken, atlanmadı, Nâzım Hikmet'in mezarı konusu da "programa" dahil edildi. Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez ve Gümüşhane Milletvekili Sabri Varan bi' gayret şairin mezarına gittiler, güzelce Fatiha'larını okudular. Elbette yanlarında televizyon kameraları, gazete muhabirleri olduğu halde okundu dualar. Sonra da, doğal olarak dönüp açıklamalar yapıldı:
"Okulların dışında bekleyen başörtülü öğrenciler ne kadar çağdışı ise Nâzım Hikmet'in mezarının Türkiye'ye getirilmemesi de o kadar çağdışıdır."
Bazen Türkiye'de ya da "Moskova'mız" gibi yerlerde öyle şeyler oluyor ki böyle durumları "İronide tavan yaptık!" diye tarif edesi geliyor insanın. Yani şimdi sizce de -Allah aşkına söyleyin!- Nâzım Hikmet'in mezarında, üstelik Moskova'da Fatiha okumak... Neyse...
Her şey! Her şey!
"Komünizm getirilecekse onu da biz getiririz" cümlesi vardır Demirel'in, nice incileri arasında. Recep Tayyip Erdoğan ve kabinesinde de böyle bir ruh hali var: Ne yapılacaksa biz yaparız! Komünist şairin mezarı Türkiye'ye mi getirilecek? Hallederiz! Moskova'ya milli hissiyatımızda iade-i itibar mı yapılması gerekiyor? Bir Ticaret Merkezi'ni vesile eder, "Bakın şu geldiğimiz yere!" gibi tatlı bir nostalji cümlesiyle eski cümlelerimizi siler, yerine alışveriş merkezleri dikeriz. Avrupa Birliği çerçevesine Türkiye'de demokratikleşme havası mı estirilecek? Estiririz, estaribim diyerekten geçer gideriz! Ceza Yasası mı değiştirilecek? Biz yaparız! Kürt meselesiyle ilgili bir göreceli olarak şeffaflık dönemine mi girilecek? Onlar da bizim hakkımız, biz üstesinden geliriz! Yeri gelince solculuk mu yapılacak? Onu da biz yaparız. Her şeye kadir, herkesin babası, "dört eğilimin yeni gülü" havası var bu hükümette. Nihayetinde komünist bir şairi ülkesine geri getirmeye dek varabilen. Bi' meşruiyet, bi' meşruiyet ki ferah feza!
Meşruiyet fezası
Özal'ın da tepe tepe kullandığı bir meşruiyet fezası bu. Atış serbest! Herkesin yapılanları sevdiği, onayladığı bir uzay burası. Herhalde bu fezayı, bu ferah fezayı oluşturan zemin, memleketimizin hem muhafazakâr hem dinamik bir adama duyduğu gereksinim. Erdoğan'ın karşıladığı, çelişkili, çatışmalı gereksinim bu. Ama her çelişki, öyle ya da böyle, bir noktada ayrışmayı, netleşmeyi arzular. Her çatışma, bir denge durumuna; her çelişki bir çözüm durumuna doğru ilerler. Velhasıl nihayetinde hem öyle hem böyle olan hükümetin bir gün mutlaka öyle mi böyle mi olduğuna karar vermesi gerekecektir. İşte o zaman "Komünizm getirilecekse onu da biz getiririz" diyebilen meşruiyet fezasının ferahlığı bitecek, herkesin tarafı ister istemez belli olacaktır.
İşte o zaman çok sevdikleri şairin "Vasiyet" şiirini okuyabilirler:
"... ve de uyarına gelirse,
başımda bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani..."
Ruhuna El Fatiha da olur. Benim için fark etmez!
ecetem@hotmail.com
|
|