Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 15 Ocak 2005 / Cumartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Siyah giy... Ölünün ruhu bedenine girmesin

Özcan Sapan'ın derlediği "Şeylerin Tarihi"nde çoğu minicik olan ama insanoğlunu bugüne getiren önemli olaylar anlatılıyor


Onuncu yüzyılda Canterbury başpiskoposu olan aziz Dunstan nalbanttı da. Günün birinde bir adam geldi yanına. Yarılmış ayaklarına at nalı taktırmak istediğini söyledi. Dunstan onun şeytan olduğunu hemen anladı; bunu yapabilmek için adamı duvara zincirlemesi gerektiğini söyledi. Zincirledikten sonra da işe koyuldu. Ama müşterisinin canını dayanılmaz ölçüde yakıyordu; şeytan çığlıklar atarak merhamet diledi.
Dunstan onu bir koşulla bırakacağını söyledi: Şeytan, kapısının üstünde at nalı asılı hiçbir eve girmeyecekti! Şeytan yemin etti, Dunstan da onu bıraktı.
Bu masalın doğuşundan sonra Hıristiyanlar evlerinin kapılarına at nalı asmaya, kapı tokmaklarını at nalı biçiminde yapmaya başladılar. Her yıl 19 Mayıs'ta "Aziz Dunstan Bayramı"nı at nalı oyunları oynayarak kutladılar.

* * *

İlk insanlar, ölen kişilerin ruhlarının kendi bedenlerine girebileceklerine inanır, bunu engellemek için de önlemler alırdı. Bu önlemlerden biri de, cenaze törenlerinde kendilerini ruhlardan gizlemek için bedenlerini siyaha boyamaktı. Karaderililer ise bunun tersini yapar, bedenlerini tebeşir beyazına boyarlardı.
Siyah cenaze elbisesinin kökeni bu korkudur. Yas tutan kadınların yüzlerini kapatan siyah peçenin kaynağı da.
Kimi ülkelerde, özellikle Akdeniz ülkelerinde, kadınlar ölen kocalarının ruhlarından korunmak için bir yıl boyunca siyahlar giyer.

* * *

Moda tarihçileri, eski çağlarda zenginlerle yoksulları ayıran en önemli şeyin, giysilerdeki pililer olduğunu söylüyor. Yoksullar pilisiz düz giysiler giyerken, zenginler sırtlarına bol pilili giysiler geçirebiliyordu.
Ütü büyük dertti çünkü. Yoksulların bu işe ayıracak zamanı yoktu. Zenginler ise ütüyü kölelerine ya da hizmetçilerine yaptırıyordu.
Pililer, köle ya da hizmetçiye sahip olduğunu göstermenin bir yoluydu.

* * *

19'uncu yüzyıl ortalarına kadar giysiler elle dikilirdi. Deneyimli bir terzi dakikada yaklaşık 30 dikiş atabilirdi. Fransız Barthelemy Thimmonier dakikada 200 dikiş atabilen ilk dikiş makinesini icat ettiğinde ortalık birbirine girdi. Öteki terziler ayaklandı, Thimmonier'in işyerini bastı, tüm makineleri kırdı; neredeyse zavallı mucidi de öldürüyorlardı.

* * *

İlk diş macununu Romalılar yapmıştı. Neden mi? İnsan idrarından. Romalı hekimler, idrarla fırçalamanın dişleri beyazlaştırdığını ve sağlamlaştırdığını öne sürüyordu.
Bu alanda "ithalat" bile yapılıyordu. Genel inanışa göre, kıtada en güçlü idrar Portekizlilerin idrarıydı. Romalı zengin kadınlar Portekizli idrarına inanılmaz servetler ödüyordu.

* * *

Eski Çin'de ve Eski Mısır'da tırnak rengi, sosyal statüyü gösteriyordu. İÖ 7'nci yüzyılda Çin'de altın ve gümüş rengi kraliyete ait bir ayrıcalıktı.
Mısır'da Kraliçe Nefertiti, el ve ayak tırnaklarını yakut kırmızına boyatırdı. Kleopatra ise koyu pas kırmızısını yeğlemişti.
Daha düşük sınıflara mensup kadınların ancak sınırlı renkler kullanmalarına izin verilirdi. Öyle her kadın canının çektiği rengi kullanamazdı.

* * *

Bütün bu bilgiler, Özcan Sapan'ın derlediği bir kitaptan...
Kitabın adı "Şeylerin Tarihi" (Çeviriler: Hale Alpmen, Münire Yılmaer; Çiviyazıları Yayınevi, Nemesis Kitaplığı).
Tarih denilince bizim kuşağın aklına sadece savaşlar, antlaşmalar gelir. Öyle öğretilmiş bir kere. Düşünüyorum da, sınıfta bu tür bilgilerin de tarih kapsamına girdiğini ileri sürsek, Sıfırcı Kenan hocamızdan kim bilir nasıl da zılgıt yerdik!
Oysa bunlar da tarih. İnsanoğlunu bugüne getiren olaylar. Çoğu minicik sayılan olaylar. Ama hepsi önemli.
Bu tür kitaplar çoğalıyor. Gökhan Akçura'nın olağanüstü güzellikteki "Ivır Zıvır Tarihi" dizisini sık sık karıştırmaktan hâlâ büyük keyif alıyorum.
"Şeylerin Tarihi"ni de ilgiyle, yer yer eğlenerek okudum. Okurken de, belki görsel malzemeyle zenginleştirilseydi daha ilginç olurdu diye düşündüm.
Bir de, neredeyse her sayfada, bu tür bilgileri içeren bir bellek hazinesine sahip Erol Keskin'in kulaklarını çınlattım.




PAZAR
"Futbolun doğusu batısı yoktur"
"Oyunculuk adale gibidir, kullanmazsanız felç olur"
"Nefsimi terbiye adına para biriktiriyorum"
"Röportajınızdan sonra gerçek bir işyeri olduk"
Bu yıl artık sigarayı bırakacağım!
Zeytinyağından karikatüre her şeyin bir müzesi var
Nişantaşı'na bir "kebap restoranı" daha
Amatör sinema eleştirmenleri yarışıyor
Sıcak ocak... cak... cak
Tünel Pasajı'nda değişik renkler
Misyonerlik
Bu mektubu okuyun diye intihar etti
Siyah giy... Ölünün ruhu bedenine girmesin
Gencecik bir ölüm





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
YASEMİN ÇONGAR

© 2004 Milliyet