Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 15 Ocak 2005 / Cumartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Gencecik bir ölüm

Amerikan fikir dünyasının en genç seslerinden Susan Sontag, di'li geçmişe hapsolabilir mi hiç? Ölüm, onun geleceği gören denemelerine noktayı koyabilir mi?

washington

Pazar pazar ölümden söz etmek garip geliyor. Garip gelmediği zaman varmış gibi.
2004'ün son haftası Amerika'nın çehresine derin çizgiler çizen bir kadını aldı götürdü. Susan Sontag 30 yıl aradan sonra ikinci kez mücadele ettiği kansere yenildi.
71 yaşındaydı; gencecikti.
Aslında, onun sıradışı hayatından, sıradışı kaleminden dem vuran bir yazı yazmalıyım.
Neden Amerika'yı Amerika yapanlardan olduğunu; sanat, edebiyat, hayat, hastalık ve ölüm üzerine denemelerinin neden bir yandan hızla klasikleşirken bir yandan hep genç kalacağını anlatmalıyım.
Sontag'ın sadece Antonin Artaud'nun, Roland Barthes'ın, Jean-Luc Godard'ın, Elias Canetti'nin, W. G. Sebald'ın Avrupa'sını belki de en iyi anlayan ve anlatan Amerikalı olmakla kalmadığını söylemeliyim.
Vietnam Savaşı sırasında Vietnam'a gidip Vietnamlıları yazdığını, dünyanın Sırp kıyımını seyrettiği günlerde Saraybosna'ya yerleşip Samuel Beckett'in "Godot'yu Beklerken" oyununu sahnelediğini hatırlatmalıyım.
Opera üzerine, resim ve fotoğraf üzerine, kanser ve AIDS üzerine, soykırım üzerine, seyahat üzerine, çeviri üzerine, yazdığı her konu üzerine sarsarak yazdığını yazmalıyım.
Yapmayacağım.
Size keşiflerle dolu bir 2005 dileyip sözü Sontag'dan küçük bir derlemeye bırakacağım. Yeni yıl hediyesi niyetine, keşfe teşvik babından...

Amerikan mitosu
"Amerikalıların geçmişle bağlantısının çok zayıf olduğunu düşünüyorum. Bu ülkenin garipliklerinden biri bu. Bu ülkenin en ilginç yönlerinden biri, diğer ülkelerden geçmişle bağlarını kopararak gelen insanlardan oluşması. Bu yüzden de, Amerikalıların tarihsel bir bakışa hep direndiklerini düşünüyorum.
Bir tür serhat ruh hali bu: Beğenmiyorsan, bırak git. Hiçbir yerde köklerin yok ve geçmiş aslında önemli değil çünkü her zaman gidebilirsin, başka bir yere taşınabilirsin ve yeni bir hayata başlayabilirsin. Bu ülkedeki egemen mitos bu gerçekten de. Parantez içinde söyleyecek olursam, bu ülkedeki psikolojik düşünce modasının da buna bağlı olduğunu düşünüyorum. Örneğin psikanaliz, burada başka yerlerde olmadığı denli başarılı oldu, çünkü insanlar onu geçmişten kopmanın bir aracı olarak kullanıyorlar. Size şu ya da bu biçimde bir süreç sunuluyor; bu süreçte geçmişinizi gözden geçirebilirsiniz, değerlendirebilirsiniz, sonra fırlatıp atabilirsiniz ve kendinizi yeniden yaratabilirsiniz, yeni bir şeye başlayabilirsiniz. Freud büyük bir kötümserdi, ama psikanaliz, bu ülkede iyimserliğin bir aracı haline geldi; psikolojiyi anlayarak geçmişten kurtulabileceğiniz mitosuna dönüştü." (1969-Sontag'ın Edwin Newman ile söyleşisinden)

Yazarlık üzerine
"Kitaplarım kim olduğumu keşif ya da ifade etmenin bir aracı değildir; ben hiçbir zaman terapi ya da dışavurum olarak yazma ideolojisini benimsemedim. Kitaplarımın neden ben olmadıklarının bir başka nedeni daha var. Hayatım bana hep sürekli bir oluşum hali gibi geldi, hâlâ da öyle geliyor. Oysa kitaplar biterler. Beni başka bir şey yapmak, olmak, hissetmek, başka bir şeye öykünmek için özgürleştirirler -azgın bir öğrenciyim ben. Takılıp kalmadım. Bazen kitaplardan ve onların laklakıyatından kaçış halinde olduğumu hissederim. Bazen momentum daha çok zevk verir. Yeniden başlamayı severim. Yeni başlayanın kafası kafaların en iyisidir. Yazarlığın başlangıcında bir yazar olmaktan şimdi bu denli uzakken, benimsediğim ve kendime uygun gördüğüm kafa, yeni başlayanınkidir. Otuz yıl önce, yazdıklarımı yayımlamaya ilk başladığımda, burada iki kişinin bulunduğu hayalinin daha basit bir versiyonuna sahiptim: Ben ve aynı adı taşıyan bir yazar. Bir dizi kitaba duyduğum hayranlık, hayır, derin saygı, beni diz çökmüş bir halde bu mesleğe taşıdı. Öyleyse kendi cılız teknemi edebiyatın geniş sularına bırakma cesaretini nasıl buldum? Yeteneklerim ile yapıtımda yansıtmayı istediğim standartlar arasındaki mesafenin farkında oluşumu ifade eden ve pekiştiren bu ikililik duygusu sayesinde." (2000-Sontag'ın "Tekillik" başlıklı denemesinden)

Ebu Garib gerçeği
"Modern zamanların en zalim diktatörlerinden birini deviren savaşın haklılık taşıdığına inananlar açısından, Irak'taki Amerikan çabasını bu görüntülere indirgemek 'haksızlık' olabilir. Her savaş, her işgal, kaçınılmaz biçimde, tek tek eylemlerle işlenen büyük bir gergef işidir. Bazı eylemleri temsili kılan, diğerlerini temsili kılmayan nedir? Mesele, işkencenin bireyler tarafından (yani 'herkes tarafından değil') yapılıp yapılmadığı değildir; sistematik olup olmadığıdır. İzinli olup olmadığıdır. Göz yumulup yumulmadığıdır. Bütün eylemleri, bireyler yapar. Mesele, Amerikalıların çoğunluğunun mu yoksa azınlığının mı bu tür eylemleri yapıp yapmadığı değildir. Bu yönetimin politikalarının niteliğinin ve bu politikaların uygulanmasında gözetilen hiyerarşilerin böylesi eylemlerin olasılığını artırıp artırmadığıdır. Bu ışıkta bakıldığında, bu fotoğraflar biziz." (Sontag'ın "Fotoğraflar Biziz" başlıklı makalesinden)

ycongar@erols.com



PAZAR
"Futbolun doğusu batısı yoktur"
"Oyunculuk adale gibidir, kullanmazsanız felç olur"
"Nefsimi terbiye adına para biriktiriyorum"
"Röportajınızdan sonra gerçek bir işyeri olduk"
Bu yıl artık sigarayı bırakacağım!
Zeytinyağından karikatüre her şeyin bir müzesi var
Nişantaşı'na bir "kebap restoranı" daha
Amatör sinema eleştirmenleri yarışıyor
Sıcak ocak... cak... cak
Tünel Pasajı'nda değişik renkler
Misyonerlik
Bu mektubu okuyun diye intihar etti
Siyah giy... Ölünün ruhu bedenine girmesin
Gencecik bir ölüm





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
YASEMİN ÇONGAR

© 2004 Milliyet