Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 15 Ocak 2005 / Cumartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Seçimler, Arıboğan ve futbol

Federasyon başkanlığı seçimleri öncesi siyasetin sopasından, iktidarın gölgesinden söz ettik. Kimlerin nasıl seçildiğini, hangi delegelere telkinde bulunulduğunu, nasıl baskı yapıldığını dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştık.
Nitekim sandık başında yaşananlar ve sonuçları bizi yanıltmadı.
Ama ilginçtir, olayın kahramanları bu iddiaları hep yalanladı. Hiçbir adayı desteklemediklerini, seçime asla müdahale etmediklerini söyledi.
Oysa keşke çıkıp; "Evet bu bizim adamımızdı. Gönlümüz ondaydı. Seçilmesi için çalıştık. Diğerini engelleyemedik" diyebilseler, inandıkları doğrular ve fikirlerin ardında durabilselerdi..!
Belki o zaman seçtirdikleri insanlar koltuklarında daha rahat oturur, sırtlarını dayadıkları gücü daha olumlu ve verimli kullanma serbestiyesine sahip olurlardı. Oysa şimdi çoğu, siyasi gücün tercihi olmadıklarını anlatabilmek için dil döküyor.
Basketbol federasyonu seçimlerinden sonra yaşanan ilginçliklere bir bakın.
Önce Lutfi Arıboğan'a dar gelecek bir giysi biçilmek istendi. Sular dalgalandı, küçük çaplı tsunami yaşandı.
Ardından Türk sporundaki en kritik görevlerden biri olan Futbol Federasyonu genel sekreterliği önerildi.
Deneyimli bir yönetici olan Arıboğan'ın her iki göreve de talip olmadığını biliyorum.

Biraz cesaret
Herkes farkında ama, bir türlü seslendirmek istemiyor.
Başta genel müdürlük üst kademesi olmak üzere Arıboğan'ı onore edecek, seçim üzüntüsünü unutturacak bir formül arıyordu. Sonunda bulundu.
Arıboğan adının Futbol Federasyonu başkan vekili Hasan Doğan tarafından ortaya atıldığı, Levent Bıçakcı'nın resmi teklifi yaptığı söyleniyor. Genel müdürlük kanadının da gelişmeden hoşnut olduğu biliniyor.
Bu arada 13 yıldır genel sekreterlik görevini sürdüren Aydın Torunoğlu'nu incitmeden devre dışı bırakmak, vekili Metin Kazancıoğlu'nu küstürmemek, Ankara'da çalışan onlarca personeli ürkütmemek için bin dereden su getiriliyor.
Cümle alem biliyor ki, özerk Futbol Federasyonu ile Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, hükümetin "spor ve personel" politikasından bağımsız hareket edemez.
O halde lafı eveyelip gevelemenin anlamı yok.
"Lutfi Arıboğan değerli bir spor adamıdır. Yönetici olarak futbola önemli hizmetleri olacağını düşünüyoruz. Genel sekreterliği zaten İstanbul'a taşıyacaktık. Basketbol federasyonu seçimlerinin sonuçlanmasını bekledik. Arıboğan kaybedince bu görevi önerdik" deme cesaretini gösterin.
Gösterin ki, diğerleri gibi Arıboğan'ın adı daha yolun başında yıpratılmasın, hak etmediği yakıştırmalarla anılmasın...
Biliyorum. Bu vaka, küçük düşünen pekçok insanın algılama kapasitesini fazlasıyla zorluyor.
Ama kararlı dik bir duruş, yarın onların da anlayabilecekleri dilden iyi bir ders olabilir.

Çelik ve yanıt bekleyen sorular

Yıllardır hakem seminerlerini izlerim. Mersin'de düzenlenen sonuncusu gibi sönük, tatsız, can sıkıcısını yaşamadım. Seminere şöyle bir uğrayıp giden federasyon başkanı da, MHK de, hakemler de, hatta basın mensupları olarak biz de, zorunlu bir görevi yerine getirdik adeta.
Tabii Mutlu Çelik'in ilk gün şovunu bunlardan ayrı tutuyorum.
Artık maç alamayacağına kanaat getirdikten sonra hakemliği görkemli bir gösteriyle noktalamayı düşünen Çelik, yakın bir gelecekte yorumculuğa başlayacağı televizyon kanalının üç kamerasıyla birlikte seminer salonundaki yerini almıştı. Atacağı adımlar, hangi kameraya nasıl bakacağı, istifa dilekçesini hangi açıdan vereceği planlanmıştı.
Kafasında günlerdir kurgulamasına karşın Çelik'in şovu, hiç de beklenilen görkemde gerçekleşmedi. Tecrübeli hakem bir ara heyecanlandı, tekledi, sesini yükseltemedi, meslektaşının karşısında adeta tutuldu kaldı. Onların şaşkın bakışları arasında hızlı adımlarla salondan uzaklaştı...
36. kattaki odasına çıkıp üzerine rahat birşeyler giydikten sonra bu kez medya mensuplarıyla hesaplaşmaya girdi. Otelin lobisinde basına verdi veriştirdi. Sanki bugüne dek yaşadıklarının sorumlusu onlarmış gibi!
Ardından kapıda kendisini bekleyen televizyon kanalının muhabiriyle birlikte arkasında yanıt bekleyen pekçok soru bırakarak Antalya'ya doğru yola çıktı... Şimdi biz bu soruları seslendiriyoruz;
MHK niçin 30 süper lig hakemi içinde özellikle Mutlu Çelik ve iki kişiye görev vermemekte ısrar etmiştir?
Mutlu Çelik faal bir hakem olarak ne yapmıştır da, Sabri Çelik'e seçim kazandırmıştır?
Seçim ortamı, karşılıklı ödünlerin verilip alındığı bir platformdur. Mutlu Çelik'in bu seçimde çıkarı ne olmuştur, ne sözler verilmiştir, kimler ne vaad etmiştir?
"4 kulüpten kovuldum, şu kadar yönetici dövdüm, agresif biriyim" itirafında bulunan bir hakem, yarın uzmanlık alanında yorumculuk yapmaya kalkarsa ne kadar inandırıcı olabilir?
Mutlu Çelik geçtiğimiz üç sezon içinde, yöneticileri tarafından herhangi bir maç için özel olarak görevlendirilmiş midir?
Kurul başkanı Sabri Çelik kendisine yöneltilen suçlamalar karşısında niçin hala susmaktadır? Veremeyeceği bir hesap mı vardır?
Kamuoyu bu soruların yanıtlarını merak etmektedir ve artık hakem camiasında yaşananları sorgulama aşamasına gelmiştir.
Mutlu Çelik önüne geleni suçlayıp gitti. Ekranda söylemeye devam edecekleri belki bir süre daha reytingini yüksek tutabilir.
Ancak şu kesin. Çelik istemeyerek de olsa Türk hakemliği adına tarihi bir süreci başlattı. Tabii son bir hafta içinde yaşananlar doğru algılanır ve yaptırım gücüne sahip olanlar tarafından objektif bir süzgeçten geçirilebilirse..!

Konyalım yürü

Her zaman denk düşmez. Öyle olaylar vardır ki, söz gelimi 50 yılda bir yaşanır. O an sergileyeceğiniz tavır bir milat başlatabilir. Ya da tutarlı bir duruş, gözden kaçmış bir yanlıştan dönülmesini sağlayabilir.
Tıpkı Futbol Federasyonu Başkanı Levent Bıçakcı'nın, Galatasaray derbisinde maçın başlama talimatını vermesi ya da Konyaspor'un, Beşiktaş ile seyircisiz oynayacağı kupa maçının hasılat dağılımına itiraz etmesi gibi. İkisinde de tarihi fırsatlar kaçtı.
Ali Sami Yen stadında Bıçakcı "Ben başlattım" dedi. Ardından tribünde merdivenlerin boş bırakılmasıyla ilgili üç kez talimat değişti. Hâlâ neyin nasıl uygulanacağı konusu netleşmiş değil.
Konyaspor hakkını ararken arkasında koskoca bir kamuoyu desteği vardı.
Yeşil-Beyazlı kulüp örnek olacak bir karar alınmasını sağlayacak derken, onlar da yelkenleri suya indiriverdi.
Duyduk ki taraflar arasında anlaşma sağlanmış.
Beşiktaş kulübü Konyaspor'un uçak masraflarını karşılayacakmış.
Futbol federasyonu ise otel ve yemek giderlerini ödeyecekmiş.
Ne uzlaşma değil mi?
Konyasporlu yöneticiler talimatta yer alan ciddi bir yanlışın düzeltilmesini sağlamak, başlattıkları hukuk savaşını kazanmak yerine, kolay yolu tercih etti.
Eee. İşin içine "hatırı sayılır"ağabeyler girince ne ilke kalıyor, ne etik.
İşte size yakın geçmişten iki sıcak örnek.
Yitip giden fırsatlara çok yazık.

cersen@milliyet.com.tr




SPOR
Büyüklerin derdi bitmez!
İnönü güvenlik merkezi!
Fener mola verdi: 2-2
Aslan'dan Euro kuru
Trabzon direnemedi: 5-3
Federasyona Panzer çarptı!
Süreyya'dan Alman modeli
Halterde yeni ifadeler
Güreşte tehlike
Haber turu...
Seçimler, Arıboğan ve futbol
At yarışları
Artık Avrupa korksun
Jazz'a acı fren





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR


Cemal ERSEN
Seçimler, Arıboğan ve futbol
Federasyon başkanlığı seçimleri öncesi siyase...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 İstatisliklerle lig
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98

© 2004 Milliyet