
|
|
|
 |
|
|
'Karikatür vurdu mu beş parmağın izi kalır'
EVRİM ERGİN
Leman'ı 1985'te Gırgır'dan ayrılan bir ekip Limon'u kurdu. Leman, Limon'un devamı. 50 bin satan bir dergi olarak, özellikle gençler üzerinde büyük etkisi var. Derginin yöneticilerinden, 'Bezgin Bekir' karakterinin yaratıcısı Tuncay Akgün, "Çok genç insanlardık. O gün çok köşeli bir bilinç yoktu ama Gırgır dergisinden daha keskin ve muhalif bir çizgi çizmek için yola çıkmıştık" diyor. Çıkış dönemi itibariyle neye muhalefet ettiğine gelince, şöyle anlatıyor:
"Yeni anayasa kabul edilmişti. 12 Eylül'ün kurumlaştığı dönemlerdi. Biz o sırada çıkış yaptık. Yayın çizgimizle ciddi bir bela aldığımızı fark ettik. İnanılmaz davalarla karşılaştık. Pek çok arkadaşımızın mahkumiyetleri oldu. Ama bir yandan da çok sert bir dergicilik yaptık. Geçen 20 yıllık süreçte artık Leman'ın kurumlaşmasını tamamladığını, Türkiye'nin son 20 yıllık tarihsel kesitinde ciddi bir sınav verdiğini düşünüyorum. Etkili olmak için değil kendimizi ifade etmek için çıkış yaptık. İçtenliğimiz, farklı bir gazetecilik anlayışı, o sert duruş bizi bir yere taşıdı. Ayrıldığımızda Gırgır merkez bir dergiydi. Demek ki o alan bir süre sonra bizde rahatsızlık yarattı ki böyle bir çıkış yaptık. Limon da son derece radikal bir dergi. O arada bir sürü diğer mizah dergisi yok oldu. Biz en çok satan dergi olduk. 500 bin satan bir dergiden ayrıldığımızda küçüktük, 20 - 30 bin zor satıyorduk. Sonra iş değişti ve biz bu alanı genişlettik."
AB konusundaki acelecilik küçültücü
Leman'ı tanımlayan en temel şeyin 'muhaliflik' olduğunu ve AB süreci netleşmeye başladığından itibaren muhalif, çıkıntı tavrını ortaya koyduğunu anlatan Akgün, Türkiye'nin AB konusundaki 'aceleciliğini' küçültücü buluyor:
"Hemen atlama meselesini ben çok küçük düşürücü buluyorum. Gümrük Birliği'nde de çok ciddi kayıplar var. Batı tarafından Türk kimliğinin bir 'öteki' olarak algılanması var. Ama tabi ki Avrupa'nın demokrasi ilkeleri, modernizm açısından getirdiği şeylere evet. Ama bir yandan da Avrupa çok günah taşıyan bir Batı kimliğini temsil ediyor. Ayrıca ben söylenegelenin aksine Türkiye'deki dinamik unsurların Avrupa Birliği'ni istediklerine inanmıyorum. Bu yanılsama. AB'ye girildiğinde ciddi bir para ve refah beklentisi var. Pratik olarak beklentilerin kaşındığını düşünüyorum. Gerçek böyle değil. Benim bakışım ulusalcılık ya da sadece bir onur meselesi, bölünüp parçalanacağız gibi şeyler değil" diye konuşuyor.
'Kaynana Semra, her yerde burnuma dayatılıyor'
Türkiye'de yayın alanının 'insanı ürpertecek derecede kapalı' olduğunu savunan Akgün, bunda muhalif olanların sorumlulukları olduğunu belirtmekle birlikte esas sorunun 'korkunç ezicilik' olduğunu belirtiyor. Akgün, şöyle diyor:
"Türkiye'nin gündemi inanılmaz mikro. Örneğin Kaynana Semra Hanım. Beni bununla boğduğunu düşünüyorum. Saçma sapan bir şov meselesini benim her yerde burnuma dayadığını düşünüyorum. Kaçış bırakmayacak şekilde. Türk entellektüelizmini tamamen tükettiğini düşünüyorum. Birileri sürekli olarak birileri tarafından bir yerlere getiriliyor. Bu vasatlaşmaya yol açıyor. Türkiye entelektüelleri telif parasına angaje olmuş durumda. Murat Belge ve ekibi bu noktaya geldi. Oysa ki 30 senedir bu adamlar bize neler anlattılar."
Akgün, doğal olarak karikatürün gücüne inananlardan. Sözün 'havada kalan' niteliğine ve çok zaman 'kaale alınmamasına' atıfta bulunan Akgün, karikatür için şöyle diyor:
"Ama karikatürün ve mizahın öyle bir etkisi oluyor ki orada beş parmağın izi çıkıyor. Alev alev yanıyor o darbe."
|
|
|

|
|