Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 19 Ocak 2005 / Çarşamba  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Türk filmlerini DVD'den izliyorum. Onların gişesi bir kişi bile artmasın diye"

Mehmet Ali Erbil "Hababam Sınıfı Askerde" ve "Hırsız Var!" ile beyazperdede... Yakında "En Son Babalar Duyar" dizisine katılacak ve Pasaparola'yı sunmaya başlayacak. Herkesi Türk filmlerine çağırıyor ama "Ben gitmiyorum" diyor. "Onların gişeleri artmasın ki en çok izlenen film benim filmim olsun!"

TUBA AKYOL

Ha bire ünlüler arasında bir polemiktir gider ya... O öyle der, öbürü cevap verir, beriki lafa girer, öteki o lafa atlar. Ben anladım. Yani en azından Mehmet Ali Erbil'in karıştığı bir kısım polemikleri anladım. Adam espri yapıyor! Bu röportajda, az sonra, "Aman Allahım, ona da bunu mu dedi, şuna da bunu mu söyledi" diyeceğiniz her şeyi, biz kahkahalar arasında konuştuk. Çoğu yerde katıldık bile. O derece! Sonra tabii kasedi çözünce ve tüm o söylenenler yazılı hale geldiğinde... Ciddiymiş gibi oluyor.
Röportajlarda adettir ya, bazı cevapların başına parantez içinde "Gülüyor" yazılır hani. Her cevabın başına siz kafadan koyun (Gülüyor) diye...
Ben buraya toptan yazıyorum işte: Gülüyor!

"Hırsız Var!"da mafya babası rolündesiniz. Bugüne kadar oynadığınız roller düşünüldüğünde, filmdeki eşcinsel modacı rolü size daha uygunmuş gibi sanki. Niye o rol değil de, mafya babası?
Aslında başlangıçta eğilim ona doğruydu. Sonra karar verdik ki mafya babası, benim için daha uygun olacak. Bugüne kadar sinemada hiç canlandırmadığım bir karakterdi. Hoş bir deneyim oldu. İzleyici için de beni böyle değişik bir rolde görmek daha cazip. Zaten hep olumlu eleştiriler aldım.

Nasıl kabul ettiniz böyle bir projeyi?
Rol çok önemliydi. Değişik bir rol olması... Başlangıçta senaryo beni tatmin etti diyemeyeceğim. Ama Haluk'la (Bilginer) çalışmak, Med Yapım'la çalışmak, Gülse (Birsel) gibi genç yeteneklerle çalışmak adına bu proje beni heyecanlandırdı.

"Urfa'dan bana dua getirdiler. Bunu Tatlıses için yapmazlar"
Haluk Bilginer konservatuvardan arkadaşınızmış. Sizi biraz hayal edebiliyorum o yaşlarda, üniversiteli genç bir çocuk olarak falan... Ama Haluk Bilginer sanki bu yaşta doğmuş gibi geliyor bana. Hem zaten o sizden yaşlı değil mi?
Doğru, Haluk benden bir sınıf aşağıdaydı ama benden 4-5 yaş büyüktür. Şimdi ben... Bu bir avantaj mı, dezavantaj mı bilemiyorum ama sınıfın en küçüğüydüm. 14 yaşında girdim konservatuvara.
22 yaşında sınıf arkadaşlarım vardı. Eski arkadaşlar ben konservatuvara ilk girdiğim yıllarda koridorda elimde oyuncak tabanca "dekmancılık" oynadığımı anlatırlar. O kadar küçükmüşüm.

Arkadaştık canım. 30 yıldır arkadaşız işte. Aynı yatakhanedeydik. Biz beraber yatardık Haluk'la. Sağımda Haluk yatardı, solumda İlyas Salman. Yatakhane arkadaşı, yatak arkadaşı aynı zamanda. Çok anımız vardır birlikte, onlar anlatırlar. Ama ben silmişim. Eskiyi çabuk siliyorum. Tuhaf bir şey.

Gülse Birsel adı da etkili olmuş bu filmde yer almanızda. İzliyor musunuz "Avrupa Yakası"nı?
Eh, eskisi kadar değil. O dizi de çok tekrarladı kendini. Dünyada örneklerini görüyorsunuz, beş yıl sürüyor sitcom'lar. Bizde çok çabuk tekrara düşüyor. Şimdi biz bazı projeleri inceliyoruz. Amerika'da adam 77 yılında yapmış sitcom'u. 30 sene önce yapmış. Ve o sitcom kaç sene oynamış.

O işlerde kalabalık ekipler çalışıyor. Hikayeye bir sürü insan katkıda bulunuyor. Senaryoyu her bölümde farklı kişiler yazıyor. Türkiye'de bir iş başarı kazanınca, hah formül tuttu diye, bir süre sonra o iş kendi kendinin karikatürüne dönüşüyor.
Başarı demeyelim ona da... Sıçrama diyelim. Kolay sıçranıyor ama orada kalmak zor.

İki yeni filmde başrol oynuyorsunuz ama sizin de kariyerinizde bir düşüş yaşadığınız söyleniyor.
TV'de çok zor bir şey grafiğinin hep yükseklerde olması. Ama 30 yıldır aynı tempo içerisinde çalışmak, buralarda olmak da kolay bir şey değil. Hep aynı projelerle başarıyı tutturmak kolay olmuyor.
n Ama siz yarışmada ısrarlısınız. "Pasaparola"ya başlıyorsunuz. Üstelik Metin Uca'yla özdeşleşmiş, öyle hatırlanan bir yarışma. Risk değil mi?

"Çarkıfelek" de Tarık Tarcan'la anılıyordu.
Onu unuttuk tabii.
Ya, işte böyle unuttururum. Böyle bir özelliğim vardır. Hiç bu tip şeylerde kompleks yapmam. Kendi ruhumu katarım o işe. Unutursunuz.

Bu arada tuhaf bir hayran kitleniz var. Mesela anneannem sizi oğlu sanıyor. Dayım sayılırsınız.
Oğluna mı benzetiyor beni?

Yooo, ama sizden oğlu gibi bahsediyor. Mehmet Ali böyle dedi, şunu söyledi, böyle yaptı, ah yavrum, canım... Şimdi sizi görse, bu adam beni tanımıyor demez, oğluna sarılır gibi sarılır.
Ben de onun kucağına otururum hemen. Yaşlılar çok enteresan. Ailelerinin bir parçası gibi kabul ediyorlar beni. Bu herkese, her sanatçıya nasip olmayacak bir şey. Ben de hastalığımda gördüm insanların bu ilgisini, sevgisini. Çok farklı bir yaklaşımları var. Tamam, sanatçı olarak bir yere koyuyorlar ama başka bir yere daha koyuyorlar. Kadın kalkıyor, Urfa'dan bana dua getiriyor yani. Türkiye'de star olarak, kime... Mesela Hülya Avşar, İbrahim Tatlıses için yapmaz bunu yaşlı başlı kadın.

Rahatsız edici olduğu oluyor mu?
Bazen. Bir insanın her zaman neşeli, hareketli olması söz konusu değil. Ben de bir insanım. Benim de sıkıntılarım, problemlerim oluyor. Öyle zamanlara denk geldiğinde biraz abartılı geliyor tabii. Sabahın 7.00'sinde, havaalanında enseme vurup da "Mehmet Ali n'aber" filan... Bir kere, iki kere tamam da; üç kere, beş kere çekilmiyor sabah sabah.

Sağlığınız iyi şimdi, değil mi?
Kontrol altında. Ayda bir serum alıyorum.

Bir arkadaşım da tiroid tedavisi için sizin doktorunuza gidiyor. Onun da babaannesi için büyük bir olay bu. Herkese bunu anlatıyor.
Mehmet Ali'nin doktorunun eli değdi diye ha? E bir de benim elim değsin bari...

Aaa, o kız olmaz! Uzak durun arkadaşımdan. Nedir sizin bu çapkınlığınız? Gerçi şimdi biraz...
Duruldum mu? Ya aslında çapkınlık öyle bir yakıştırma. Her popüler insana "çapkın" diyorlar. Çapkın şarkıcı, ünlü çapkın şovmen... Bir laf çıktı, yok 500 kadınla birlikte olmuşum... Aslı astarı yok. Espriydi. Feministler bunu ciddiye aldı.

"İlyas Salman'la yattıktan sonra mecburen kadınlara yöneldim"
Ama sizin de birlikte yatmadığınız yok. Az evvel söylediniz ya, Haluk Bilginer falan...
İlyas Salman da var... Zaten o yüzden kadınlara ilgim arttı benim. İster istemez kadınlara yöneldim.

Yani çapkınlığınız pek yakıştırma değildi. Eski karınız Sedef'le bir süre birlikte çalıştık biz.
Üzülmüyor musunuz böyle bir evlilik yaptığınız, sonra boşandığınız için... Çok iyi bir kız o.
İyilik her şey demek değil. Sevgi de her şey değil. Bazı şeyler yürümeyebiliyor. Benim kadar onun da hataları olabilir. Mehmet Ali Erbil'i biliyordu. Belki onun daha fazla düşünmesi gerekiyordu.

Ya Özlem Yıldız? Sizi çalılıklarda başka bir kadınla yakalanması?
(Çok gülüyor) Yok öyle bir şey ya.

Nasıl yok? Süper bir senaryo o zaman.
Tabii tabii. Biz bu hikayeleri böyle ortaya atıyoruz ki, Özcan Deniz bunlardan senaryo yazsın...

Peki Özlem Yıldız'la annesi sizi dövdüler mi?
Dövmek değil ya... Ama bütün Akyarlar ayağa kalkmıştı, bunu hatırlıyorum yani. (Ciddi gibi yaparak) Yanlış anlaşıldım.

Peki kovaladılar mı, bağırdılar mı, ne oldu?
Bağırdılar canım. Biz de kaçtık Stelyo'yla. İzmir'e kaçtık. Bodrum'u terk ettik. Öyle bir kaçmak!

Özlem ağlıyordu geçen gün, evlenemedi diye.
Allah Allah. O da şanssız bir kız. Derler ya bahtı güzel olsun.

Sizin arkanızda güzel ama bahtı güzel olmayan bir kızlar ordusu var.
Ne yapalım, yaşam bu. Ki ben acımasız falan değilimdir. Çok da merhametliyimdir oysa.

"Küçük kızım 'yabancı şarkıcı' olmak istiyor. Yerli müzik kanallarını izlememe kızıyor"
Kızlarınızla aranız nasıl?
Çok çok iyi. Sezin'le arkadaş gibiyiz. Çok iyi anlaşıyoruz. Aramızda hiçbir problem yok. Dersleri çok iyi, ki bu benim en büyük şanslarımdan biri.

Ama Yasmin dansöz olmak istiyordu en son.
Yok, o değişti. Şimdi "yabancı şarkıcı" olmak istiyor. Bu da literatüre böyle girecek: Yabancı şarkıcı olmak istemek. Yerli müzik kanallarını izlemiyor. Evde eğer Kral TV açıksa, kızıyor mesela, değiştiriyor.

Detayını bilmiyorum ama sizin ailenizle ilgili bazı sorunlarınız vardı, annenizle... Siz de boşanmış olduğunuz için kızlarınıza karşı mahcup musunuz?
Belki de bunu onlara daha fazla sevgi göstererek kapatmaya çalışıyorum. Onlarla çok ilgilenmeye çalışıyorum. Zorla değil tabii, bunu içimden gelerek yapıyorum. Ben bunların eksikliğini çok yaşadım. Ben babamdan hiç hatırlamam, bir kez çocuklarını kucağına alsın, sevsin... Ama ben hâlâ 22 yaşındaki kızımla birlikte uyuyorum.

Bu arada internet siteniz açılıyormuş 26 Ocak'ta. Yatak odanızdan da canlı yayın olacakmış.
Yok canım, yatak odası değil. Banyodan! Benim kendi küçük bir özel televizyonum gibi bir şey olacak. Haftada bir canlı yayın gibi. Evden yayın yapılacak. Chat'leşeceğiz.

Tuğba Çoşkun'u da görecek miyiz evde? O pek göz önünde değil.
O pek sevmiyor. Bu işlerin içinde de olmadığı için. Bir ithalat-ihracat firmasında çalışıyor Tuğba. Aslında arkeolog. Ama Türkiye dışından dekoratif boyalar ithal ediyorlar. Mimarlarla falan çalışıyor.

"Medyada tartışıyoruz, karşılaşınca hiçbir şey olmamış gibi sarılıyoruz"
"Hababam Sınıfı Askerde"de Hülya Avşar'la birlikte oynuyorsunuz. Bir ara ciddi kapışmıştınız. O size "kart finans" dedi, siz ona mazisini hatırlattınız. Niye kavga ediyorsunuz?
Biz de bir aileyiz. Topu topu kaç kişiyiz ki? Her kesimde... Sizin de arkadaşlarınızla ters düştüğünüz, küstüğünüz olur, olmaz mı?

Ama madem siz bir ailesiniz, herhalde telefon numaralarınız vardır birbirinizde. Niye gazeteciler üzerinden tartışıyorsunuz?
Tahrik unsuru! Samimi söylüyorum. Ben evden ne kadar kararlı da çıksam, "Ben bugün hiçbir kameraya konuşmayacağım" desem de, arkadaşlarınız bu konuda çok tecrübeliler. Bir susuyorsun, iki susuyorsun ama öyle bir tahrik unsuru devreye giriyor ki, kimse susamaz! Eninde sonunda sen de bir şey söylüyorsun, cevap veriyorsun. Sonra o çarpıtıyor, bir şey ekliyor... Hiç kavgacı bir insan olmadığım halde kendimi bu polemiklerin içinde buluyorum.

Asıl merak ettiğim, mesela Hülya Avşar'la gazeteler üzerinde böyle bir tartışma yaşıyorsunuz. Sonra karşılaşınca ne oluyor?
Sarılıyoruz hemen. Hiçbir şey olmamış gibi. Bu kadar da yüzsüzsüz yani... Ya bakın, mesela bir panele gidemedik biz. Ben ki her yaptığım işe çok sahip çıkarım. O panele gidemedik. Orada arkamızdan... "Arkamızdan" demeyeyim de, o an için olan bir şey...

Peker Açıkalın'dan bahsediyorsunuz. Gerçekten çok ağır konuştu arkanızdan!
Çok mu ağır? O kadar mı? (Ben tutamayıp kendimi, gülüyorum) Yok canım, o kadar ağır konuşmamışlar. Espriyle karışık falan bir şeyler söylemişler. Sonra gördüğümde şakayla karışık attım iki tokat, hemen özür dilediler. Bitti gitti olay. Onların da programı tutmaz, bir panele katılamazlar. Türkiye'de benim kadar filmlerine sahip çıkan biri yoktur. Programlarıma afişleri asarım. Sadece kendi filmlerime değil, diğer Türk filmlerine de destek olmaya çalışırım.

"Gönül Yarası"nı izlediniz mi?
Hayır. Siz beğendiniz mi? Onu da beğenmemişsinizdir siz.

Beğenmemek değil de...
Sizler de sahip çıkın biraz ya. Kolay bir şey değil Türkiye'de bu koşullarda sinema yapmak. Büyük emek veriyor insanlar orada.

Cem Yılmaz da sürekli bunu söylüyor. İyi de her iş için birileri emek veriyor. Film güzel değilse, sırf Türk filmi diye niye beğenelim?
Böyle bir şey de yok canım, böyle bir ego olur mu? Ama "G.O.R.A."yı dört milyon kişi izlemiş. Buna saygı duymak gerek. Film iyi değilse Cem Yılmaz kendi kredisinden yiyordur. Bir sonraki filminde bu başarıyı sürdüremez o zaman. Ben daha filmi görmedim, bilmiyorum.

İnsanları Türk filmi izlemeye davet ediyorsunuz ama galiba siz hiç izlemiyorsunuz.
Ben korsanı çıksın diye bekliyorum! Ucuza izleyeceğim. Sinemaya gitmiyorum ki, onların gişesi artmasın, en çok izlenen film benimki olsun. E bir kişi bir kişidir! DVD'den izliyorum.

"Ben o kavuğu Derya'dan alırım"
Dümbüllü'nün kavuğunu herkeste tek tek denesinler. Kimin kafasına uyarsa, kavuğu o alsın diyorum ben. Cem Yılmaz da gayet hak ediyor bence kavuğu. Gerçi adamın öyle bir talebi yok ama.
Kavuk zaten Ferhan Şensoy'da değil ki, Derya'da (Baykal). Ben Derya'dan alırım onu. Nasılsa sınıf arkadaşım konservatuvardan. Ama benim için en güzel kavuk, seyircinin alkışı.
Zuhal Olcay da sınıf arkadaşım. Derya'yla da, Zuhal'le de küçük küçük flörtler olmuştur aramızda. Tek taraflı, iki taraflı. Ama tabii ben unutmuşumdur.
Zuhal'in kırmızı bir elbisesi vardı. O kırmızı elbiseyi unutamam. Her şeyi unuttum, o kırmızı elbise hâlâ gözümün önünden gitmiyor.

PAZAR
"Türk filmlerini DVD'den izliyorum. Onların gişesi bir kişi bile artmasın diye"
"Bazı şeyleri zamanı gelince yazarım"
TV'de asıl gösteri şimdi başlıyor
Salıncakta bu kez Nurseli ve Can var
"Türkler" Londra'da
Passage Markiz'e "Biriki"
"Elimdeki şaraplar kıymetli mi?"
Süreyya bu defa mel'S oldu
Erkek özellikleri yavaş yavaş kayboluyor...
Ayrı gayrı masalar
Gönül Paksoy sofrası
Bir aşk ve sınıf atlama öyküsü
Türkiye ve Rusya
Hamile kalmak için sevişmek şart mıdır?
Aziz Nesin'lik bir kitap serüveni





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
NEVSAL ELEVLİ
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer

© 2005 Milliyet