Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 19 Ocak 2005 / Çarşamba  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Almanya: Acı Kupa

"- 2006 Dünya Kupası finalleri Almanya'da düzenlenecek. Almanya Türk toplumu için "ikinci vatan" ... Hemen her ailenin, Almanya'da yaşayan, orada çalışıp orada üreten, o topluma uyum sağlamış - ya da sağlamamış - birer üyesi var. O nedenle Türk Milli Futbol Takımı'nın Almanya'daki finallere katılması, bugün her zamankinden daha önemli... Hem oradaki gurbetçi vatandaşlarımız açısından, hem de AB ile müzakere sürecine girmiş, bir ölçüde kendini Avrupa'ya kabul ettirmiş bir ülke olmamız açısından. Bir başka neden de, Galatasaray'ın EuroCard organizasyonunda da görüldüğü üzere stadları dolduracak Türk futbolseverlerin varlığı. Türk futbolseverler, hem FIFA organizatörlerinin dört elle sarılacağı, hem de - finallere katılma şansını yakalarsa - Türk Milli Takımı'nın büyük destek alacağı bir avantaj... O halde 2006'ya katılmak, hem sportif, hem ekonomik, hem de sosyal açıdan zorunlu ve tarihi bir hedeftir!".
Yukarıda tırnak içinde özetlemeye çalıştığım bakış açısı, elbette büyük çoğunlukla benimsenen, paylaşılan, katılım sağlayan görüşleri ifade ediyor.
Kimsenin buna itiraz edeceğini sanmıyorum.
Ne var ki 2006 Dünya Kupası finallerine katılma heyecanının aklımızın önüne yeni perdeler indirmesinden, ülkenin temel sorunlarını tartışma gündemimizden çıkarmasından tedirgin oluyorum. Benim değindiğim temel sorunlar, elbette sporumuzun, özelde futbolumuzun sorunları...
Bu ülkede futbol organizasyonu, çağdaş ölçütlerle gerçekleştirilebiliyor mu ? Sanmıyorum. FIFA ve UEFA'nın ısrarla futbolu üzerine oturtmaya çalıştığı sac ayağının sadece biri var ülkemizde: Süperlig ! Öteki iki ayak, futsal (salon futbolu) ve kadın futbolu yok! Futbolda "kadın" deyince hepimiz Lale Orta'nın hakemliği üzerine konuşup susuyoruz.
Türk Milli Futbol Takımı, Almanya 2006'ya katılma heyecanını maalesef umduğumuz gibi taşıyamıyor. Umutlarımıza ve hayallerimize beklenen karşılıkları alamıyoruz. 2002 Dünya Kupası'nda üçüncülük başarısından hemen sonra yapmamız gereken yenilenmeyi geciktirdik. Sağlam bir futbol örgütlenmesini sürekli gözardı edip Dört Büyükler arasındaki şampiyonluk rekabetine kilitlendik.Yaşadığımız çağa egemen olan "dijital - sayısal - kültür" ün de etkisiyle sadece başarıları önemseyip skor tabelalarına takılıp kaldık.
Şimdi ortada arızalı sonuçlar var diye, Milli Takım'a yeni bir yabancı hoca arayışına yöneliyoruz. Bunu yaparken de her şeyi elimize yüzümüze bulaştırıyoruz. Federasyon Başkanı Levent Bıçakcı farklı şeyler söylüyor, yalanlıyor. Ama Hitzfeld de, Alman basınına onu tamamen terse düşürecek açıklamalar yapıyor. Ortada bir baca var... Tütüyor, duman çıkarıyor. Ama ocakta ateş olduğu söylenemiyor.

Sistem kuramadık
Türk Milli Takımı'nın dört uluslararası başarısı var: 1954 Dünya Kupası'na yazı tura ile gittik. 1996 Avrupa Şampiyonası finallerine en iyi ikincilerden biri olarak katıldık. 2000 Avrupa Şampiyonası finallerine İrlanda barajını geçerek ulaştık. 2002 Dünya Kupası'na da Avusturya barajını aştıktan sonra.
Özetlersek, futbolun en üst düzey müsabaka ortamına "sürekli katılma" kültürü geliştirememişiz... Başarıya devamlılık kazandıracak sistemi kuramamışız... Başarıyı rastlantılara, endekslemişiz... Yazı tura ile baraj keyifleriyle şenlenen futbolumuz, küçücük bir barajda (Letonya) boğuluvermiş.
Böylesine ağır ihmaller ve gündelik kolaycılıklarla geldiğimiz nokta, "2006'ya mutlaka gitmeliyiz" tutkusudur...
Yıllardır aklımızın örten perdeler ve tutkular yüzünden Almanya 2006, bizim için belki de "Acı Kupa" olacaktır!

İki futbolcu portresi: Muzzy ve Uğur

Mustafa İzzet, İngiltere Premier Ligi'nin genç star adaylarından biriydi. Atatürk sevgisiyle dolu baba oğullarına onun adlarını - Mustafa ve Kemal - vermişti. O da aynı sevgiyle büyüdüğü için Türk Milli Takımı'nın formasını rüyalarında görerek büyüdü. Mustafa Denizli, adayını Milli Takım'a çağırdığında dünyalar onun oldu.
Ümit Davala oda arkadaşıydı. Türkçeyi bilmiyor ama, öğrenmeye çalışıyordu... Sempatik kişiliğine rağmen, kamplarda her arkadaşından aynı yakınlığı ve desteği gördüğünü söyleyemeyiz. Şenol Güneş döneminde ihmal edildiği , unutulduğu maçlar da oldu. Sık sık tekrarlayan sakatlıkları da Milli Takım kariyerini olumsuz etkiledi. Nitekim Birmingham'daki kulüp kariyeri de Ekim'de geçirdiği diz ameliyatı nedeniyle kesintiye uğramış durumda.

Uğur'a dikkat
Mustafa İzzet, geçen yıl Belarus maçından önce Milli Takım yöneticilerine bir mektup göndererek Milli Takım'dan affını istedi. Sakatlıklarının ve yoğun maç programlarının takıma katılmasını engellediğini belirterek "Artık çağırılmamasını" rica etti...
Bu sessiz vedayı üzülerek öğrendim... Sizi bilmem ama, kendi adıma ben ona teşekkür borçluyum.
Önümüzde bir de Uğur Yıldırım örneği var...
Hollanda Ligi'nin orta karar takımlarından Heerenveen'de oynayan, futbolu beklenen gelişmeyi göstermediği için Ajax, PSV, Feyenoord gibi takımlara katılamayan Uğur Yıldırım, Zidane'ın da katıldığı frikik yarışmasında birinci olduktan sonra bir nazlanma sürecine girdi. Milli Takım'ın davetini "Ben bir düşüneyim" diyerek askıya aldı. Kimbilir, belki de ikinci pasaportuyla Hollanda Milli Takımı'nı tercih edecek...
Normal...
Herkesten Mustafa olmasını bekleyemeyiz, değil mi?

Hem yanlış, hem doğru adam: Lutfi Arıboğan

Eğitimi, sporcu geçmişi, başarılı spor yöneticisi kariyeri, onu bir anda Türk Basketbolu'nun umudu haline getirdi.
Turgay Demirel'in yıllanmış yerleşik düzenine baş kaldırdı. Tertemiz, onurlu ve düzeyli bir seçim mücadelesine girişti, üç oy farkla kaybetti. (Kimbilir, belki de Türk Basketbolu kaybetti).
Lutfi Arıboğan, TBF Başkanı Turgay Demirel'in hukuksal durumu, seçimlerin yenilenmesi, ya da işbaşındaki başkanının düşmesi gibi olasılıkları hiç hesaba katmadan, dikkate almadan aylardır sürdürdüğü mücadeleyi bir anda terketti. Türkiye Futbol Federasyonu'nun genel sekreterliğine (CEO) getirildi. TBF seçimlerinden sonra kendisine yüzme federasyonunda dahi yer arayan spor teşkilatı, nihayet Bıçakcı'nın kararıyla derin bir nefes aldı, rahatladı.

Değer kaybı
Lutfi Arıboğan, kuşkusuz Türk Sporu için sayısı giderek azalan doğru ve örnek adamlardan biridir. Kuşkusuz, Türk Futbolu'na da çok önemli katkılar sağlayacaktır. Böyle bakınca ortada bir yanlış yok, gibi görünüyor.
Peki basketbolda kendisine inanarak - büyük riskleri de göze alarak - yola çıkanlar, şimdi mücadelenin ikinci raunduna hazırlanırlarken, kendilerini aldatılmış ve terkedilmiş saymayacaklar mı ?
Türk Futbolu'nun kazancı basketbol için önemli bir değerin kaybı anlamına gelmiyor mu ?
Dahası... Siyaset rüzgârlarının bu kadar sert ve derinden esmesi, Lutfi'nin de aralarında olduğu gerçek spor adamlarını rahatsız etmiyor mu ?
Bu yaşadıklarımız Lutfi Arıboğan için de yanlış değil mi ?

agokce@milliyet.com.tr




SPOR
Beni Fener kamçıladı
Hasan Arat ısınıyor
Raketli melekler!
Luxemburgo'dan tüyolar
Olimpiyat'ta iflas paneli!
Brezilya seferi
Salon krizine tekno çözüm
Pistte denetim
Tuna'dan büyük atak
Vakıfbank'ın sigortası attı: 3-0
Haber turu...
Almanya: Acı Kupa
At yarışları
Fener'den farklı şov: 90-61
Okur'dan double double





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR


Atilla GÖKÇE
Almanya: Acı Kupa
"- 2006 Dünya Kupası finalleri Almanya'da düz...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 İstatisliklerle lig
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98

© 2005 Milliyet