|
 |
|
|
Kurban bayramlarında eski İzmir
Dünden Bugüne / Sabri Yetkin
İzmir'de yaşayan Türklerin hayatı son derece sakin, dingin ve sessizlik üzerine kurulmuştu. Sosyal hayat yok denecek kadar azdı. Bu yüzden dini bayramların yaklaşması İzmir'deki Türk mahallelerinin canlanması, kentin bu sakin kesiminin sosyalleşmesi demekti. Bayram yaklaştığında Türklerin alışveriş merkezi Kemeraltı'nda muazzam bir canlılık yaşanırdı. Günler öncesinden Kemeraltı'ndaki tatlıcılara tel ve ekmek kadayıfı siparişi verilirdi. Başdurak'taki Hüseyin Abbas, Kestelli Caddesi'ndeki Hüseyin Usta ile Keçeciler'deki Kadayıfçı Salih en meşhurlarıydı. Bunlardan başka İkiçeşmelik, Karantina, Karataş, Bayramyeri ve Eşrefpaşa'da irili ufaklı onlarca kadayıfçı da bayram tatlıları hazırlardı. Şekercileriçi'ndeki şekerci esnafı günlerce öncesinden rengarenk akide şekerlerini, lokumlarını, şekerlemelerini, meyveli şekerlerini bayram için hazır ederlerdi.
En meşhur şekerciler
İzmir'in köklü ailelerinden Katipzade, Kapanizade ve Hacı Bekirlerin fertleri şekercilikle iştigal ederdi. Bunlardan başka Mehmet Ali Bey'in Dilküşa, Ahmet Cemal Bey'in Zaika mağazalarıyla, şekerci Suphi ve Hafız Mehmet Şekercileriçi'nin tanınmış şekercileriydi.
İzmirliler Kurban Bayramı öncesinde Başdurak Camii civarındaki bıçakçılara evlerindeki satırları ve bıçakları biletmek üzere bırakırlar, Kestane Pazarı'ndaki mangalcılardan şişleri ve ızgaraları satın alırlardı. Kavurmaların ve diğer yemeklerin pişirileceği bakır tencereler kalaycılara gönderilir, kalayları yaptırılırdı. Bunun dışında giyim kuşamdan mendile ve havluya varıncaya kadar her tür bayramlık alışveriş Kemeraltı'ndan yapılırdı.
Davullu karşılama
Kurban Bayramı'nda genellikle koyun kurban edilirdi. İzmir ve civarında daha çok Karaman cinsi koyun yetiştirilmekteydi. Hayvan üreticileri ve celepler günler öncesinden İzmir civarına gelirlerdi. Fakat sürüler kente alınmaz, bayramdan birkaç gün önce girmelerine izin verilirdi. İzmir'deki yaşantılarını yazıya döken Naci Gündem, Nail Moralı ve A. Şahabettin Ege, Kurban Bayramı öncesinde kentte yaşanan törenleri benzer ifadelerle anlatmışlardır.
Kurban Bayramı arefesinde Başdurak, Ali Paşa Meydanı, Hisar, Kestane Pazarı camileri etrafında, Tilkilik, Namazgah ve Basmahane civarında ağıllar kurulurdu. Arefe gece yarısı koyun sürülerinin şehre indirilmesinin bir hususiyeti vardı. Arefe gecesi gençler davul ve zurnalarla şehir dışına çıkarak, ilk gelen sürüyü karşılarlardı. O gece sabaha kadar sürülerin girişi devam eder ve sürülerin gelişi seyredilirdi. İkiçeşmelik Caddesi boyunca yer alan kahvehaneler arefe gecesi tıklım tıklım dolar, İzmirliler sürülerin geçişini seyrederlerdi. Naci Gündem hatıralarında büyük küçük sürüler halinde renk renk boyanmış koyunların çoban ıslıklarına karışan melemeleriyle geçişlerinin doyulmaz bir manzara teşkil ettiğini anlatır.
Arefe günü kurbanlıkların alışverişine başlanırdı. Koyunlar kırmızı, mavi, mor renklerle süslenir, 1900'lü yılların başında kurbanlık fiyatları 40 - 100 kuruş arasında değişirdi. Alınan koyunlar çarşıda bulunan hamalların sırtına yüklenerek evlere gönderilirdi.
Bayramda özellikli kurbanlar da vardı. Yeni gelinlere ya da nişanlılara "telli kurban" giderdi. Hisar Camii civarında çeyiz eşyalarının satıldığı Sandıkçılar Çarşısı'nda "koyun telleme" dükkanları vardı. Gelinlere ya da gelin adayları için alınan koyunlar önce bu dükkanlara gönderilir ve süslenirdi. Kapı önünde biriken ahali de koyun süslemesini seyrederdi.
Süslemeye başlamadan önce koyunun alnı, yüzü, ayakları ıslak bezlerle silinir, tüyleri taranırdı. Süsleme sırasında evvela boynuzlarına birer iri elma takılır, elmalar ve boynuzlar yaldızlı varaklarla süslenir, boynuna renkli kurdeleler bağlanır, üzerine atlas kumaşlar sarılır, kumaşın üzeri kurdele ve simli tellerle süslenirdi. Müşteri önde süslü koyun hamalın sırtında eve doğru yola çıkılırdı. Bunların arkasında çocuklardan müteşekkil bir alay oluşurdu. Kurban evin önünde indirildiğinde, hamala ve çocuklara bayram bahşişi verilirdi.
Bayram günlerine mahsus çeşitli esnaf vardı ve bunlar da hazırlıklarını günler öncesinden tamamlarlardı. Öncelikle bayramda harçlıklarını alan çocukları eğlendirmek için bayramyerleri kurulurdu ki, o günlerin anısını yansıtan ve bu ismi taşıyan semt halen varlığını sürdürmektedir. Bayramyerlerin de dönme dolaptan salıncağa, birçok oyuncak getirilirdi. Köşe başlarında ise tütsücüler körükleri, kömür ocakları ve şişleriyle yerlerini alırdı. Kesilen kurbanların kelle ve ayaklarını tütsülerlerdi.
Bayram sabahları evlerde de büyük telaş yaşanırdı. Namaz sonrası kurbanlar kesilir ve her evden kavurma kokuları yükselirdi. Varlıklı aileler birkaç kurban birden kesip, fakir fukaraya dağıtırken, mahallenin garibanları için sofralar kurulur ve kavurmayla, pilavla, tatlıyla doyurulur, ceplerine de bayram harçlıkları konurdu. Kesilen kurbanların etlerinden bu bayrama mahsus yemekler hazırlanırdı. Bumbar dolması, işkembe çorbası, kelle paça, içli pilav, gömlek dolması en bilinen yemeklerdi.
Bunların dışında iç gömleğe sarılarak, kömür ızgarasında pişirilen "darp köftesiyle", koyun eti, kuru erik, kayısı, hurma, üzüm, badem ve fıstıkla yapılan "gerdaniye tatlısı" da kurban bayramlarında İzmir'e mahsus, ama günümüzde unutulmuş yemekleridir.
Bayram günlerinin vazgeçilmezi, davul zurnadan müteşekkil bayram alaylarıydı. Davulcu, zurnacı ve sırıkçıdan oluşan iki üç kişilik bu alaylar, maniler söyleyerek sokak aralarında dolaşır bahşişin yanında topladıkları havlu, kumaş, mendil gibi hediyeleri de sırığa dizerlerdi. Davulcuların dolaşırken söyledikleri maniler ise gerçekten çok ilginçti. Naci Gündem'in hatıralarında yer alan manilerden birisi şuydu:
Davulumun ipi kırmızı
Çoktan yemedim kanlı karpuzu
Arkadaşımı sorarsanız
Camide pabuç hırsızı.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|