|
 |
|
|
Sol öldüyse demokrasi ne olacak?
Geçen hafta yazdığım bir yazıda "Sol öldü ve yeniden doğmayacak" (19 Ocak) diyerek pek adetim olmadığı şekilde, hayli cüretkâr bir iddiayı tartışmaya açmak istemiştim. Başardım!
Beni "vatan haini" kategorisine sokan, hakaretler yağdıran e - postaları geçiyorum. "Solun her zamankinden daha da güçlü olarak dimdik ayakta durduğunu" kanıtlamak için nefes tüketen okurlarımın, hayal dünyasında yaşama arzularını da anlayışla karşılıyorum. Yazımın CHP içinde ve diğer sol siyasi örgütlerde konuşulmasından da memnunum. CHP başkan adaylarından Prof. Hurşit Güneş'in yanıtını ve taassuptan uzak insani değerleri solla özdeşleştiren ve bu bağlamda solun hiçbir zaman ölmeyeceğini anlatan İzmirli genç okurumun görüşlerini de zaten ertesi gün yayınlamıştım. CHP İstanbul milletvekili Kemal Derviş de dün ekonomi sayfamızdaki geniş yazısıyla tartışmaya katıldı...
Kilitlenen demokrasi
Ben bugün Koleksiyon Mobilya'nın sahibi Faruk Malhan'ın gündeme getirdiği bir soruyla, tartışmayı başka bir boyuta taşımak istiyorum. Malhan diyor ki:
"Sol öldü ve yeniden doğmayacak şeklinde bir hüküm görünce, bunu bütüne tamamlama gereğini hissettim. Sol öldüyse, demokrasi ne olacak? Demokrasi, bireyin özgürlüğü adına çıkılmış bir yolculuk, ama sonuçta söz konusu olan çoğunluğun yönetimi. Ve bugün gelinen noktada demokrasinin, bireyin özgürlüğüne nasıl kısıtlamalar, dar alanlar getirdiği ortada.
Demokrasiyi sorgulamak
Bu arada demokrasinin gereği olan siyasi partiler de dünyanın her yerinde güvenilmez örgütler haline geldiler. Sadece bizim ülkemizde değil, pek çok ülkede halka sorduğunuz zaman, güven sıralamasında siyasi partiler bayağı arkalarda geliyor. Artık siyasi partilerin tümünde liyakat yerine sadakat geçerli. Bu durum, demokrasiyi de tamamen kilitliyor."
Malhan devam ediyor: "Koskoca ülkenin muhalefet partilerine bakıyoruz: O kadar yıldır Bülent Ecevit ve Deniz Baykal'dan başka lider çıkartamadılar. Ecevit'i ve Baykal'ı bu kadar uzun süre lider olarak tutan siyasi örgüt, bundan sonra ne yapabilir? Aslında halkın güvensizliği sadece liderlere değil. Örgütleri de, neden o liderleri değiştirmediniz diye sorgulamak lazım.
Sadakate dayalı sistemde birey de, toplum da regresiv duruma giriyor, geriliyor. En sonunda parmağını ağzına almaya başlayacak, çünkü aidiyetler teker teker yok oluyor ve kaybedilen aidiyetlerin yerine kazanılan bir şey yok."
Malhan'ın da dediği gibi bugün kalkıp da demokrasiyi sorgulamak, çok ağır bir soru, ama sol yeniden doğmayacak saptaması da aynı ölçüde ağır. N'apalım hamama giren terler! Kaldı ki demokrasi, Batı'da da sorgulanmaya başladığına göre bizim ülkemizde de ister istemez sorgulanacak, tartışılacak...
Toplumun kendi düş gücü
Diğer ülkelere göre daha yavaş olsa da, Türk toplumunda da belli bir bilgi birikimi olduğunu hatırlatan Malhan, "Bu bilgi birikimi biz istesek de istemesek de giderek fikirlerin oluşmasına ve yaratıcı düşünceye dönüşecek ve her toplumun kendi düş gücüyle, kendi iç dinamikleriyle kendi kaderleri hakkında bir şeyler söyleyebilmeleri için, şu anda nasıl olduğunu bilmediğimiz örgütlenme süreçlerini de beraberinde getirecek," diyor.
Malhan'ın anlattıkları ilk anda Nasreddin Hoca'nın koyun fıkrası gibi geliyor. "Söyledikleriniz fazla iyimser değil mi?" diye sorduğumda "İnsanların düş gücünün başka örgütlenme formatlarını doğurması lazım. Aksi halde çok karamsar bir yere gideriz. Kim bilir bugünden öngöremediğimiz neler olur? Son dönemde etkinlikleri artan STK'lar, bu örgütlenmelerin içinde nasıl yer alır? Siyasi partiler, bundan sonrası için ne yönde değişirler?" diyor.
Malhan'dan öğrendiğime göre önemli düşünürlerimizden Prof. Dr. İlhan Tekeli, toplumun iç dinamikleriyle oluşacak yeni bir siyasi hareket ve siyasi parti modeli üzerinde çalışıyormuş. Derhal Tekeli'yi arayıp ayrıntıları öğrendim.
Yarına...
mtamer@milliyet.com.tr
|
|
|

|