Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 26 Ocak 2005 / Çarşamba  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Dizi dizi kaynana

"Gelinim Olur musun" adlı reality show'un yıldızı Semra hanım, kaynanaları yeniden gündeme getirdi. Bir süredir TV dizilerinde de önemli roller üstlenen kaynanalar artık hararetli tartışmaların başlıca kaynağı

TUBA AKYOL

Eski Türk filmlerinde, dizilerde, romanlarda, türkülerde, manilerde "kaynana" hep vardı. Ama her şey sanki Semra hanım ile başladı. "Gelinim Olur musun" evinde oğlu ile oğlunun aşık olduğu kızın arasına giren, gelin adayına etmediğini bırakmayan Semra hanım birdenbire binlerce yıllık gelin-kaynana çatışmasını yeniden keşfetmemizi sağladı.
Geçtiğimiz günlerde Yargıtay 2. Hukuk Dairesi kaynanaların gelinlerine baskı ve hakaretlerini, kocalarının da bu duruma sessiz kalmasını evlilik birliğinin devamına izin vermeyen davranış saydı.
Antalya'da kaynanası N.S. ile birlikte oturan A.S. adlı gelinin açtığı boşanma davasını reddeden mahkeme kararını geçersiz kılan Yargıtay kararına göre artık kaynana baskısı boşanma sebebi.
Kim bilir belki "Gelinim Olur musun"dan önce bir kaynananın geline dört duvar arasında neler neler edebileceğini bilmeyen hukukçular, bu reality show ile "Hımm" dediler, "hakikaten neler çekiyormuş şu gelinler!"
Oysa Türkiye'de senelerdir birçok filmde, dizide Semra hanımın ipuçları gizliydi. Türkiye'de sitcom'un ilk örneklerinden biri kabul edilen, Nöri ve Nöriye Kantar'ların dünürleri Avrupai Tijen'le çatışmasını anlatan dizinin adı neydi, hatırlayın:
"Kaynanalar"!
Ya eski Türk filmlerinde, diyelim Aliye Rona'nın esas kız ile esas oğlanın arasını bozduğuna, geline iftira attığına az mı şahit olduk? Hülya Koçyiğit'i, Türkan Şoray'ı defalarca "süründüren" kötü kaynana Aliye Rona -hadi o kadar geriye de gitmeyelim- "Berlin in Berlin"de de gelinini canlandıran Hülya Avşar'a da kötü davranmıyor muydu?
Gelin-kaynana çatışmasını anlatan yerli TV dizisi sayısı da az değil, giderek de artıyor:
"Kaynanalar"dan esinlenen "Ayrılsak da Beraberiz", artık sona ermiş olsa da yarattığı fırtına hala devam eden "Asmalı Konak" ve "Zerda"...
Birtakım oyuncu değişikliklerinin ardından çareyi baba-oğul ve gelin-kaynana çatışmasında bulan ve hâlâ yayınlanmaya devam eden "En Son Babalar Duyar"da mesela ha bire gelinine karışan bir kayınvalide (Zerrin Etikmen) seyrediyoruz. Geçen yıldan beri ilgiyle izlenen "Bir İstanbul Masalı", bu sezon yeni başlayan "Büyük Yalan" ve nihayet bu yılın en çok izlenen dizileri olmaya aday "Aliye" ve "Haziran Gecesi"nde de kaynanalar boş durmuyor.
Geçen haftalarda "Aliye"de hastane odasının kapısını kilitleyerek gelini ile torununun kavuşmasını engelleyen İkbal hanım (Ayten Uncuoğlu) izleyicilerin hem sinirlenmesine neden oldu hem de hüngür hüngür ağlamalarına.
"Haziran Gecesi"nde Kumru hanımın (Nebahat Çehre) oğlunun sevgilisini sırf gelini olmasın diye ölmüş gibi göstermesi, "Büyük Yalan"da Rüksan hanımın çevirdiği entrikalar da oğlan analarının istemedikleri gelin adaylarına neler neler yapabildiklerinin, elbette ya da herhalde abartılı örnekleri...
"Avrupa Yakası"nda Hümeyra'nın canlandırdığı İfo teyze de oğlunu (Ata Demirer) yere göğe sığdıramayıp hiçbir kızı ona layık görmeyen annelerden.
Televizyon dizileri yani, evvel ezel, ama Semra hanımdan sonra belki biraz daha abartarak kötü kaynanalara bolca yer veriyor.

Akademisyenler ne diyor?

"Oğlu sayesinde statü elde eden anne onu paylaşmak istemiyor"
Prof. Nilüfer Narlı (Kadir Has Üniversitesi)
Kaynanalı dizileri izleyen seyirciler ise o karakterlerle özdeşleşiyor. Çünkü birçok insan benzer sorunlar yaşıyor. Bu diziler toplumsal yansımalardan ibaret. Seyirci dizilerdeki kahramanları model alıyor. O karakter üzerinden kendi sorunlarını çözmeye çalışıyorlar. Bir çeşit terapi gibi. Türkiye'de kadının gelir düzeyi, eğitim düzeyi düşük. Geleneksel ortamda yaşayan bir kadının statüsü de olmuyor. Bu durumda statüyü evlenerek elde ediyor. Daha sonra erkek çocuğu olduğu zaman statüsünde bir yükselme görülüyor. Erkek çocuğu psikolojik doyum ve sosyal güvence diye görüyor. Oğlu evleneceği zaman kendi açısından statüsü en üst düzeye çıkmış oluyor. Anne bu evliliğe müdahil olmak istiyor. Oğlunu paylaşacağı için de gelin adayını kıskanıyor. Gelir düzeyi, eğitimi yüksek ailelerde bile bu tür sorunlar görülebiliyor. Kaynanasından çeken kadın, gelinine de aynı sorunları yaşatıyor. Yani ezilmişliğin egoizmiyle bir başkasını ezmek istiyor. O yüzden eli maşalı, dediğim dedik kaynanalar çıkıyor.

"Gelini yeni aileye kaynana adapte ediyor"
Yard. Doç. Dr. Uğur Kömeçoğlu (Bilgi Üniversitesi)
Türkiye'deki gelin-kaynana ilişkisi kadının rolüyle çok ilişkili. Kadın ailesinden çıkıp başka bir ailenin ferdi oluyor. Özellikle kırsal kesimde kadının, evlendikten sonra baba ocağına dönmesi mümkün değildir. Boşanma onaylanmaz, evlilik her halükarda sürdürülmelidir gibi bir ahlak anlayışı var. Kız baba ocağından kopar, erkek tarafının bir üyesi olur, erkek tarafının değer sistemi neyse ona adapte olmak zorundadır. Gelini yeni aileye kaynana adapte ediyor. Kaynana, kocadan daha çok aracı rolü üstleniyor. Türkiye'de kadınlar tarafından inşa edilen bir birliktelik var. Gelin-kaynana ilişkisinin kadınlara ait olan dünya ile çok ilişkili olduğunu düşünüyorum. O dünyada kocanın, erkeğin yeri yok. Bu bir gerçek Türkiye'de. Bu gerçekliği yaşayanlar aynı şeyi ekranlarda görünce doğal olarak ilgi gösteriyor.

"TV'deki kaynanaya 'Bıktım artık' diyebilirsiniz"
Zeki Coşkun (Mimar Sinan Üniversitesi-Radikal yazarı)
Kamusal alan dediğimiz, hepimizin hayatını ortaklaşa ilgilendiren hava kirliliğinden iktidarın uygulamalarına kadar her şey 12 Eylül ile tartışılmaz hale geldi. Kamusal alan tasfiye edildi. Gazetelerin üçüncü sayfa haberleri veya magazin haberleri birinci sayfaya çıktı. Özel olan alan iptal edilen kamusal alanın yerine oturdu. İnsanlar yanı başındaki insanı izlemeye başladı. Bu görüntüler kendi hayatımıza, kendi çevremize dışımızdaymış gibi bakmanın rahatlığını sağladığı için müthiş bir cazibesi var. Elinize de Semra hanım gibi iyi bir malzeme gelirse o zaman iş tadından yenmez hale geliyor. Doğal halleriyle ortaya çıkan insanları görenlere, kendilerini onlarla mukayese etme imkanı cazip geliyor. Bu anlamda gerek reality show'ları gerekse dizilerdeki olayları seyretmek pornografik bir seyir. Büyük iktidarla boğuşamadığınız zaman küçük iktidarla uğraşırsınız. Patronunuza değil ama TV'deki kaynanaya "Bıktım artık senden" diyebilirsiniz. Cazibesi, ilgi görmesi bu yüzden.

Kaynanalar kendilerini anlatıyor

Ayten Uncuoğlu: "Kızını göstermediği sahne beni de üzdü"
Ayten Uncuoğlu (İkbal hanım / "Aliye")
"Aliye"de oğlu ve gelini ile birlikte oturmakta ısrar eden ama gelinine pek iyi davranmayan, bilakis aşağılayan, onu ailesine uygun bulmayan taşralı zengin bir kayınvalideyi canlandırıyor Ayten Uncuoğlu.
"İkbal hanım 'Gelinimi kendi toprağımdan kendim seçmek isterdim' diyor. Aliye ile çatışması da orada başlıyor zaten. Gelinini kendi seçmemiş, oğlu kendi seçtiği kızı eve getirmiş. Edirne'de zengin bir ailenin, eşi öldükten sonra tek egemen, erk sahibi kişisi. İkbal hanım da eşini kendi seçmemiş. Kızının da sevdiğiyle olmasını istemiyor. Kızının Edirne'nin iyi bir ailesinin oğluyla evlenmesini istiyor. 'Bu kızıma yakışır' diyeceği bir damat arıyor. Her şey kendi bildiği gibi olsun istiyor. Dünyanın değiştiğini, egemenliğinin elinden kaydığını kabullenmiyor. Bu yüzden hırçınlaşıyor. Artık yalnız kalmaya doğru gidiyor. Oysa tek arzusu, kendisinin de söylediği gibi 'ailesinin dağılmaması, çocuklarının ve torunlarının gözünün önünde olması'. Aliye'ye hastanedeki kızını göstermediği sahne beni de bir oyuncu olarak çok üzdü. Yine de orada İkbal hanımın niye öyle yaptığını anlıyorum. Çünkü oğlu Aliye'ye 'Hayır göremezsin kızımızı' demişti. İkbal hanım oğlunun yanında yer almak için kapıyı kilitledi. Yine de bir anneye çocuğunu göstermemesi çok acıydı."

Selda Alkor: "Sümbül hanım anne olarak da, kayınvalide olarak da sempatik bir karakterdi"
Selda Alkor (Sümbül Sultan / "Asmalı Konak")
Tüm iktidarına, oğulları üzerindeki etkisine rağmen nispeten iyi bir kaynanaydı Sümbül Sultan. Gelini Bahar'ın (Nurgül Yeşilçay) onunla yaşadığı en önemli sorun evin gençleri hep birlikte gece dışarı çıktıkları zamanlarda Sümbül hanımın da peşlerine takılmasıydı. E bu kadar kaynanalığı da her kaynana yapar herhalde. Ama Sümbül hanım küçük oğlunun karısına biraz daha fazla kaynanalık etti. Oğlunun apar topar evlenmesini hazmedemeyerek küçük geline karşı daima mesafeli davrandı. Ona nispeten kıymetsiz mücevherler takarak da hıncını aldı.
"Sümbül hanım Orta Anadolu'da yaşayan Cumhuriyetçi bir kadın. Asla bağnaz değil. Eşini kaybetmiş ama kuvvetli bir kadın. Gelenek ve göreneklerine son derece düşkün ama aynı zamanda ileri görüşlü. Herkesin 'Ah keşke benim de böyle bir kayınvalidem olsa' diyeceği biri. Kötülük yapmıyor. Kimse onu nefretle hatırlamıyor. Türkiye'ye anne olarak da kayınvalide olarak da sempatik gelen bir karakterdi. Her zaman gelinini korudu, ona arka çıktı. Aile yapısını ayakta tutmak için elinden geleni yapıyordu."

Nebahat Çehre: "Kumru tipik bir kaynana gibi oğlunun eşini kıskanmıyor. Havin eskort kız olduğu için aralarına giriyor"
Nebahat Çehre (Kumru hanım / "Haziran Gecesi")
"Haziran Gecesi"nin Kumru hanımı sadece zengin değil, aynı zamanda eğitimli ve modern bir kadın. Ama oğlunun evlenmek istediği kızı ailesine yakıştıramayınca, entrikalar çevirmekten çekinmiyor, neredeyse Semra hanım kadar hırçınlaşıyor. Tabii onun yöntemi bağırmak da değil, öldürmek de... Kızı "ölmüş gibi" gösterip oğlunun aileye yakışan bir doktorla evlenmesini sağlıyor.
"Kumru ailesine, özellikle de oğlu Baran'a düşkün. Çünkü Baran gençliğinde uyuşturucu kullanmış. Oğlunu hayata döndürense Kumru olmuş. Bütün aileyi bir araya toplayacak kadar kuvvetli, geleceği gören bir kadın. Ailenin üzerinde hakimiyeti var. Kumru bazı kaynanalar gibi oğlunu karısından kıskanmıyor. Karşı koyduğu tek kişi oğlunun aşık olduğu kız Havin. Bunun nedeni de onun eskort kız olması. Kaza geçiren Havin'e yeni bir hayat sağlıyor. Tabii oğlunun hayatından çıkması şartıyla. Kumru'nun Baran'a söylediği gibi 'Havin'in mazisini ne kadar süre görmezden gelebilirdin?'
Kumru'nun Havin'i istememesi doğal. Herkesin göstereceği reaksiyonları verdi. Hiçbir normal aile Havin gibi bir gelin istemez. Yine de Havin'i ölü göstermesi çok yanlıştı. Uzaklaştırması yeterliydi veya yapılması gerekenleri oğluna bırakması gerekirdi."

Biri Antepli biri İstanbullu
Sultan Ana (Güven Hokna / "Zerda")
Gaziantep'in ileri gelenlerinden Eroğlu ailesinin direği, geleneklerine bağlı, dediğim dedik bir kadın Sultan Ana. Oğlu Şahin'in (Yavuz Bingöl) üzerindeki etkisi çok büyük.
O kadar ki oğlu ile dul gelinini zorla evlendiriyor. "Oğlum sen aşık değilsin, aşık olduğun zaman ben sana söylerim" diyen Semra hanım gibi Sultan Ana da oğlu Şahin'in Zerda'ya (Ece Uslu) aşkını görmezden geliyor. Şahin'in aşık olduğu Zerda'ya resmi nikah kıymaması için "Ya ben ya o" diye oğlunu bir seçime zorluyor. Üstelik oğlunun üçüncü bir kadına imam nikahı kıydırmasını da sağlıyor.

Behiye Arhan (Arsen Gürzap / "Bir İstanbul Masalı")
İstanbullu, zengin Arhan ailesinin kentli, medeni hanımı Behiye Arhan geçen sezon küçük oğlu Demir (Ozan Güven) ile karısı Binnur'a (Esra Ronabar) hiç kaynanalık yapmamıştı. Aksine oğluna karşı gelinini kolluyordu. Ancak bu yıl büyük oğlu Selim'in (Mehmet Aslantuğ), şoförlerinin kızı Esma (Ahu Türkpençe) ile evlenmesinin ardından ufak ufak kaynanalık yapmaya da başladı. Eski Türk filmlerinden aşina olduğumuz
"O kız ailemize yakışmaz!" repliğini, tam böyle değilse de, farklı farklı biçimlerde defalarca söyleyen Behiye Arhan şu sıralar, hazır araları da bozulmuşken Esma ile Selim'i birbirlerinden uzak tutmak için elinden geleni yapıyor.

Her eve lazım: "Kaynana kullanma prospektüsü"
Kaynanalar edebiyatta da var. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın "Kaynanam Nasıl Kudurdu" adlı romanı ilk olarak 1927'de basıldı, 1971'de Mustafa Nihat Özön tarafından bugünün diline aktarıldı. Mehmet Emin Kazcı'nın "Ceberrut Kaynana"sı ise kaynana-damat çekişmesini anlatan bir oyun.
Son günlerdeki kaynana rüzgarını ardına alarak Gülşah Özdemir tarafından hazırlanan "Kaynana Kullanma Kılavuzu" ise "Kötü kaynana yoktur, kullanma kılavuzu olmayan kaynana vardır" diyor. Araştırma, test, analiz, fıkra gibi yazıların bir araya getirilmesinden oluşan kitap "Kaynana kullanma prospektüsünü kapınıza, pencerenize" asmanızı öneriyor "ki herkes kaynananızı ne çok sevdiğinizi görsün!"



PAZAR
"Futbolla aramız yok ama Galatasaray adına bayıldık"
"İçkinin tadını merak ettim ama içemedim"
Dizi dizi kaynana
"Bu kitap için dört ayakkabı eskittim..."
Türk usulü güzellik reçeteleri
"Yunanistan'da bile polis beni görünce tanıdı"
Bira deyip geçmemeli...
Boğaz manzaralı "modern" kafe
Altın Küre Modaevi
Hem kolay hem etkili
Alameti farika* hikayeler
Kars'ın tuzlu kazı
Bayram tatili
Sen sus, eşyaların konuşsun
"Gizli Çekmece"den fışkıran sevgi





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer

© 2005 Milliyet