Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 27 Ocak 2005 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Koyunlar firarda!

lezzetli fısıltılar

Yıllar önce, oturduğum apartmanın bahçesinde bir koyun kurtarma operasyonu gerçekleştirilmişti. Her Kurban Bayramı'nda bu operasyonu hatırlarım


Her Kurban Bayramı gelişinde yıllar öncesine dayanan küçük maceramı hatırlamadan edemem. O zamanlar kurban ritüeli yasalar tarafından kontrol edilmiyordu ve daha bir hafta öncesinden koyunlar yolları ve bahçelerimizi doldurarak kesilmeyi bekliyordu.
Oturduğum apartmanın kapıcısı gerçekten ilginç bir tipti! İnatçı, huysuz ve kavgacı... Evimizin gerçek sahibi o sayılabilirdi. Öyle ki yöneticiler onun iznini almadan son kararı vermezdi. Sonuç itibarıyla çok çalışkan olduğundan ona izin veriyor hatta sınırsız tüccarlığına göz yumuyorduk.
Büyük olasılıkla ekonomik koşulları uygun olduğundan her Kurban Bayramı bir sürü koyun alıyor ve geleneksel olarak evin arka bahçesinde gerçekleşen kesim işleminin ardından eti fakirlere, yani biz komşularına dağıtıyordu. Pek çoğumuz da o tarihlerde şehir dışında olduğumuzdan etleri buzluğunda saklıyor ve seyahatten döner dönmez bize iletiyordu.
O yıl neden olduğunu bilmediğim bir şekilde İstanbul'da kalmıştım. Bizim kapıcı üç tane güzel koyun almış, kimseye rahatsızlık vermeyeceğini düşünerek o sırada boşalmış apartmanımızın bahçesindeki ağaçlardan birine bağlamıştı.
Bütün gece kesintisiz meeeleyen üç hayvan, uyuyamamama ve kabuslarıma sebep olduktan sonra sabah -ben ki hayvanlara bayılır, kıllarına zarar gelsin istemem- bir an evvel bunların kesilmesi gerektiği fikriyle uyanmıştım. Bu üç hayvan, o zamanlar yollarda, bahçelerde ezilme derdi olmadan rahat rahat oynayan çocukların elbette ilgisini ve dikkatini çekmişti. Bahçenin etrafında birinin elinde kılıç gibi kullandığı bir sopa, diğerinin başında bir parça kumaştan korsan modeli bağladığı bandana, bir başkasının başında tersten şapka ve iplikten rulo olduğu halde dolaşıp durduklarını görmüştüm. Tabii ki gözlerinin içindeki sinsi bakışı fark etmiştim. Hatta akıllarından bir yaramazlık geçtiğine öylesine emindim ki... Sahil yolundaki yürüyüşümden döndüğüm sırada (O zamanlarda her sabah deniz kıyısında koşardım... Moda bile değildi) kesilmiş iplerin başında duran ve sinirle avazı çıktığı kadar bağıran kapıcımızla karşılaştım... Koyunlar kaçmıştı!
Hemen çocukların mahkum koyunları "kurtarma" operasyonunu neşeyle tamamladıklarından şüphelendim ve gizliden gizliye bir mutluluk hissiyle dolu, yalandan güven veren bir ifadeyle "Merak etmeyin... Bulursunuz... Bulursunuz!" dedim.
Nitekim, yoğun süren arama çalışmaları sonunda Bağdat Caddesi yakınlarında rahatça dolanan iki koyunu buldu ve yeniden onları sürükleyerek bahçemizdeki ağaca bağladı. Birkaç saat sonra balkonumdan "kurtarma takımının" yine iş başında olduğunu fark ettim. Bu sefer en az beş kişilerdi ve Allah günah yazmasın ama aralarında henüz babaannesini ziyaretten yeni dönmüş mavi paltolu oğlumu da görür gibi oldum. En özel komando taktikleriyle kısa sürede hayvanlar özgürlüklerine kavuşturuldu, hem de o sırada boş park yerini temizleyen kapıcımızın neredeyse gözleri önünde...
Sessizce içeri kaçtım ama biraz sonra bağrışları duyabiliyordum: "Allah cezanızı versin! Kim koyunları serbest bıraktı? Eğer bir yakalarsam..." Uzun saatler süren araştırmalar sonrasında sadece bir tanesi bulundu ama yan apartmanların kapıcılarından biri koyunun kendisine ait olduğu konusunda inat edince bizim kapıcı ancak ciddi bir kavga sonucunda koyununa kavuşabildi! Bu üçüncü koyunun ne olduğu ile ilgili en ufak bir fikrim yok, tek bildiğim o sene kesim işleminin bizim penceremizin altında gerçekleşmediği...
Ertesi sabah kapıcımız bana bayram gazetesi getirdiğinde burnundan solur vaziyetteydi... Yani her zamankinden daha sinirli. Ben de teselli etmeye çalıştım: "Hadi boşver artık... Allah için önemli olan düşünmüş olman... Doğru değil mi?"

Tatlı-ekşi soslu kuzu
Malzemeleri:
  • 1 kg. yağsız kuzu incik

  • 1 büyük soğan

  • 2 kaşık domates salçası

  • 1 bardak elma sirkesi

  • 3 kaşık bal

  • 3 kaşık zeytinyağı ve bir parçacık tereyağı

  • fesleğen, tuz ve biber.


  • Yapılışı:
    İnce kıyılmış soğan ve eti bir tavaya koyun ve yavaş yavaş zeytinyağı ve tereyağı ile çevirin. Daha sonra domates salçasını iki bardak sıcak suyla biraz tuz ekleyerek katın. Et tam pişmeden, sirke, tuz, karabiber ve son olarak da bal ve fesleğen koyun. Yoğun bir sos haline gelene kadar pişirin. Sıcak servis edin ve yanında beyaz şarabı da unutmayın.

    donatellapiatti@hotmail.com



    CUMARTESİ
    "İznimi yarıda kesip Bahadır'ın yanına dönerdim"
    Grammy adayı albümde onlar da var
    Yer bezinden, kahve paketinden çanta
    Bağlamayla "My Way"
    'Superstar'ların 35'inci yaş günü
    Bizi soğuk günler bekliyor
    ALTI NOKTA KÖRLER VAKFI
    Girdaplar-1 / Para





    Donatella Piatti
    Sarıkız'ın Anıları
    Tuba Akyol
    İlhan Uçkan

    © 2005 Milliyet