
|
|
|
 |
|
|
"Bu kitap için dört ayakkabı eskittim..."
Haldun Hürel yedi yıl boyunca sokak sokak gezdiği İstanbul'un kitabını yazdı. "İstanbul'u Geziyorum Gözlerim Açık!" adlı kitapta kaderine terk edilen küçük bir sokak çeşmesinden kiliselere kadar tüm mimari yapıların ve sanat eserlerinin öyküsü var
ÖZKAN GÜVEN
İstanbul araştırmacısı Haldun Hürel'in hayali sonunda gerçek oldu. Yedi yıl boyunca adım adım gezdiği İstanbul'u anlatan "İstanbul'u geziyorum Gözlerim Açık!" adlı kitabı Dharma Yayınları'ndan çıktı. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde sanat ve kültür dersleri veren Hürel, kentteki tüm tarihi eserlerin envanterini çıkardı. Kitapta ağırlıklı olarak kaderine terk edilen, perişan durumdaki yapıların listesi var. Yaklaşık 900 sayfalık kitapta görülmeye değer eserler de yapılış öyküleriyle anlatılıyor tabii.
İstanbul'u turlamaya ne zaman başladınız?
Üniversite öğrencilik yıllarımda böyle bir proje zaten kafamda vardı. Tıpkı eski yabancı mimarların yürürken titrek titrek çizmeleri gibi ben de çizecektim İstanbul yapılarını. Öyle de yaptım. 1997'den itibaren İstanbul'u gezmeye başladım. Kitap basım aşamasındayken bile bir şeyler eklediğim bölümler oldu. Yedi yıl gezdim ama İstanbul hâlâ bitmedi. Profesyonel olarak arşınlama işlerim devam ediyor.
"Şişli'nin arka sokaklarını hiç beğenmiyorum"
Kaç kilometre yol yaptığınızı tahmin ediyorsunuz?
Bilmiyorum ama şöyle bir ayrıntı vereyim, 20 kilometrelik surları içten ve dıştan yürüdüm. Kentin içindeki çıkmaz sokaklara kadar gittim. Beykoz'dan Tuzla'ya, Bakırköy'den Şişli'ye kadar her yeri dolaştım.
Ayak basmadığınız yer kalmadı mı?
Belki Kurtuluş'un arka sokaklarından birkaç tane olabilir. Bu sokaklardan kastettiğim tarihi değeri olan sokaklar. Bu kitabı oluşturmak için dört spor ayakkabı eskittim.
En beğenmediğiniz sokaklar hangileri?
Şişli'nin sokaklarını hiç beğenmiyorum. Orada gezdiğim zaman İstanbul ruhunu asla yakalayamıyorum. Şişli'nin yazın bile elektrik yakılan karanlık sokaklarında, Harbiye'nin arka sokaklarında bu kişiliği bulamıyorum.
En beğendiğiniz yer neresi?
Bu saydığım yerlerin dışındaki her yeri çok seviyorum. Ama en çok İstanbul'un balkonlarını beğeniyorum. Bunlar içinde bana göre bir numaralısı Ortaköy'deki, Çırağan Sarayı'nın karşısındaki Yahya Efendi Külliyesi'nde. Buradaki balkon İstanbul'un en değerli balkonlardan birisi. Sevgilinizden mi ayrıldınız, gidin oraya daha çok ağlarsınız. Yani bu kadar etkileyici ve güzel bir yer.
İstanbul'un kaderine terk edilen eserlerinden birkaçı
Ahi Çelebi Camii: Darüşşifa'da hekimbaşı olan Ahi Çelebi'nin 15'inci yüzyılda kendi adına yaptırdığı cami bugün kullanılamaz durumda ve her an yıkılabilir.
Anemas Zindanları: 13'üncü yüzyılda Bizans imparatorunun siyasi iktidarına karşı ayaklanan Anemas, Girit kralının oğlunun aile adıdır. İmparator Aleksios, ayaklanmalarda yakalananları bu zindanlara koyduğu için "Anemas Zindanları" olarak anılan zindana bugün belediye görevlileri bakıyor. Zindanda sizi karşılayan ilk şey karanlık! Önümüze çıkan derin çukurlar nedeniyle aşağı düşmeniz işten bile değil. Koruyucu parmaklıklar yok. Zindanın genel görünümü çok bakımsız.
5. Murat Sebili: 1876'da yapılan ve o dönemde önünde su, limonata, şerbet dağıtılan Eminönü'ndeki sebil artık "büfe".
"16'ncı yüzyıldan kalma Siyavuşpaşa Medresesi'nin üzerinde 'Saat 17.00'den sonra çöp dökebilirsiniz' yazısı var"
Dünyada su üzerinde yüzen 3 bin yıllık bir kent yok. Bunun değerini bilelim. İstanbul'da en çok gördüğüm çöptü. Bunu nasıl yapabildik hâlâ anlamış değilim. Çin Seddi ile karşılaştırabileceğimiz, ortaçağı kapatıp yeniçağı açan, üzerine 10 cilt yazılacak Bizans surlarımız var. Bunların arka tarafları özellikle Belgradkapı, Silivrikapı'nın arkası resmen bir çöplük. Dünyanın neresinde bir sur dibine veya bir anıtsal çeşmenin üzerine afiş yapıştırıldığını gördünüz? Eminönü'ndeki, 16'ncı yüzyıldan kalma Siyavuşpaşa Medresesi'nin üzerinde "Buraya saat 17.00'den sonra çöp dökebilirsiniz" yazıyor. Gezilerimde bir eseri bir daha göremeyecekmişim gibi hep endişe duydum. Nitekim, Cerrahpaşa'daki ahşap Abdülmecid Karakolu'nun resmini çizdim, yazıya döktüm ve 2003'te yanıp gitti. Bu, kendimize yaptığımız bir ayıptır. Bunu gelecek nesillere anlatamayız.
|
|
|

|
|