Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 27 Ocak 2005 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Beş bin dolara yazı

Sayın Haluk Ulusoy'a şu yeryüzünde en büyük iyiliği yapan insan kimdir diye sorsalar hiç tereddüt etmeden Levent Bıçakcı adını veririm. Bilerek, isteyerek olmayabilir. Lakin, Haluk Bey'in -en azından 3,5 yıl daha imkansız olmasına karşın- federasyon başkanlığı için niyetlenmesinde, önünü açan şahıs Levent Bey'dir.
Federasyon tarafından kırılan her "pot", vakti zamanında pot kırmayı tarz haline getirmiş Haluk Ulusoy'un elini güçlendirmekte ve "sabık" başkan, beş ay sonraki mali genel kurulu "seçim platformu"na çevirmeye hazırlanmaktadır.
O hale gelmiştir ki, rahmetli Menderes'in deyimi ile "odunu bile aday gösterse" seçtirecek konuma gelmektedir adım adım.
Neyse, burası beni pek ilgilendirmemektedir. İnsanlar hak ettikleri tarzda yönetilir.
Beni ilgilendiren kısmı, Sayın Ulusoy'un bir cümlesi... Mesleki bir "gocunma" gibi algılansa da, aslında kirlenmenin, çirkin ilişkilerin kaynağında yer alan, o kadar dehşet verici bir şantaj ve çıkar ihbarıdır ki bu cümle, her vatandaş bunun hesabını sorma hakkına sahiptir. En başta da sarı basın kartı sahibi vatandaşlar.
Ne demişti Sayın Ulusoy laf arasında:
"Beş bin dolar karşılığı lehime yazı yazmayı teklif eden gazeteciler vardı."
Acaba kendisi ne yaptı ? Verdi mi parayı ? Biraz indirim mi istedi ? Kimdi bu gazeteciler ? Gerçekten böyle gazeteciler var mıydı? Varsa şimdi neredeler?
Çaresi yok açıklayacak sayın Ulusoy. İsimleri verecek ki, namuslu olan insanları halkın vicdanında beraat ettirecek. Bu tür bir lafı, ortaya bırakıp kenara çekilmek, sayın Ulusoy'un yeniden başkanlık için 3,5 yıl değil daha 35 yılı olduğu anlamına gelir ve bu sefer bizleri sayın Levent Bıçakcı'ya razı ettirir (kadere bakınız).
Eski/yeni federasyonla ilgili, olumlu/olumsuz bir sürü yazı yazmış bir gazeteci olarak sayın Ulusoy'u beş bin dolar isteyen meslektaşlarımın isimlerini açıklamaya davet ediyorum ve dürüst meslektaşlarımın da aynı çağrıyı tekrarlayacağına inanıyorum. Açıklanmazsa, eski başkanı şimdiden müfteri ilan edeceğimi üzülerek belirtmek zorundayım.
Açıklarsa, kendisine bedava tarafından güzel bir övgü yazısı; söz.

Yandı Musa Çözen

FIFA, televizyon görüntülerinin cezalarda kanıt olarak kullanılabileceğini ve sadece yayıncı kuruluş görüntülerinden yararlanılabileceğini açıkladı.
Digitürk'ün başarılı yönetmeni Musa Çözen yandı!..
Artık didik didik ederler Çözen'i... Acaba hangi takımı tutuyor? Kimlerle yemek yiyor. Neden mal varlığı bildiriminde bulunmuyor? Niye hep "şu" takım oyuncularının faullerini ekrana getiriyor da "bu" takımdaki futbolcuların yaptıklarını es geçiyor?
Onu bunu bilmem... Hakemler artık ikinci plandadır.
Tek otorite Musa Çözen... Eh, şöhret ve gücün de bedeli var tabi.

DALDAN DALA... DALDAN DALA...

Gurbetçi futbolcu Uğur Yıldırım Hollanda Milli Takımını seçince, Ersun Yanal "pazarlık yapmam" demiş. Bizim Yanal'dan istediğimiz pazarlık yapması değil ki; milli takımı pazarlık yapılamayacak duruma getirmesi. Düşünsenize Uğur pazarlık bile etmedi giderken.
Galatasaray'ın başına getirildiğinde "tecrübesiz" diyorduk Hagi'ye... Ama çabuk öğreniyor doğrusu. Bir basın toplantısı yaptı, esti gürledi. Aynı gece süklüm püklüm özür diledi. Ben buna deha derim. Baksanıza tıpkı Daum gibi.
Beşiktaş yönetimini olaylara "seyirci" kalmakla suçlayanlar haklı çıktı. Hatta yönetim bu seyircilik konumunu o kadar benimsedi ki, Konyaspor maçı seyircisiz oynanıyor diye hiçbir yönetici maça gitmedi
Sevgili Kazım (kanat)!.. Madem ki en sonunda konuk olacaktın, niye "köşemin adını çaldılar" diye bağırdın çağırdın CNN'in Santra programına ? Sağlıklı ve ilkeli günler dilerim .

Kimin ne mal olduğu...

Futboldaki gazeteci - yönetici ilişkilerinin "dramatik" boyutunu en güzel ortaya koyan örneklerden biri yaşandı geride kalan hafta sonu. Sevgili Yiğiter Uluğ ile sayın Sanem Altan'ın birlikte sunduğu Santra programında DHA'dan usta haberci Kadir Çetinçalı da vardı ve bu arkadaşımız Hagi'nin soyunma odasında Galatasaraylı yöneticileri "seyirciyi manüple etmekle" suçladığını yakalayan meslektaşımızdı.
İlk tepki stüdyodaki Abdurrahim Albayrak'tandı. Eski yönetici, Hagi'nin asla böyle bir söz etmeyeceğine inandığını açıkladı. Yani, Çetinçalı ya yalancıydı ya da kaynakları zayıftı. Ardından Galatasaray Futbol Şubesi Sorumlusu Fatih Gökşen telefonla bağlandı ve o da gazeteciyi ateşe attı:
"Hagi'den böyle bir duyum almadık. Söz konusu bile olamaz"...
Ve ertesi gün Hagi'nin basın toplantısı... Kadir Çetinçalı'nın soyunma odasından çıkardığı sözler, müsamerede okunan şiirler kadar masum kaldı.
Hagi aklını başına toplayıp o basın toplantısını yapmasaydı, gazetecinin sicili sallama haberle lekenmiş olarak kalacaktı. Bu kadar bıçak sırtı işte. Yöneticilere gelince; kimse gazeteciden özür dilemedi benim bildiğim kadarıyla. Hani yöneticiler sık sık basın mensuplarının "yalan" haberlerini gündeme getirirler ya; kimin ne mal olduğunu bilesiniz istedim.

Ultraslan'dan belge

Galatasaray kulübü ve futbol takımını biliyorsunuz ! Üç tane Yeşilçam senaryosuna yetecek yoksulluk, entrika, çekişme, ihanet vs... Peki tribünler ne alemde?..
Orayı benden değil, içindeki birinden dinleyin. Bu sevgili dostum, mesleğinde üst düzey bir yöneticidir ve yazılı gönderdiği ifadelerinden de anlaşılacağı gibi isminin verilmesini istememektedir.
Durum çok vahimdir.
"Ercan abi,
yaşanacakları tahmin ettiğimiz için biz 8-10 arkadaş Kocaeli'nde numaralı tribüne gittik. Her ne kadar Ultraslan'daki üst düzey kişiler, 'Protestoları Gürsoy ile tribün liderleri planlamadı' diyorsa bile, biz biliyoruz ki, öyle yapıldı. Fatih Akyel'i istemeyenlerin de üstüne saldırılmıştı tribünde. Ümit Karan olayının başlangıcında, yani Karabük maçında tepki verenlere de saldırılmıştı. G.... bu işleri çok iyi bilir. Hagi'nin karakterini de çok iyi bilir. Ama istifaya götüremedi. Biz arkadaşlarla Hagi lehine bağırmak için Sportif AŞ'ye gittik akşam. Yaklaşık bir saat sonra gerekli telefonlar açıldı ve o malum gruptan 5-6 kişi gelip bizi dağıttı. Bu işin Ultarslan'la falan alakası yok. Zaten o grupların başındaki insanlar da Ultraslan kurulduğunda işin içine dahil edilmişlerdi (mecburen). Artık Ultraslan'dan kopmak üzereyiz. Bu yüzden mimliyiz. Örneğin ben, belki bağrıma taş basacağım, ama kapalıya gidemem bir süre. Çünkü hayata dair beklentilerim var. Ailem var. Ama onlar öyle değil. Onların ekmek parası bu, işi bu..."
Evet... Kulüpte para yok. Takımda huzur yok. Yönetimde birlik yok. Ama bunlar halledilebilir. Lakin, bir gün tribünler birbirine girdiğinde... İşte o zaman, sayın Ergun Gürsoy'un söylediği gibi kulüp kayyuma teslim edilir.
Tribünle oynamak, sadece bela ve kan getirir.

Kadın olimpiyatı

Tahran'da Kabe'nin benzerini yapmışlar. Ayak tırnaklarına kadar örtülü genç kızlar etrafında dönüyorlar. Ne o; Kadın Oyunları Olimpiyatı'nın açılışını yapıyorlar.
Bravo, ortaçağa döndüler sonunda. Erkek seyircilerin bile alınmadığı bir olimpiyat.
Amaç; çarşafla da spor yapılabileceğini kanıtlamakmış. Ne gerek var, biz biliyorduk çarşafın hiçbir şeye engel olmadığını.
Bu kafanın yapamayacağı tek şey, "zihin olimpiyatları".

eguven@milliyet.com.tr



SPOR
Elveda Bosque!
Anelka yola çıkıyor
Aslan'ın son Hakan'ı!
'Camiamız paramparça'
Trabzon'da mutlu son
Yasaya tadilat kararı
Milli gurur Hewitt
Lütfen beyler!
Falında "işkolik" çıktı
'Görevden kaçmam'
Beşiktaş'a piyango!
Haber turu...
Beş bin dolara yazı
At yarışları
Boğa avcısı Efes: 57-72
Hidolu Magic yine kayıp





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR


Ercan GÜVEN
Beş bin dolara yazı
Sayın Haluk Ulusoy'a şu yeryüzünde en büyük i...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 İstatisliklerle lig
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98

© 2005 Milliyet