|
Yer sallanmaya başlayınca...
ÖNCEKİ gün akşam saatlerinde, 5.5 şiddetinde bir depremle Hakkâri, Van, Adana sallanmaya başlamış. Ve peş peşe artçı depremler...
Hakkâri'de evlerin duvarları çatlamış, bir tanesi çökmüş; 2 ölü, 22 yaralı... Kentin 120 köyünden, 100'üne ulaşılamadığı için, oralarda neler olduğu bilinemiyormuş.
Yerin sallanmaya başlamasıyla paniğe kapılan halk, geceyi "-20" derecede, nereye sığınarak geçireceğini şaşırmış.
Herhalde KKTC'deki askerimizi geri çekmeme kararımız; tek tesellileri olmuştur.
***
Erzurum'da da ısı "-34" dereceymiş. Kardan yolları kapanan köylerin sayısı ise 3 bin ile 5 bin arasıymış...
Neyse ki dikkatlerimizi Irak seçimleriyle, Kerkük üstünde iyice yoğunlaştırmış durumdayız.
Ne var ki, yerin sallanmasıyla, karların binlerce köy yolunu kapatmasını; 50'yi aşkın siyasi partimizin önlemeye yetmediği anlaşılıyor.
Siyasi parti sayısını hiç değilse 100'e; seçimlerde 5 milyon aday adayının sayısını da, 10 milyona çıkarmak gerekiyor herhalde...
***
Pazar gecesi, saat 24'ü gece Kaş'ta da, 5.5 şiddetinde bir deprem oldu.
Biz o akşam, "mekruh"la "haram" arasındaki farkı hiç düşünmeden; valizlerle evden -zifiri karanlık merdivenlerden inerek- ayrıldıktan sonra, uçakla önce Dalaman'a, sonra da Köyceğiz'e gelmiştik.
Valizlerle zifiri karanlık, dar merdivenlerden inmek; kısa metraj bir film senaryosuna konu olacak nitelikteydi.
***
Pazar günü saat 16.30'da, Meclisi Mebusan Caddesi'nin bir bölümünde elektrikler kesilivermişti.
80 yıldan bu yana ilkokul çocuklarının hep bir ağızdan söylediği, "Türküm, doğruyum, çalışkanım" andı, 2005 yılında elektriklerin kesilmesini engelleyemiyordu.
***
Atatürk Havalimanı'ndan kalkacak Dalaman uçağı, saat 19.20'deydi.
Yollardaki tıkanıklığı da hesaba katarak, valizlerle saat 17'de evden ayrılmamız gerekiyordu. Elektrikler kesildiği için, asansör de çalışmıyordu.
Zifiri kananlıkta, dik ve dar merdivenlerden çantalarla birlikte 5 kat aşağı inmek...
Bir ayak kayması, valizin birini zapt edememek; Anayasa'ya ters düşmese bile, bizlerin merdivenlerden düşerek, oramızı buramızı kırmamıza yeterdi.
Her ne kadar Çanakkale savaşlarında "öl" emri verildiyse de; biz, minik bir el lambası ışığında, dik ve daracık merdivenlerden inmeye çalışırken; bir "öl" emri gelmedi göklerden neyse ki...
Bendeniz o sırada, tırabzanlara tutunarak, aşağıya yuvarlanmamaya uğraşa uğraşa; kime söveceğimi kestiremiyor ve Mehmet Emin'in "Ben bir Türküm, dinim cinsim uludur" mısraını asla düşünmüyordum.
***
Uçak yolculuğu, iyi bir rastlantı, yanıma oturmuş genç bir dostla kahkahalı bir yarenlik içinde geçti. Sivil giyinmiş dostun bir deniz albayı olduğunu, sonradan öğrendim.
Kendini tanıtmamış gerçek bir zenginin de, zenginliği anlaşılmaz. Kendini tanıtmamış, sivil giyimli gerçek bir militerin de, militer olduğu...
Zenginin ve militerin gerçeği; taze balıklar gibidir. Ne birinin kesesinin kokusu duyulur; ne de ötekinin rütbesinin kokusu...
Sivil giyimli deniz albayı yol arkadaşıma da söyledim bunu... Kendisinin hoşgörüsüne sığınarak, biraz da militarizmden konuştuk...
***
Köyceğiz'de, özellikle geceleri havalar serin oluyor; "4" derece falan...
Şömineyi yakmış, televizyona bakıyorduk ki...
Solmaz:
- Deprem oluyor, dedi.
Yer, kayıklaşmışçasına bir sağa, bir sola gidip geliyordu...
Can havliyle:
- Ay ay, diye ayağa fırladığımı hatırlıyorum.
O sırada aklıma "Şafilik"in bir mezhep olduğu asla gelmiyordu.
Hemen kapıdan dışarıya çıkmaya hazırlandık. Sonra da vazgeçtik. Sallantı durmuştu. Dışarısı da serindi.
Ve başladık merak etmeye, depremin merkez üssü, neresiydi acaba?
***
Yarım saat sonra ajanslar, Köyceğiz'e kuş uçuşuyla 80 km olan Kaş ilçesinde 5.5 şiddetinde bir deprem olduğunu açıklamaya başladılar...
Halk korkudan, "ya bir de tsunami olursa" diye tepelere tırmanmıştı.
Herhalde onlar da, o sırada Davos'ta alınacak kararları düşünmüyorlardı.
***
Büyüklerimiz, elektrikler kesildiğinde; zifiri karanlıkta 5 kat dik ve dar merdivenleri, valizlerle inmeye çalışanları düşünmeye, elbet de vakit bulamazlar; ama kendileri de sallanmaya başladıklarında, elbet vakit bulacaklardır neden sallandıklarını düşünmeye...
Unutmayın ki vatan; kendileri de sallanmaya başladıklarında, neden sallandıklarını düşünmeye başlayacak büyüklerimiz sayesinde kurtulur...
***
Büyüklerimiz, son yüz yılda Türkiye'de kaç katrilyon kadın-erkek çiftleşmesi olduğunu hesap eden kişilerdir.
Bu çiftleşmelerden doğmuş bebekler büyüdüğünde; ne kadarının Galiçya'da, ne kadarının Yemen'de, ne kadarının Çanakkale'de, ne kadarının Kore'de öldürülmesiyle; kimlerin neler kazanmış olduğunun da hesabını çıkaranlar, yine o büyüklerimizdir.
Sağ olsun vatan, sağ olsun büyüklerimiz.
***
Köyceğiz'de havalar bazen yağışlı, bazen güneşli...
Bedeniz de şu sırada, Köyceğiz çarşısının en makbul yemeklerinden olan, güveçte pastırmalı kuru fasulyeyi düşünüyorum; bazen bütçe yasasında Adalet Bakanlığı'na ayrılan payın, neden binde 9 olduğunu da düşündüğüm oluyor; CHP'nin olağanüstü kurultayına katılacak delegelerin, genellikle bütçe bilgisinden yoksun olduklarını tahmin ettiğim için...
Boş verin depreme de, yolları kapanan köylere de, bütçeye de...
Yaşasın demokrasi; yahut güveçte pastırmalı kuru fasulye!
c.altan@prizma.net.tr
|
|