|
Kaybolan yıllar dizisi!
Avrupa Birliği konusunda "Bana kaybolan yıllarımı geri verseler" dizisi devam ediyor.
Bu konuda 9. Cumhurbaşkanı Demirel'in yeni bir mektubu var. Bugün köşemi Sayın Demirel'e bırakıyorum.
Sayın Cemal;
14 Ocak 2005 tarihli Milliyet Gazetesi'ndeki "Davaya Hizmet" başlıkla çıkan yazınızı yeniden cevaplandırma ihtiyacı içindeyim.
Yazınızın ana iddiası; "Türkiye, 70'li yıllarda AB'ne (Avrupa Ortak Pazarı, Avrupa Topluluğu) müracaat etse idi, Yunanistan'ın kabul edildiği gibi, nasıl olsa Türkiye de kabul edilirdi, AB'ne giren Yunanistan (1981), İspanya (1986), Portekiz (1986) gibi Türkiye de zengin olurdu. Türkiye, bu fırsatı kaçırdı. Bunun sorumlusu, o günkü Hükümetlerdir." şeklindedir.
Geçen 25-30 sene zarfında böyle bir iddiada bulunan kimse olmadı. Çünkü, böyle bir iddianın olabilirliği yoktur. Türkiye'de genel seçimler yapıldı, askeri müdahale oldu, yeni hükümetler, siyasi iktidarlar geldi; ne seçim meydanlarında, ne Parlamentoda, ne de Türkiye kamuoyunda böyle bir tartışma olmadı.
Bizim hükümette bulunduğumuz 1975-1976-1977 ve 1979-1980 yıllarında, Hükümet seviyesine gelmiş hiçbir teklif veya tavsiye mevcut değildir. Kaldı ki, Hükümet seviyesine kadar gelemeyen birtakım fikirler, tavsiyeler olabilir. Bunları, o günkü şartlar içerisinde ilgili merciler "ciddi" telaki edip, Hükümete tavsiyede bulunmamışlardır. Sayın Saraçoğlu ve Emile Noel'e atfedilen sözler, bu meyandadır.
O günün Türkiye'sinin gündeminde "Avrupa Birliği'ne tam üyelik talebinde bulunmak" gibi bir konu, hiç olmamıştır. Çünkü, 1970'te imzalanan "Katma Protokol" 1973'te yürürlüğe girmiş ve Türkiye bu protokolle 12 yıllık ve 22 yıllık programları icraya koymuştur. "Tam Üyelik" ancak bu programların sonunda söz konusu olacaktır.
Bu düşünce ile hareket edilmektedir.
1987'de "Tam Üyelik" müracaatı yapılmıştır. Buna 1989'da "Hazır değilsiniz" diye "cevap" alınmıştır.
Bugün 2005 yılında, yani 1970'li yıllardan 30 sene sonra, Türkiye'nin çok daha iyi şartları olmasına rağmen, 10 sene sonrasını gösterenlerin, o gün Türkiye'yi "kabul edebileceklerini sanmanın" hiçbir geçerliliği yoktur.
Yunanistan'ı 1981'de içine alanlar, ondan 25 sene sonra dahi "madem Yunanistan'ı aldık, Türkiye'yi de alalım" demiyorlar.
1975 ve sonrasında Türkiye'nin ne iç şartları, ne dış şartları, dışarıdan destek görmesine müsait değildi.
1974'te Kıbrıs Müdahalesi sonrasında Türkiye, Amerikan Ambargosuna muhatap olmuş, Avrupa'dan da soğuk muamele görmekte idi.
Türkiye'de Hükümetler, bir taraftan petrol fiyatlarında meydana gelen büyük artışların getirdiği sorunlarla, diğer taraftan "anarşi" ve "sokak hareketleri" ile meşguldü ve Türkiye, 1978 içerisinde "Sıkıyönetim"e gitmek mecburiyetinde kalmıştı.
Nihayet, "12 Eylül 1980 Müdahalesi" geldi.
Varsayalım ki, Hükümet "Tam Üyelik" için müracaat etmek istedi. Bundan ne netice alabileceği belli değil miydi?
Bu gayri ciddi olmaz mıydı?
Bütün bu mülahazaların ışığında; "Türkiye, 1970'li yıllarda bir fırsat kaçırmıştır" iddiası, bir "ham hayal"dir; bundan çıkarılan suçlamalar, "haksız" ve "insafsız"dır.
AB'ne girince, "mucizevi bir kalkınma olacağı" intibaını yaratmak, yanlıştır.
Her ülke, kendisi kalkınacaktır. Bunu, birileri yapıverecek değildir. Bu da, zaman alacaktır.
Yanlış intibalar yaratmak, "ümit kırıcı" olur.
Ülkelerin gücü, sadece adam başına GSMH ile ölçülmez.
Eğer öyle olsa,
* Adam başına 48 bin dolar GSMH'sı olan Danimarka,
* Adam başına 1300 dolar civarında GSMH'sı olan Çin'den
ve
* Adam başına 4300 dolar GSMH'sı olan Rusya'dan daha güçlü olurdu.
İspanya, Portekiz ve Yunanistan'ın kalkınmasında, değişik unsurlar vardır.
Bu ülkeler, senelerce çok büyük rakamlara ulaşan turizm gelirleri elde etmişlerdir. Avrupa'nın "özel ilgisi"ne sahiptirler.
Türkiye kalkınmasında, bulunduğu bölgenin stratejik mecburiyetlerinin doğurduğu savunma ihtiyacı, artan nüfus ve bunun ihtiyaçları, iç güvenlik faktörleri, önemli ağırlığa sahiptir.
Yine de Türkiye, geçen 50 sene zarfında yılda % 4.5 kalkınmayı sağlayabilmiş, 5 sayılı ülkeden biridir.
Türkiye yönetiminde bizim bulunduğumuz yıllarda;
- 1965-71 arasında % 5 enflasyon ile % 7 kalkınma hızı,
- 1975, 76, 77 yıllarında % 15-20 enflasyon ile ortalama % 6 kalkınma hızı sağlanabilmiştir.
- 1979'da 10 aylık bir Hükümettir. Bu bir "yangın söndürme"
Hükümetidir.
- 1992'de de % 5-9 kalkınma hızı sağlanabilmiştir.
Varsa "kaybolan yıllar"ın, bizimle bir ilgisi yoktur. Ayrıca, bu ülkede, kalkınma alanında rastlayacağınız gelişmelerin çoğu, bizim damgamızı taşır.
Biz, "AB fikrini" yaşatmaya, onun gereklerini yerine getirmeye ve Türkiye kalkınmasına hizmetlerde bulunduk.
Türkiye böylece, asrın başında "Hasta Adam"dan, ancak asrın sonunda (1999'da) "AB Üyeliği Adaylığı"na gelebildi.
Bilginizi rica ederim.
Saygılarımla.
Süleyman Demirel
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|