|
Gülün adı: Değişim
Demokrasi tarihimiz boyunca seçmen, partilerden bir tek şey istedi:
"Şu devleti değiştir!"
Çünkü geçinemiyordu, yolsuzluk ve baskı üreten bürokrasiden bıkmıştı, iş ve aş istiyordu vs.
1950'de DP "Ben değiştireceğim" dedi, iktidar oldu. Ancak süngü zoruyla devrilebildi. CHP, süngünün üzerine oturmayı denedi, olmadı.
Seçmen bu kez de, "Ben değiştirmeye adayım" diyen AP'ye aktı.
AP de muhtırayla devrilebildi.
O geleneğin devamı olan ANAP'ın da sloganı "değişim"di. Tek başına geldi.
ANAP sistemle bütünleşince değişim isteyen oylar AKP'ye yöneldi.
Bu 60 yıllık kaba özette CHP bir kez halktan oy alabildi:
1977'de..
O yıl, CHP'nin devletle arasına mesafe koyduğu ve "Bu düzen değişmeli" dediği tek yıldı.
***
İdris Küçükömer, 1969'da yazdığı "Düzenin Yabancılaşması"nda (Bağlam, 1994) "sağ-sol" kavramlarını tersyüz etmişti.
Ona göre Türkiye'de "ilerici" olan, "sol" değil, "sağ" idi.
Osmanlı'nın Batılılaşma hamlesiyle başlayıp Cumhuriyet'le süren bir gelenekte "sol", "Batıcı-bürokrat" çizgiyi ve yukarıdan aşağıya otoriter örgütlenmeyi savunduğundan demokrat özelliğini yitirmiş, resmi ideolojiye yapışmış, baştaki radikal dönüşümcü tavrından uzaklaşıp tutuculaşmıştı.
Bu resmi ideolojinin karşısında ezilenlere sahip çıkmak, değişimi zorlamak, merkezi yapıya muhalefet gibi "sol"a özgü misyonları "İslamcı-Doğulu" gelenek üstlenmişti.
Halk o yüzden her seçimde "sağ"da bilinen partilere oy veriyor, "sol" ise ancak askeri müdahaleyle iktidar olabiliyordu.
***
Bugüne bakalım:
"Sizi gidi Batı taklitçileri" zihniyetinden kopup gelmiş AKP, Batı kulübünün kapısını zorluyor; direnen "muhafazakâr parti" CHP...
CHP, kendi belediye başkanının yolsuzluk dosyalarını afişe ededursun, AKP'li belediyeler "sol"un eski kaleleri sayılan varoşlara hizmet taşıyor, karşılığında oy topluyor.
AKP, kendi geleceğini de garantiye almak adına, askerin siyasetteki gölgesini silmek, darbe anayasasını değiştirmek, ifade ve inanç özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırmak için uğraşırken, bu demokratikleşme hamlelerinin bayrağını taşıması gereken CHP, karşı safta yer alıyor.
O, AB dayatmasına karşı çıkarken IMF'ninkini destekliyor. Kıbrıs'ta çözüme ayak diriyor, ne Kürt sorununa ne başörtüsü bunalımına bir çözüm üretiyor.
Ve Türkiye yepyeni bir dönemin kapısını aralarken, bilmem kaçıncı olağanüstü kurultayda kendi iç sorunlarına gömülmüş debeleniyor.
***
CHP, gecekondudaki yalnız yaşlıya AKP'li belediyeler gibi bedava doktor taşıyamadıkça, kronikleşmiş dış sorunlarda çözümsüzlük ısrarından caymadıkça, üretime dayalı kalkınmanın, hakça üleşmenin, demokratikleşmenin, insanca yaşamın bayrağına yeniden sarılmadıkça, "devletin çatık kaşlı partisi" kimliğinden sıyrılıp halkla kucaklaşmadıkça, ve nihayet kitlelerde 1977'deki gibi bir değişim umudu yaratmadıkça, koltukta ister kırmızı gül otursun, ister Sarı, kuruması kaçınılmazdır.
can.dundar@e-kolay.net
|
|