|
 |
|
|
Borç 2001 yılında yapılandırıldı
Son günlerde 2001 yılında borcun yeniden yapılandırılmasıyla ilgili olarak önemli bir fırsatın kaçırıldığına dair tartışmaların yeniden canlanmaya başladığı görülüyor.
Bu görüşü savunanlar Türkiye'nin borcunun sürekli artmakta olduğunu ve bunu sürdürmenin mümkün olmadığını ileri sürüyorlar.
Önce borcu yeniden yapılandırmak ne demek bunun üzerinde durmak gerekiyor. Eğer buradan borcu ödemiyorum denmesi kastediliyorsa buna morataryum ilan etmek deniyor. Ama anlaşılan bu kastedilmiyor ve borcun yeniden yapılanmasından kastedilenin iflas bayrağını çekmek olmadığının altı çiziliyor. Bu durumda da ortaya iki yöntem çıkıyor. Biri zorunlu yeniden yapılandırmadır. Burada piyasa koşulları dikkate alınmadan yeni bir ödeme planının alacaklılara dayatılması söz konusudur. İkincisi ise, gönüllü yeniden yapılandırmadır. Burada şartları kötü olan borçların daha iyi şartlı borçla piyasada değiştirilmesidir.
Borcun vadesi uzadı
2001 yılında borcun yeniden yapılandırılmadığını ileri sürenler maalesef bu konuda bir unutkanlık içinde görünüyorlar. Çünkü 2001 yılında yapılan gönüllü borç değişim operasyonlarıyla önemli miktarda iç borç stoku yeniden yapılandırılmış ve vadeler uzatılmıştır.
Bunun yanı sıra yine o dönemde IMF'den şartları piyasaya göre oldukça iyi olan yaklaşık 20 milyar dolarlık borç sağlanmıştır. Normal şartlarda uluslararası rezervlerin güçlendirilmesi amacıyla kullanılması gereken bu kredinin bütçe finansmanında kullanılması konusunda IMF ikna edilmiştir.
Bankacılık krizinden doğan zararları bu krizleri yaşayan her ülkede olduğu gibi Hazine'nin üstlenmek zorunda kalması sonucunda, Türkiye'nin borç sorunu aslında bir iç borç sorunu olmuştur. Bu nedenle de IMF'den sağlanan kaynağın da iç borç sorununun çözümünde kullanılması önemli bir rahatlama yaratmıştır.
Bu yapılmasaydı ve Hazine iç borcu zorunlu olarak yapılandırsaydı sonuç ne olurdu? Hazine'nin borcu mali sistemin aktifidir. Bu sistemin pasifinde ise vatandaşın mevduatı vardır. Mali sistem o dönemde kısa vadeyle vatandaştan topladığı mevduatı daha uzun vadeli olarak devlete vermişti. Bu durumda sistemin aktifinin yeniden yapılandırılması ya daha fazla bankanın sistemden çıkması veya haraç mezat yabancılara satılması sonucunu doğuracaktı.
Bunun olmaması için vatandaşların bankalardaki mevduatının da dondurularak yeniden yapılandırılması yoluna gidilebilirdi. Ancak bunun, mali sisteme dönük olarak yaratacağı güven bunalımının ekonomide çöküşü ve buna bağlı olarak sosyal sorunları daha da derinleştirmesi kaçınılmazdı.
Kriz sonrasında ekonomide yaşanan hızlı toparlanma ve ekonomide uzun zamandır görülmeyen sonuçlara ulaşılması o dönemde alınan kararların doğruluğunu desteklemektedir. Sürdürülebilirlik analizlerinde kullanılan borcun yerli para cinsinden GSMH'ye oranı da hemen bir yıl sonra önemli ölçüde düşmüştür.
Küreselleşmeyle birlikte yaşanan bir diğer gelişmeyi de gözden kaçırmamak gerekiyor. Sermayenin uluslararası hareketliliği önemli ölçüde arttı. Bunun sonucunda krizlerde sermaye bir şekilde o ekonomiyi terk etme yolunu buluyor. Oysa emek ülkeden kaçamıyor. Bu nedenle de krizlerin faturası çalışan ve yoksul kesimlere yükleniyor. Krizlerden çabuk ama sürdürülebilir biçimde çıkmayı sağlayan politikalar en azından bu yönüyle çalışan kesimlerin yararına oluyor.
Fon akışı başladı
Bunlar Türkiye borç sorununu aşmıştır anlamına gelmemeli. Daha kat edilmesi gereken çok mesafe vardır. Ancak 2001 yılında geliştirilen çözümlerde, çalışan ve yoksul kesimlere yüklenen zararın asgari seviyede tutulmasına ve yükün ekonominin gerçeklerinin imkan verdiği ölçüde adil dağıtılmasına önemli çaba gösterilmiştir.
2004 sonunda bizim gibi gelişmekte olan piyasalara yönelen sermayenin yıllık tutarının 279 milyar dolara yükseldiği tahmin edilmektedir. 2002 yılında bu rakam 125 milyar dolardı. Bu akımların yüzde 60'ı borç yaratmayan sermaye hareketleridir. Türkiye de son dönemde yurtdışından önemli bir fon sağlama imkanına kavuşmuştur. Ancak bunun önemli bir kısmı diğer benzer ülkelerin tersine borç şeklinde olmaktadır. IMF'ye olan borçların geri ödemesine başladığımız bu dönemde bunun borç yaratmayan finansmana neden dönüştürülemediğini tartışmamız gerekirken 2001 yılındaki borç yapılanmasını tartışıyor olmamız düşündürücüdür.
foztrak@yahoo.com
|
|
|

|