|
 |
|
|
Bayram günlüğü
Bizim Köşe / İsmail Sivri
Kurban Bayramı'nı, evde ve komşu ziyaretleriyle geçirdik. Evlatlar, torunlar, akrabalar, komşular, dostlar gelip gittiler. Uzaklardaki dostları telefonla aradık, bizi arayanlarda oldu.
Bayramları güzelleştiren bu arayış ve ziyaretler değil midir?
Bayram günleri boyunca, durmadan gazeteleri karıştırdık, haberleri ve köşe yazılarını okuduk. Televizyonları bir açıp, bir kapattık. Televizyonlar, kaçan ve çalınan kurbanlıkların peşindeydiler.
Görüntüleri, dehşet filmleri gibi izledik.
Kanlı kurban manzaraları ise içimizi kararttı. Sizler de, küçük bir çocuğun kurban kesilişini görüntüleyen fotoğrafı gördünüz mü? Bu tek bir kare bile bizleri kahretti.
Bayramları, turistik geziye çevirenler, yine kentleri boşalttılar, soğuk ve karlı bir kışla, trafik canavarı yolları kesti. Bayram dönüşü, ekranlarda dizi filmler gibi birbirini izledi. Ziyaretlerde hep bunlar konuşuldu.
* * *
Bayramların önemi ve güzelliği, bu karşılıklı arayışlar ve ziyaretlerdir. Bu güzelliği dile getiren, gazetelerdeki iki yazıyı, izninizle sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bekir Coşkun, Hürriyet'teki, "Kapı Zili" başlıklı yazısına, ustası ve ilk yazı müdürü Ahmet Nadir'in, dostları yitirmenin, yalnız kalmanın acısıyla yazdığı mektupla başlıyor. Bu anlamlı mektup da şöyle diyor:
"Gönlüm kapı zilinin sesini özler. Ben de kendi kapımın zilini çalarım. Komşular kimi kimsesi yok demesinler."
Bu kısacık satırla, yalnızlık, ne kadar anlamlı bir biçimde dile gelmiyor mu? Coşkun yazısına şöyle devam ediyor:
"Bugün bayram. Kapı zilleri daha anlamlılar. Her zil sesi, yani ahbaplar, arkadaşlar, dostlar, akrabalar, komşular, çocuklar.
Her zil sesi vefa demek, özlem demek, hasret demek, sevgi demek."
Hepimiz, aranmak ve sorulmak istemez miyiz? Hürriyet'teki bayram yazısında Cüneyt Ülsever ise şöyle diyor:
"Bir, çocukluğumu gözüm yaşaracak kadar çok özlüyorum. İki, yalnızlığımın farkına beter varıyorum."
Ülsever'in, "Bayram ve Yalnızlık" başlıklı yazısı şöyle sürüyor:
"Bir nebze olsun bir araya gelebildiğimiz için bayramlar diğer zamanlarda ne kadar yalnız olduğumu yüzüme vuruyor. Ama, benim çevremde nadir yapılan ev ziyaretleri ve en önemlisi oturduğum mahallede çocukların hala `el öpmeye' gelmeleri beni sevindiriyor. Bir o kadar da yalnızlığı yüzüme vuruyor."
Yaşlılar olarak, bu yalnızlığı daha derinden hissediyoruz. Köşelerinde aranmayı bekleyenler için ne diyelim. Diyeceğimiz şudur:
- Bir gün sizlerde yaşlanıp, aranmayı sorulmayı bekleyeceksiniz.
* * *
Bayramlar, yalnızca aramak, sormak, gönül almak değil, varsa yakınlarınızın ve muhtaçların sorunlarını paylaşmaktır. Bakınız, Aşık Garip ne diyor:
"Gurbet elde garip kimdir bilmezler/ Ağlayınca çeşmi yaşı silmezler/ Garip halin nedir deyi sormazlar/ Bulunmaz yaranı eşi garibin."
Karacaoğlan'da, yalnızlık ve unutulmuşluğu şöyle dile gelir:
"Adım ne idi unuttum/ Sorulmayı sorulmayı."
Başka söze hacet var mı?
Sizler ne dersiniz?
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|