|
 |
|
|
Irak: Namlunun ucunda demokrasi!
DAVOS, İsviçre
The Economist dergisi, bugün Irak'ta yapılacak seçimlerle ilgili kapak konusunu şöyle bir başlık altında toplamış:
"Namlunun ucunda demokrasi!"
Olur mu?..
Ayrıca, işgal altındaki bir ülkede seçim ne kadar demokratik olabilir ki? Hele bu ülke, 80 yıllık tarihinde hiç demokrasi tecrübesi bulunmayan Irak olursa...
Kimine göre, silahların gölgesinde de oemokrasi gelebilir. Böyle düşünenlerin iki klasik örneği var. İkisi de İkinci Dünya Savaşı sonrasından:
Almanya, Japonya.
Doğru, bu iki ülkeye demokrasi namlunun ucunda geldi. Amerikan işgal kuvvetlerinin çerçevesini çizdiği anayasalarla demokrasiye geçildi Almanya ve Japonya'da.
Model, Irak'ta tekrarlanabilir mi?
Elimde yeni bitirdiğim İngilizce bir kitap var (*). Yazarı, Amerikalı bir hukukçu. İki yıl kadar önce Saddam rejiminin yıkılmasından hemen sonra Irak'a giderek bir süre Amerikan işgal kuvvetlerinin başındaki Büyükelçi Paul Bremer'e başdanışmanlık yapmış.
Kitabında anlatıyor:
Washington'dan Bağdat'a giderken askeri uçaktaki Amerikalı danışmanların elinde Alman ve Japon örneklerini anlatan kitaplar varmış, merakla okuyup aralarında tartışıyorlarmış.
Ama kendisi bu iki örneğin Irak için geçerli olamayacağına inanıyor ve nedenlerini kitabında anlatıyor. Şii Araplar, Sünni Araplar ve Kürtler olmak üzere bölünmüş bir Irak'ta, 'Iraklı kimliği'ni yaratacak bir Kürt ulusu inşa etmenin güçlüklerine değiniyor.
1920'lerde, 1930'larda İngilizlerin de bu modeli denemek istediklerine, ama sonunda Irak'ın bir Sünni azınlığın diktası altında bugünlere nasıl geldiğine işaret ediyor.
Bir başka deyişle:
Irak'ın bir tarihte zoraki bir devlet olarak kurulduğunu, şimdi yine böyle bir yolun bu kez Amerika tarafından zorlandığını belirtiyor.
Bu defa maya tutabilir mi?
Yoksa iç savaş mı patlar?
Irak sonunda üçe bölünür mü?
Irak'la ilgili bu zoraki devlet deyimini ilk kez Celal Talabani'den duymuştum. 2003 yılı mayıs ayıydı. Saddam'ın Firdevs Meydanı'ndaki heykeli daha yeni yıkılmıştı.
Iraklı Kürt liderle Bağdat'ta kendisine ayrılan mükellef villasında sohbet ederken Irak'ta işlerliği olan yeni bir devlet kurmanın güçlüklerini anlatmıştı. Şiileri, Sünnileri ve Kürtleri aynı devletin çatısı altında yaşatmanın kolay olmadığına ilişkin örnekler vermişti. Ancak çok gevşek bir federasyonla işlerin belki yürüyebileceğini söylemiş, eklemişti:
"Geçmişte kurulan zoraki bir devletti. Bu tecrübe, bu toprakların insanlarına çok pahalıya mal oldu. Aynı şeyi bir daha tekrarlamaya kalkışmak ne kadar doğru olur ki?"
Peki şimdi ne olacak?
Yoksa, zoraki bir devlet için bir zoraki seçim mi yapılıyor bugün Irak'ta?..
O kadar çok soru var ki. Belirsizlik o denli ağır basıyor ki... İki yılda gelinmiş olan nokta, Amerika açısından tam bir başarısızlık... Bugünkü seçimlerin bu tabloyu değiştirip ülkede istikrar kapısını açması şimdilik uzak ihtimal.
Tersini savunan yok gibi.
Bugün Başkan Bush'un elinde iki ucu pis bir değnek var. Seçim sonrası Irak'ta kalmaya devam etse bir türlü... Tası tarağı toplayıp bir an önce Irak'tan ayrılsa bir türlü...
Birinci durumda, direnişin ve şiddetin azalması beklenmiyor. İkinci durumdaysa, Irak'ın 1990'ların başındaki Yugoslavya'yı gölgede bırakacak şekilde bir kan gölüne, 'iç savaş'a yuvarlanması yakın ihtimal.
Ne yapmalı?
Amerika'nın hiç kuşkusuz Avrupa'yla, Birleşmiş Milletler'le işbirliği yaparak yeni bir strateji oluşturması lazım. Başkan Bush'un kendi başına buyruk politikalarla bir yere gidilemeyeceğini artık ikinci döneminde görmesi gerekir diye düşünmek istiyor insan...
Irak'ta seçim sonrası kurulacak Şii ağırlıklı yeni yönetimin gündemindeyse bazı görevler yer almalı: (1) Sünnileri oyunun içine çekmek... (2) Irak'taki 'direniş cephesi'ni bölmek için ciddi çaba harcamak.
Bir başka deyişle:
Demokrasi ve halkoyunu küfür düzeni olarak gören ve şeytan işi sayan Bin Ladinci Zerkavi takımıyla Sünni milliyetçileri birbirinden ayırmak... Yani, ikincileri oyuna katmaya çalışmak gerekiyor, eğer Irak'ta istikrar kapısının aralanması isteniyorsa...
Başbakan Erdoğan'ın Davos'taki deyişiyle terörün değil, barışın küreselleşmesini istiyorsak başka çare yok. Barış ve demokrasiye inananların, Irak'ın dev bir terör üssüne dönüşmesini engellemek için işbirliği yapmaları her şeyden önce bir insanlık görevidir.
——————
* Noah Feldman, What We Owe Iraq, War and the Ethics of Nation Building, Princeton University Press, 2004
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|

|