|
Kale sallanıyor
İstanbullu Ankara'ya gelince...
CHP'de tarihinin en olaylı kurultayına yol açan, ama onu aşan önemli bir gelişme var:
İstanbul, siyasete ağırlığını koyuyor.
Yıllar yılı Ankara'yı uzaktan izleyen, besleyen, küçümseyen, etkileyen İstanbul, sonunda bizzat Ankara'ya gelmekte buldu çareyi...
Ankara tıkanmıştı.
Parti sistemi çürümüştü.
Yaşlı bir kast, ülkeyi kilitlemiş, değişim isteyen toplumun önünde barikat gibi dikilmişti.
Siyasetin baronlarını devirmeye geldiler.
Tayyip Erdoğan geldi, Hüsamettin Özkan geldi, Cem Uzan geldi, Kemal Derviş geldi ve nihayet Mustafa Sarıgül de geldi.
Ve beklenen oldu:
Ankara'nın kadrolu siyasetçileri bu rüzgârla topyekûn emekliye ayrıldı.
Geriye bir tek CHP kaldı.
Dün, onun sırasıydı.
Kurultay salonu ilk kez "Kadıköy... Kadıköy" sloganıyla inledi.
* * *
Erdoğan'la Sarıgül'ün pek çok ortak noktası var:
İkisi de 1950'lerde doğdu; Erdoğan 1954'te, Sarıgül 1958'de...
Biri Karadeniz'den kopup geldi İstanbul'a, diğeri Erzincan'dan...
İkisi de İETT kökenli...
İkisi de 70'lerin ortalarında 20'li yaşlarında üniversitede okurken, harçlığını çıkarmak için girdi İETT'ye; Erdoğan 1974'te, Sarıgül 1976'da...
Biri kantin işletti orada; diğeri tahsilat memurluğu yaptı.
İkisi de o yıllarda politikayla ilgiliydi.
İkisi de partilerinin gençlik kollarında pişti.
İkisi de 12 Eylül'le ayrıldı İETT'den...
Sonra parti içinde basamak basamak yükseldiler.
İkisi de siyaset kalfalıklarını İstanbul'da belediyecilikte tamamladı.
Biri, Genel Başkan ve Başbakan oldu.
Diğeri partisinin genel başkanlığına ve -kendi deyimiyle başbakanlığa- soyundu.
* * *
"Yeni politikacılar"ın ortak özellikleri, teorisyen bir maziden, yani "mektepten" değil, sokaktan, icraattan, tabandan gelmeleri...
Örgütü ve hizmeti bilmeleri...
Elitizm yerine popülizmi benimsemeleri...
Ama başka özellikleri de var:
Ticaretten anlıyorlar.
Varlıklılar. Gençler. Hırslılar.
Kimi sermaye çevrelerine, kimi tarikat ilişkilerine dayıyor sırtını...
Medya desteğiyle iş yürütüyorlar.
Peşlerinde yığınla yolsuzluk dosyası taşıyor ve buna hiç aldırmıyorlar.
Siyaseti bir temaşa sanatı olarak görüyorlar.
Koltuk peşindeyken kural, etik, gelenek tanımıyorlar.
Ve kurultaylara maça ya da şirket genel kuruluna gelir gibi gelip gösteri yapmaya bayılıyorlar.
* * *
CHP'nin "Küçük olsun, benim olsun" zihniyetiyle seçilmiş küçük kurultay salonundaki bir pankartta "CHP, Türkiye'nin teslim alınmamış ve alınamayacak kalesidir" yazıyordu.
Şişli, dün bu "son kale"ye saldırdı.
Hem de toplama birlikler, sandalyeler, su şişeleriyle...
Yol yordam tanımayan tribün amigolarının şakşakları eşliğinde...
Sarıgül takımının görüntüsü o kadar ibret vericiydi ki, Baykal'a sadece "İşte manzara bu" demek kaldı.
Ve bu manzara, yıllar yılı Baykal'ın karşısında muhalefet yapanları bile Genel Başkan'ın etrafında topladı.
Baykal'ın en büyük kozu, Sarıgül gibi bir rakibi olmasıydı.
O da bu kozu iyi değerlendirip hükümet hakkında tek satır laf etmeden sürekli Sarıgül'e yüklendi.
* * *
Peki bundan sonra ne olur?
Dün itibarıyla durum:
"Son kale" direniyor.
Ama daha ne kadar direnir, direniş bittiğinde kaleden geri ne kalır bilemem?
can.dundar@e-kolay.net
|
|