|
 |
|
|
Dünya kıvama geliyor!
Dünyayı anlamak için yoksulluğa da zenginliğe de eşit mesafeden bakmak gerekiyor. Yeryüzünü kavramak için dünyanın bugünkü kıvamını bilmek lazım
Dünyaya bir şeyler oluyor. Çağlar boyunca değişmediği biçim ve hızda değişiyor dünya. Tam dilimizi tutturup tarif edecek oluyoruz; yağlı urgan gibi kaçıyor elimizden ipin ucu. Birçok düşünür şimdi, şu anda, evlerinde, pencerelerinden dışarıya bakıp, bütün okudukları kitapları, gördükleri hayatları birleştirip anlamaya ve anlatmaya çalışıyorlar insanlığa insanlığın akıbetini. "Son söze" gelince sıra, herkesin heyecanla beklediği "Ne yapmalı?" sorusuna gelince, en iyi ihtimalle neyin yapılmaması gerektiğini yazıyorlar. Bu yüzden hangi kitabı okusak yarım kalıyor boğazımızda bir şey. Dünyayı nasıl değiştireceğimizi, "başka bir dünyanın" nasıl kurulacağını kimse söylemiyor.
Öte yanda iş ve para dünyasının guruları giderek daha hap, giderek daha sakız cümleler buluyorlar dünyanın "şimdiki halini" tanımlamak için. Sonra binlerce dolar alıp, bu cümlelerini slaytlı, power point'li toplantılarda anlatıyorlar. Parayı verenler de alanlar da biliyor ki aslında kimse yeni bir şey söylemiyor.
Ne sermaye tarafında yani ne de emeğin yığınları arasında kimse ne olacağını, nasıl yapılacağını biliyor. Herkes artık gerisini kestiremediği bir filmin sonunu görmek için yeryüzüne bakıyor. Herkes biliyor ki yeryüzü, bu senaryonun sonunu, kimsenin önceden tahmin edemeyeceği biçimde hazırlıyor.
Hal-i pür melâl
Bir kıta ölüyor; siyah derili insanlar belki artık toprağın altında daha çoklar toprağın üzerindekinden. Dünyanın geri kalanı Afrika'nın ölümünü seyretmiyor. Seyretmiyor bile... Kimileri ise onların öldürülmesine katkıda bulunuyor. Cep telefonlarımızdaki koltan madeni için Afrika kıtasında kaç insan ölüyor, öldürülüyor? Evlenirken kızların istediği "tektaşların" üzerinde Afrika'nın kanı var. Kullandığımız benzinde de Ortadoğu'nun kanı... Kanlı bir hayal yaşıyoruz kan revan içinde. Kullandığımız ilaçlar, Doğu Avrupa'daki yoksullar üzerinde deneniyor. Hamburger zincirlerinin verdiği çocuk mönüsündeki oyuncakları Uzak Doğulu çocuk köleler yapıyor. Avrupa sokaklarında geceleri Vietnamlılar, Nijeryalılar, Çinliler televizyonlarda ve gazetelerde hiç görünmeyen başka bir hayat yaşıyor. Yoksul bir "çokluk" kan ve ter içinde çoğalıyor da çoğalıyor.
Zirveler
Bu yüzden yapılıyor zirveler. Davos'ta bir zirve, beş yıldızlısından. Porto Alegre'de bir zirve, en şenliklisinden. Bir tarafta ayrıcalıklı azınlık, diğerinde ayrıcalıksız çoğunluk kararlarını alıyor. Bir yandan giderek birbirinden ayrışan bir yandan da giderek birbirinin içine giren iki taraf var ortada. Bir yandan beyaz yakalılar çoğaldıkça emekçiler kendilerini "efendi" sanıyor çünkü; diğer yandan yoksulluk ve işsizlik arttıkça ayrılıyor aç ile tok. Kahretsin ki postmodern bir dünya bu!
"İmparatorluk" kitabının yazarları Antonio Negri ile Michael Hardt, "Bugün emeği en iyi temsil eden özne olarak yoksulu öneriyorsak, bunun nedeni yoksulların çulsuz ve zenginlikten dışlanmış olması değil, yoksulların üretim devrelerinin içinde yer alması ve sermayenin ve küresel siyasal bedenin asla gasp ve kontrol edemeyeceği kadar büyük bir potansiyel barındırması" diyorlar.
Her iki zirvede de işte "bunca yoksulluk varken" yeryüzünün kaderini belirlemeye çalışıyor insanlar. Bir taraf bu yoksulluktan bir isyan başlatmayı, başlarsa ne halt edeceğini konuşuyor.
Ahlaki sorumluluk
Birleşmiş Milletler çevre raporunu yayınladı. Dünya yok oluyor. Yok oluş artık kutsal kitapların anlattığı bir "kıyamet masalı" değil. Hesaplanabilir bir gerçeklik. İnsanlık, en vahşi hayvanların bile yiyerek bitiremeyeceği bir gezegeni, daha ergenlik çağına gelmeden tüketti. Rapor, bu gerçekliğin sayısal verilerini içeriyor. Bu düzenin sadece yoksullar için değil zenginler için de değişmesi gerekiyor. İşte bu yüzden zirveler -bana sorarsanız- giderek birbirine yaklaşıyor. Her iki zirvede de gündemin birinci maddesinin "yoksulluk" ve "ahlaki sorumluluk" olması tesadüf değil. Bana sorarsanız dünya kıvama geliyor!
ecetem@hotmail.com
|
|
|

|