|
 |
|
|
Vergi mükellefinin 'dini bütünü' makbul
Bunu söyleyen biz değiliz. İzmir Gelirler Bölge Müdürü Mehmet Becergen... Gözlemlerine, tespitlerine göre anlatıyor
Ekonomi Kulisi / Reşat Yörük
Vergi psikolojisi garip şey vesselam! Ama olayın fizyolojik boyutu da önemli. Çünkü "vergi", bizde tek başına psikolojik ve fizyolojik rahatsızlık yaratabilecek etkiye sahip çok derin bir kelime. Adamın birini yoldan çevirip "vergi borcu" deyin, dizlerinin bağı çözülmezse adam değildir. İşyerine gittiğinde vergi memurlarıyla karşılaşan kişi, "besmele görmüş şeytan" gibi korkmazsa, psikolojisinde bir bozukluk var demektir. Vergi idaresinin "buyurun bir çayımızı için" davetini alıp da beti benzi atmayan mükellef, mükellef bile değildir. O kadar kesin söylüyorum. Her ne kadar "borçlunun duacısı alacaklısı" olsa da, Türkiye'de bunu kimseye anlatamazsınız.
Hayatın vazgeçilmez unsuru
İşte bu durum, yani vergi psikolojisi kavramı, geçenlerde çok güzel bir makale konusu olarak karşımıza çıktı. İzmir Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası'nın yayın organı Dayanışma'da İzmir Gelirler Bölge Müdürü Mehmet Becergen'in hazırladığı "Vergiye karşı reaksiyon" başlıklı yazı, işin içinde olan birisinin yaptığı "yerinde" tesbitler olarak dikkat çekti.
Becergen'in seminer notları olarak hazırladığı bu çalışmada, birbirinden ilginç saptamalar ve öneriler var. Örneğin Mehmet Bey, "Vergiler, yaşamın vazgeçilmez bir unsuru olmakla birlikte, bunun kontrollü olarak kullanılması gerekmektedir. Aksi halde devlet bu durumdan zarar görebilir. Vergi, bilinçli kullanılmayan ellerde önemli ve yok edici bir silah olabilmektedir" diyor. Sonra mükelleflerin vergiye karşı reaksiyonlarını anlatıyor. Diyor ki: "Vergi zorunlu olarak ödendiğine göre, mükellef her vergiye karşı değişik ölçülerde tepkiler vermektedir. Vergiye karşı verilen tepkiler; verginin niteliğine, sürekliliğine, yüksekliğine ve yükümlünün insani zihniyetine göre değişebilmektedir."
Yani her mükellefin kaynama noktası farklıdır demeye getiriyor.
Şayet ahlakı düşükse...
Şimdi kaldığımız yerden devam edelim:
"Kişilerin kendi gelirlerine uygun olarak vergilendirilmesi gerekmektedir. Bazı kişilerdeki vergi ahlakının düşüklüğü, bunun bir hastalık gibi kişiden kişiye yayılmasına neden olur. Kanunen ödenmesi gereken bir verginin tam olarak ödenmesi, kişinin vergi ahlakının tam olduğunu gösterir. Kişiler din motifleri kullanarak en ufak kaçırılmış bir paranın sonucunda dinen cezalandırılacağına inandıkları zaman vergiye karşı uyum davranışında bulunabilmektedirler."
İşte burası çok önemli! Demek ki, vergi mükellefinin "dini bütünü" makbul.
Gelelim eğitim düzeyine.
Okumuşlar da kaçırıyor
Mehmet Becergen, eğitim düzeyinin yüksekliği ile vergi bilincinin yerleşmiş olması arasında bir doğru orantının bulunması gerektiğine dikkat çekip ekliyor:
"Ancak bu ilişki maalesef doğru orantılı değildir. Bugün ülkemiz koşulları dikkate alındığında en fazla okuyan ve doktorlar, avukatlar gibi kendi bilgi becerileri doğrultusunda para kazanan kesimlerin en çok vergi kaçırdıkları gözlemlenmektedir."
Hortumu da önlemek şart
Ve aynı makaleden birkaç önemli tesbit daha:
"Kişiler devlete ödedikleri vergilerin tamamiyle hortumlanmadan kendilerine döneceğine inanırlarsa, bu taktirde vergiye karşı uyumlu bir şekilde hareket edeceklerdir. İktidar partisine oy atıp onların programlarına güvenen kişilerin vergiye karşı uyumu daha fazla olmaktadır. Yani iktidar partisini sevmeyen bir mükellefin kendi sevdiği, ideolojisini benimsediği partinin seçimi kaybetmesiyle vergiye karşı uyumsuz hareket ettiği gözlemlenmiştir. Ülkemizde iktidar değişme durumunda o partiyi benimsemeyen kişilerin ya da grupların vergiye karşı bir uyumsuzluk içine girdikleri görülmektedir."
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|