Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 03 Şubat 2005 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Mahremiyet hakkı


Geçen kasımda Atatürk ile Latife Hanım'ın evliliği üzerine bir belgesel yaptık.
Belgeselin hazırlığı sırasında Latife Hanım'ın ailesiyle tanıştım. Türk Tarih Kurumu yetkilileriyle görüştüm. Bütün yazılanları taradık. Tanıklarla konuştuk. Bazı özel belgeleri inceledik.
Bunca çabadan sonra gerçek öykünün ne kadarını biliyoruz?
Bence çok azını...
Peki ben öğrendiklerimin ne kadarını belgeselde yansıtabildim?
Birazını...
İki nedenle:
1- Türkiye'nin bu tartışmaya hazır olmadığını düşündüğüm için... 2- "Mahremiyet hakkı"na inandığım için...
* * *
İlk gerekçeye dair fazla bir şey yazmak istemiyorum.
"Aradan 80 yıl geçti. Türkiye, her şeyi tartışabilecek olgunluğa erişti" diyenler olabilir.
Buna inanmayı ben de çok isterdim; ancak inanmıyorum.
"Peki tartışmadan nasıl olgunlaşacağız?" diye de sorulabilir.
Buna da "Özel hayat, yanlış bir başlangıç noktası" derim.
Neyse, yakında aile devletle buluşacak ve belgelerin geleceğine karar verecek.
İşte asıl üzerinde durmak istediğim de bu nokta...
Çünkü bu, bizi çok önemli bir tartışmaya sürüklüyor.
* * *
Bence, ne devlet ne kamuoyu ne de ailesi bir insanın özel evrakları üzerinde söz sahibidir.
Bunu, yıllarca insanların özel hayatlarını da içeren belgeseller yapmış biri olarak söylüyorum.
Buradaki temel kaygım, "Atatürk'ün bu işten zarar görme ihtimali" değil... Bir liderin itibarı, gizliliğin gölgesinde sürdürülemez. Öyle olursa "Şüyuu vukuundan beter" durumlar çıkar ortaya...
Latife Hanım'ın Atatürk'ün eşi olması, dolayısıyla yazdıklarının "milli çıkarları ilgilendirmesi" de değil itirazımın temeli... Bu da bir çifte standart oluşturuyor çünkü...
Ben bütün insanların "mahremiyet hakkı"nı savunuyorum.
Bunun içine Latife Hanım'ın günlükleri de giriyor, 14 yaşındaki bir ergenliğin özel not defteri de...
* * *
Devletin bilgi tekeline dayalı bir iktidar oluşturduğu çağı kapattık.
"Kamusal çıkarlar"ın karşısına "bireysel haklar"ı koyduk.
"Haberdar olma hakkı" nasıl o haklardan biriyse, "mahremiyet hakkı" da aynı ailedendir ve "eve izinsiz girilmemesi", "kötü muamele edilmemesi", "tapunun delinmemesi" gibi kişi haklarından farkı yoktur.
Hiçbir devlet görevlisi -mahkeme kararıyla saptanmış bir tehdit söz konusu olmadıkça- ev basıp özel notlara el koyamaz; koyamamalıdır.
Bitmedi.
Devlet gibi, kamuoyunun, medyanın, hatta anne-baba ya da evladın da buna hakkı olmamalıdır.
O notlar, sadece ve sadece yazarına aittir; yaşarken de, öldükten sonra da...
Aksi belirtilmediği sürece açıklanmamalıdır.
* * *
Bir gazeteci, belgeselci, yazar bunları araştırabilir, günlük ya da mektup sahiplerini bunları açıklamaya ikna edebilir; çünkü insanları daha yakından tanımanın anahtarı bu özel belgelerdedir.
Ancak onlar istemedikçe, -ki Atatürk ve Latife Hanım sağlıklarında bunu istememişlerdir- notlar, yazarıyla birlikte gömülmüş demektir.
Aksini iddia etmek, hele "Mektuplar aileye değil, kamuoyuna aittir" demek, kamuoyunun bir röntgenci iştahıyla hepimizin mahremiyetini dişleyebileceği otoriter bir nizama kapı açar.
Yeni diktatörümüz, kamuoyu mudur?
* * *
Tartışma çok boyutlu:
Mektup, yazana mı, yazılana mı aittir?
Günlük, yazılıyorsa ille yayımlanmak için midir?
Yani yazı, mahremiyetin bittiği yer midir?
İşin bu yanına da hafta sonu değineceğim.

can.dundar@e-kolay.net








Taha AKYOL
Sünni Türkiye, Şii Irak!
TÜRKİYE nüfusunun büyük çoğunluğu Sünni ve ik...
Çetin ALTAN
"İ"lerin noktaları, neden yerinde değil?
ŞU sırada evlerle hastanelerde doğum sancısı ...
Melih AŞIK
Kerkük kükremesi
Başbakan Erdoğan, Kerkük'le ilgili sert demeç...
Fikret BİLA
Latife Hanım'ın sırdaşları
Atatürk'ün boşandığı eşi Latife Hanım'a ait b...
Hasan CEMAL
Kılıç şakırtısı!
Evet, Türkiye'nin Kerkük'le, Kuzey Irak'la il...
Yılmaz ÇETİNER
Ne Baykal ne Sarıgül!
CHP'li veya CHP'li olmayan, kamuoyunun büyük ...
Güneri CIVAOĞLU
Mahcubiyet
Çankaya'da cemevi açılması isteğinin reddi......
Can DÜNDAR
Mahremiyet hakkı
Geçen kasımda Atatürk ile Latife Hanım'ın evl...
Doğan HEPER
CHP nereye koşuyor?..
SARIGÜL 29 Ocak günü başbakanlığını da ilan e...
Sami KOHEN
Ortadoğu'da diplomasi (nihayet) devrede...
RASTLANTI da olsa, zamanlama bundan daha iyi ...
Mehmet Y. YILMAZ
'Türkler' niçin çok önemli?
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent A...
Hasan PULUR
Toplumun yükselen değerleri...
KARİKATÜRCÜLERİN en büyük özelliği birkaç çiz...
Derya SAZAK
SEKA direnişi
Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun isteğiyle hükü...
Meral TAMER
Doktorların performansına siyasi ölçüm!
Sağlık sektörünün tüm dünyada rekabete kapalı...
Yaman TÖRÜNER
ABD'nin askeri harcaması
Dünyadaki toplam üretimin gayri safi milli ha...
Güngör URAS
Çin 'tehlike' değil, 'fırsat'
Zafer Karadağ, Muğlalı genç bir işadamı. Çin'...
Serpil YILMAZ
Avea'yı yurt dışına Tarkan çıkaracak!
Kısa bir dönem, Turkcell'in Hazır Kart ürünün...
M. Ali BİRAND
SEÇİMLER KÜRTLERİN İŞİNİ GÜÇLEŞTİRDİ
Salı günkü MANŞET (CNN TÜRK'te hafta içi herg...

© 2005 Milliyet