|
 |
|
|

Her şey ışıkta saklı
İnsan beyni yıldızlardan gelen elektromanyetik ışınlara duyarlı olamaz mı? Büyük bilinmeyenlerin ortasında durmaktayız
Geçen hafta size astrolojinin gündelik hayatın bir parçası haline gelmiş olmakla birlikte, aslında dünyevi olanın çok ötesinde, ruhsal olanla temas içerisinde olduğunu/olması gerektiğini anlatmaya çalışmıştım. Her ne kadar çoğumuz açısından "ruhsal" kelimesinin kavranması pek kolay olmasa da, son günlerde karşılaştığım başka ilginç bir olay sizde belki yeni soru işaretleri uyandırabilir. Geçenlerde aldığım bir e-postada Atilla Başlar, genç yaşta beyin kanaması geçirdikten sonraki dinlenme döneminde okuduğu kitaplardan edindiği ve kafasında yarattığı ilginç çağrışımları aktardı. Verdiği bilgiler gerçekten bize bir gizem gibi gözüken astrolojinin fiziksel açıklamasında çok farklı bir perspektif sunuyor.
Girişimciler için danışmanlık hizmeti veren Atilla, Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü mezunu ve değişik üniversitelerde girişimcilik programlarında da danışman olarak görev alıyor. Geçirdiği beyin kanaması, onu hayatı daha fazla sorgulamaya itmiş durumda. Bu arada ifade etmeden geçmeyeceğim, yaşadığımız pek çok travma, yaşam ve ölüm arasında gidip gelme, pek çok kişide bu derin sorgulamayı getirirken, kişileri ruhsal alana güçlü bir biçimde yaklaştırıyor. Benzer biçimde, bana danışan bir hanım, ölümcül bir trafik kazasının ardından tüm yaşamını yeniden inşa etmeye başlayıp, hayat hakkındaki yargılarını büyük bir sorgulama sürecine sokmuş, sadece bu dünyaya ait olanı bir kenara koymaya başlamıştı. Kuşkusuz bu tür olaylar "farkındalığımızın" boyutlarını büyük ölçüde değiştirir, bizi dönüştürür.
İnsan beyni ve elektromanyetik ışınlar
Atilla Başlar, TÜBİTAK'tan yayımlanan pek çok kitabı okumuş. Steven Wienberg'in evrenin nasıl yaratıldığını anlatan "İlk Üç Dakika" kitabı, Alan Lightman'ın "Yıldızlar Zamanı", Robert Osserman'ın "Evrenin Şiiri" ve Gerard't Hooft'un "Maddenin Son Yapıtaşları" adlı kitaplarını okuduktan sonra aklına kritik bir soru gelmiş: "Eğer ışıkla bir yerden bir yere bilgi aktarılabiliyorsa ve depolanabiliyorsa (günümüz fiberoptik teknolojisi ayrıca bilgisayarlardaki CD teknolojisi ışığı-lazer ışığını kullanır), o zaman Güneş'ten gelen ışık sadece ışık mıdır?" Kuantum fiziği söz konusu olduğunda, birbirinden bağımsız partiküllerin, kendi aralarında hiçbir bağ olmadan garip bir haberleşme içinde olduğu görülmüş durumda. Işık da elektromanyetik kuvvetin bir bileşeni olduğuna göre, ışığın kuvvet menzili yıldızlar arası olmak durumundadır. Radyasyon dışında, mikrodalga ışınları, kızıl ve mor ötesi ışınların bombardımanı altında bulunuyoruz. Benzer biçimde kendi etrafında dönen (spinli) elektrik yüklü olmayan, muhtemelen kütlesiz (bu tanım Hooft'un kitabındaki tanımdır) nötrinolar Güneş ışığında yer almaktadır.
Başlar daha sonra bu bilgileri yine başka bir tıp kitabında ("A User's Guide to the Brain / Beyin İçin Kullanıcı Rehberi") "bal arılarının ve posta güvercinlerinin beyinlerinde yapılan bir bilimsel araştırmadaki bulgularla" birleştiriyordu. Zira bu hayvanların beyinlerinde küçük mıknatısçıklar (manyetizm) var (göçmen kuşlar da yönlerini nasıl bulur acaba?) ve küçük mıknatısçıklardan insan beyninde de bulunduğu ancak henüz ne işe yaradığının henüz bilinmediği yazıyordu. İnsan beyni yıldızlardan gelen elektromanyetik ışınlara duyarlı olamaz mı?
Büyük bilinmeyenlerin ortasında durmaktayız. Ne kadar ilginçtir, astronom ve astrolog Johannes Kepler daha 17'nci yüzyılda, her şeyin ışıkta saklı olduğunu ifade etmişti. Tüm bunlar bize ışıkta çok saklı şey olduğunu göstermiyor mu? 1856'da Kirchoff Kara, cisim ışınımı teorisi ile bunun nelere yol açacağını hayal etmemiş olabilir ama ardından Einstein dahil pek çok fizikçi ışıkla uğraştı. Onun parçacık mı, dalga mı olduğunu anlamak istediler. Fizik dünyasındaki gelişmeler bize yeni ipuçları sağlarken, enerji ve madde evreninin (yoğunlaşmış enerji) ortasında insanı izole etmek hiç de mümkün değildir. İnsan ve ruhu kozmiktir.
web: www.hakankirkoglu.com
Faks: 287 74 37
e-mail: hkirkoglu@superonline.com
|
|
|

|