|
Dönüm noktası!
Pazar günkü bu yazımı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun bir kararına ayırıyorum. Demokrasi ve düşünceyi açıklama özgürlüğü açısından son derece olumlu bir karar bu. Türkiye'nin iyi bir yerlere gittiğini gösteren yeni bir örnek çünkü...
Şöyle bir düşünün.
Bu ülkede çok uzak olmayan bir tarihte Recep Tayyip Erdoğan bir şiir okudu. Türk Ceza Kanunu'na göre yargılandı, hapse atıldı, ömür boyu siyaset yasağına çarptırıldı.
Ama şimdi Başbakan.
Türkiye'yi yönetiyor.
İyi de yönetiyor.
Şimdi yine düşünün.
Bir düşünceyi beğenir ya da beğenmezsiniz. Buna hakkınız vardır. Ama beğenmediğiniz düşüncenin yasaklanmasını, cezalandırılmasını savunursanız, işte bu olmaz.
Çünkü demokrasiye terstir bu.
Demokrasinin önkoşullarından biri, 'düşünceyi açıklama özgürlüğü'dür. Bu özgürlüğü kısıtladığınız zaman demokrasiyi ikinci sınıflığa mahkûm etmiş olursunuz. Demokrasi demokrasi olmaktan çıkar.
Bu açıdan elbette bazı istisnalar yok değildir. Örneğin ırkçılığı savunmanın, savaş kışkırtıcılığı yapmanın, terör ve şiddeti özendirmenin demokrasi içinde yeri yoktur. Düşünceyi açıklama özgürlüğü ile bunları bir araya getirmek olmaz.
İstisnaları şimdi geçelim.
Önemli olan, demokrasileri demokrasi yapan temel ilke, yani bizdeki klasik deyişle 'düşünce özgürlüğü'dür. Ayrıca demokrasi yalnız farklı düşüncelere değil, kendine tümüyle aykırı düşüncelere de özgürlük tanır.
Çünkü kendine güvenir.
Bu özgüveni sayesinde antidemokratik görüşlerin de demokrasi içinde -hiç kuşkusuz şiddetin dışlanması koşuluyla- serbestçe savunulmasını ilke olarak benimsemiştir.
Bu pencerelerden bakıldığında, Türkiye'de demokrasinin bugünlere kadar sarkan birçok ayıplı, hatta kepaze yanları olmuştur.
Özellikle soğuk savaş yılları boyunca ve 1990'lardaki Terörle Mücadele Yasası çerçevesinde farklı düşünenlere bu ülkede çok hoyrat davranılmıştır. Bu memleketin yazarı, çizeri, sanatçısı, düşünürü, siyasetçisi aykırı düşündüğü için sürekli cezalandırılmış, temel hak ve özgürlüklerinden yoksun kılınmıştır.
Ama bu hoyratlığa karşı demokrasi mücadelesi de hiç durmamıştır bu topraklarda... Bir yandan bu mücadele, öte yandan son yıllarda Avrupa Birliği'ne uyumun zorunlu kıldığı düzenlemeler ülkemizde demokrasinin ayıplı pencerelerinin hiç olmazsa yasal açıdan teker teker kapatılmasına yol açtı.
Ama hâlâ önemli bir beklenti var:
Zihniyet değişikliği...
Yasal düzenlemeleri kâğıt üstünde kalmaktan asıl kurtaracak olan buydu. Zihniyet değişikliği olmadan, yani uygulamada bir şeyler değişmeksizin demokrasi ve hukuk devleti çıtasının gerçekten yükselmesi olanaksızdı.
Şimdi bu değişim görülüyor.
Çıta AB düzeyine yükseliyor.
Sevindirici olan bu.
Bu bakımdan, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun, "Söyleyeni hapsedilmekle, dillendirilmesinden vazgeçilen hiçbir düşünceye tarihin tanıklığı olmamıştır; aksine en zararlı düşünceler bile, söyleyeni mahkûm edildiğinde, ya merak saiki ya da acıma duygularıyla yandaş buldu. Çoğu kez illegalite karanlığına inerek kontrolsüz bir gelişime kavuştu" diyen kararı, Türk demokrasi tarihinde bir dönüm noktası olarak nitelenebilir.
İyi pazarlar!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|