|
Lig farkı
Kuzey Irak-İran-Suriye'nin çizdiği bir ateş hilali, Türkiye'yi yakabilir mi?
Önce Kuzey Irak... Türkiye'nin bu bölgeyle ilgili 3 kaygısı var. 1) PKK: Bu yörede PKK varlığı yeni değil.
Yakın gelecekte de daha fazla bitinin kanlanacağı sanılmasın.
Silahlı gücü zayıflıyor.
PKK, siyasallaşarak varlığını korumak, etkinliğini yükseltmek çabasında.
Irak seçimlerine 2 partiyle katıldı. Önemsenecek bir sandık getirisi olmadı.
Barzani ve Talabani'nin de onları Türkiye'ye karşı ellerinde koz olarak tutacakları görülüyor. Bir zamanlar Suriye'nin oynadığı rolü üstlenebilirler. Ama kendi başlarına bela edecek kadar da alan ve şans vermezler.
Türkiye, Kuzey Irak'taki silahlı birliklerini geri çektikten sonra bu baş ağrısı biraz daha "sıkıcı" olabilir.
Ama... ABD bölgeden çekildikten sonra Türkiye daha aktif politikalar uygulayabilir.
2) KERKÜK: Bu sorun yanlış takvimle gündeme taşındı.
Irak geçici anayasasının 58. maddesi, Geçici Hükümet'i, "Saddam döneminde baskıyla, göç zorlamalarıyla değiştirilen demografik dokuların düzeltilmesi" ile görevlendiriyor.
Ayrıca gene aynı madde Geçici Hükümet'e "aralarında Kerkük'ün de bulunduğu bazı yörelerde, Saddam zamanında yapılan idari sınır değişikliklerini" düzeltecek önerileri de Geçici Meclis'e sunmak görevini vermekte.
Geçici Meclis bunları tartışacak.
Hazırlayacağı anayasaya koyacak.
Üzerinde anlaşma olmazsa, hakeme gidiliyor. Hakem üzerinde de anlaşma olmazsa, BM Genel Sekreteri'nin saygın ve tarafsız bir hakem göstermesi gerekiyor.
Yani daha bir dizi aşaması olan süreç var.
3) BAĞIMSIZLIK: Bağdat ile çok zayıf bağları olan Kuzey Irak Kürt Federe Devleti ve Cumhurbaşkanlığı ile bazı kilit bakanlıkların Kürtlere ait olduğu Bağdat merkezli Federal büyük devlet gücü az şey mi?
Kuzey Irak Kürtleri, bu olanakları tüm genişliğiyle kullanırken ve de arkasını ABD'ye dayarken, başını derde sokacak bir bağımsızlık ilanı macerasına neden girsin?
Belki ileride bunu yapacak zamanı kollar.
Fakat şimdinin konusu değil bu...
Suriye'yi vurur mu?
ABD'nin Suriye'yi dizüstü çökertmesi için "vurmak" en son çare...
İsrail-Filistin ilişkilerinde önemli adımlar atılmakta. Şarm el Şeyh'teki buluşma, barışın olabileceğini hayal olmaktan çıkarmakta...
Suriye, bu satrançta bir sonraki taş.
Ve en kolay olanı...
Direnecek güce ve dayanağa sahip değil.
Türkiye'nin güney sınırında alev olasılığı sıfıra yakın.
İran çetin ceviz
İran ise çetin ceviz.
Gene de İran sorunu çözülmeden ABD'nin geri adım atacağı sanılmamalı.
İran'ın nükleer silahlanma süreci AB'nin araya girmesiyle buzluğa kondu.
Ama... Bu kesin "son" değil.
İran'daki bu yönetim sistemi sürdükçe, "Bush sonrasında paket buzluktan gene çıkarılır" kaygısı var.
İşte Rusya ve AB, bu nedenle daha da etkinlikle devredeler.
Irak'ta olduğu gibi esip gürleyerek ama kenarda durarak hiçbir sonuç alamadıklarını gördüler. Irak üzerindeki tüm etkilerini de ABD'ye kaptırdılar. Aynı şeyin İran'da da olmaması için çözüm oluşturmak üzere ağırlık koyuyorlar.
ABD'de ise "Bu çaba sonuca varmayabilir ancak mollalardan alınan her ödün, Tahran'ın halk üzerindeki baskısını daha da azaltacaktır" hesapları yapılıyor.
Mollaların tırnakları kesildikçe, dış tahriklerle, başkaldırı kıvılcımları oluşturmak, ABD politikasının bir ayağı... Bir silahlı müdahale olasılığında, İran'ı içeriden çözmek amaçlı...
Tehlikeli bir oyun.
Fakat illa Türkiye'yi içine alacak bir yangın gibi görülmemeli.
Yakın tarihte, İran ve Irak yıllarca savaşmıştı... Türkiye bu savaşta taraf olmuş muydu ki?
..........
Türkiye, AB üyelik sürecinde ilerlemeye yoğunlaşmalı, kendini bu belalı komşuların -çağın gerilerinde kalmış olmaktan kaynaklanan sorunlarıyla- yüz göz olmaktan uzak tutmalıdır.
Onlarla aynı coğrafyadayız ama küresel oyunun farklı liglerindeyiz.
Asıl tehlike, bu farkı göz ardı etmektir.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|