|
 |
|
|
Güvener'in takıntısı
Gerçekten merak ediyorum... Futbol Federasyonu danışmanı Sayın Ahmet Güvener maç günleri yapılan "eşgüdüm toplantısını" Avrupa'dan kopya çekerken, ülke koşullarını, insanımızın yapısını, uygulamanın zorluklarını düşündü mü acaba?
Mersin'deki seminerde hep birlikte Amerika'yı yeniden keşfetmeye çalışırken, Güvener şiddetin önlenmesi projesi kapsamında hakemlerin bu toplantıya mutlaka katılmaları gerektiği talimatını verdi. Birkaç deneyimli ismin olası sıkıntıları anlatma çabasına ise kulak asmadı.
Oysa verilen talimat ile gerçek o kadar farklı ki...
Şimdi düşünün... Hakem maç günü sabahın köründe kalkacak. Dokuzda stada gidecek, kulüp yöneticilerinin ciddiye bile alıp katılmadığı bir toplantıda, sakatlanan oyuncuyla ilgili prosedürü, formanın kontrolünü, sahanın nizami olup olmadığı, teknik alan ihlallerini anlatıp, oteline geri dönecek.
Bir saat sonra tekrar hazırlanacak, ekibiyle birlikte ikinci kez stada hareket edecek. Sonra çıkıp maç yönetecek.
Büyük kentlerdeki ulaşım sorununu gözönüne alınca tam bir işkence. Hakemi gereksiz yere strese sokmak, yormak, konsantrasyonunu bozmak ve eziyet etmek için biçilmiş kaftan.
Sayın Güvener... Aman dikkat. Sezon sonu ateşi çok can yakar, MHK başkanlığı döneminizden bilirsiniz.
Vazgeçin şu anlamsız ısrardan. İlla katılmak gerekiyorsa bu eşgüdüm toplantısına ;
İşte dördüncü hakem orada...
Ya hakem olmasaydı?..
MHK İkinci Başkanı Muhittin Boşat ile Beşiktaş Kulübü arasındaki kavganın geçmişi üç yıl öncesine dayanır. Yitirilen bir Fenerbahçe derbisi sonrası dönemin başkanı Serdar Bilgili canlı yayında Boşat'ı yerden yere vurmuş, kişiliğine yönelik çok ağır suçlamalarda bulunmuştu.
Boşat mahkemeye gitmiş, Beşiktaş Kulübü ise FIFA kokartlı hakem aleyhine 750 milyarlık karşı dava açmıştı. Siyah - Beyazlılar bir süre sonra tazminattan vazgeçti. Direnen Boşat 8 milyar lira kazandı.
O gün başkan yardımcısı olan Yıldırım Demirören bugün Beşiktaş'ın patronu. O tarihte Süper Lig hakemi olan Boşat, MHK'da hakem atama kurulu başkanı.
Demirören, takımın sportif başarısızlığını Bilgili'nin davalısının yaptığı atamalara bağlıyor.
Doğrusu Boşat'ın böyle bir güce sahip olduğu ve Beşiktaş'ın aleyhine kullanabileceği düşüncesi, komik bir hakem paranoyası...
Gelelim Kuddusi'ye...
Maç gününden bu yana yönetici - futbolcu - futbol yorumcusu işbirliği ile bir hakemin infaz operasyonuna tanık oluyoruz.
Efendim, hatasını itiraf etmesi onu kurtarmazmış. Zaten yürüyüşünden hakem olmadığı belliymiş, önyargılıymış, bu işi bırakmalıymış.
Kusura bakmayın da...
Hanginiz bundan dört yıl önce Gheorghe Hagi'nin FIFA kokartı taşıyan Erol Ersoy'u sahanın ortasında, milyonlarca kişinin gözü önünde tekmelediğini, yüzüne tükürüp aşağılamaya çalıştığını bu denli tartıştınız?
Hanginiz bu ahlaksızlığa net tavır koyabildiniz. Bir büyük takım oyuncusunun futbolu bırakması gerektiğinden söz ettiniz?
Kurban hakem oldu mu vur abalıya... Kuddusi olmuş, Erol olmuş, Metin olmuş ne fark eder?
Şimdi soruyorum...
Yılların birikimini ve emeğini bir kalemde silmeye yeltenen bu yöneticilerin, futbolcuların ve futbol yorumcularının mesleklerinde iyi olduklarına, işlerini hatasız yaptıklarına kim inandırabilir vicdanları?
Hakemle reyting yapıp, günü kurtarmaya çalışanlara dilerseniz üstad Hasan Pulur'un Perşembe günkü yazısından küçük bir alıntı ile yanıt verelim;
"Eğer hata yapan hakemin işi elinden alınsaydı - başta gazetecilik, eğer meslekse - kim bilir kaç kişi mesleksiz kalırdı..."
Sıra basketbolda
Basketbol Federasyonu bugün önemli bir dosyayı karara bağlayacak. Futboldaki kural hatası ve tekrar tartışmalarının benzerinin yaşandığı basketbolda, Darüşşafaka - B.Kolej maçıyla ilgili itiraz ele alınacak.
30 Aralık'Ta İstanbul'da oynanan maçta hakemlerin iki kez faul atışlarını başka oyunculara yaptırdığını iddia eden başkent ekibi, maçın tekrar edilmesi gerektiğini savunuyor.
Hakemlerin maç öncesi soyunma odasında federasyon başkanlığı seçimlerinde destek verdikleri adaylar için kavga ettiğini, bu nedenle maç sırasında konsantrasyonlarının bozulduğunu iddia eden B.Kolej, hakem İsmail Özgün'ün kavga sonrası aldığı 1 ay hak mahrumiyeti cezasını da kanıt olarak gösteriyor.
Şimdi gözler Çeşme'deki futbol, İstanbul'daki basketbol yönetim toplantılarında.
8-0'dan Bıçakcı'ya
Sümen altı edilen teşvik belgesinin ortaya çıkması, adı geçen futbolcular ile dönemin federasyon yöneticilerine ceza getirir mi? Hiç sanmıyorum.
Öncelikle yeni bir soruşturmaya, Futbol Federasyonu talimatları engel görünüyor. Gerekçesi; "Suç zaman aşımına uğramış."
Federasyonun bugünkü yönetim kurulu toplantısında teşviğin belgesi gündeme gelse bile, aradan geçen süre ileri sürülerek, rapor ikinci kez tozlu raflara dönecek.
Bu kaçış şekli midemizi bulandırıyor...
Adına şike (!) denilmese bile, futbolun yarışmacı ruhuna aykırı, ahlak dışı bir davranışın belgelenmesine verilen tepkiler bizi şaşırtıyor.
Sayın Ata Aksu pişkin bir eda ile, "Varsayın ki hata yapmışız. Bütün belgeler federasyonda var ve gereğini yaparlar" diyor.
Şike Tahkik Kurulu'nun oluşturulması talimatını veren bir başkanvekili, çıkıp hazırlanan raporu okumadığını, hukukçuların kendilerini yanılttığını ileri sürüyor.
Sizi bilmem ama ben gülüyorum.
Şike ve teşvikte zaman aşımı olmayacağını söyleyen Aksu, kendilerinin göstermeye cesaret edemediği tavrı, mevcut federasyondan bekliyor. Aslında bunu teklif ederken "Sıkıysa yapın da görelim" kurnazlığı sergiliyor.
Ya Levent Bıçakcı'ya ne demeli?
Federasyon başkanı İzmirli meslektaşlarımızın teşvik belgesiyle ilgili sorularına, "Ben bu konulara hiç girmeyeceğim. Geçmiş dönemin yanlışlarıyla ilgili değiliz" yanıtını veriyor.
Yani bir anlamda Ata Aksu'nun tezini doğruluyor...
Bıçakcı dünü yaşanmamış sayıyor. Yıllardır futbolumuzu çürüten gerçeklerden kendini soyutlamaya çalışıyor.
Ama yanlışları gözardı etmenin yarın kimleri, nasıl cesaretlendireceğinin hesabını yapamıyor. Hem futbolumuz, hem de federasyonu adına tarihi bir fırsatı kaçırıyor.
Yazık ki dürüst, ilkeli, cesur ve şeffaf bir yönetimden söz etmekle, gereğini yerine getirebilme duyarlılığı, sayın Bıçakcı'nın sergilediği duruşla pek örtüşmüyor.
12 yıl önce Ankara 19 Mayıs stadının saatli kale arkasında, 8 golün atıldığı bir Ankaragücü - Galatasaray maçını anımsıyorum da...
O gün boynumdaki motorsuz Nikon marka fotoğraf makinesinin tanık oldukları ile bugün yaşadıklarımız arasındaki benzerlik canımı sıkıyor.
Ya sizin?
cersen@milliyet.com.tr
|
|
|

|