Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 14 Şubat 2005 / Pazartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Talbott'ın mesajları

Sekiz gün önce ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ı ağırlayan Ankara'nın bugün Washington'dan, konumu ve siyasi kimliğiyle farklı bir konuğu var: Strobe Talbott.
"Time" dergisinde 21 yıl gazetecilikten sonra, Clinton döneminde 7 yıl ABD Dışişleri'nin "iki numarası" olarak dış politikanın şekillenmesinde etkin rol oynayan, son 3 yıldır da Brookings Enstitüsü'nün başkanlığını yürüten Talbott, TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu'nun davetlisi.
Hisarcıklıoğlu, birkaç yıl önce, Washington'ın en eski ve en saygın fikir kuruluşlarından Brookings bünyesinde bir Türkiye Programı başlatılmasına destek vererek örnek alınması gereken bir vizyon sergiledi. Dr. Ömer Taşpınar'ın direktörlüğündeki program, Türkiye'nin meselelerinin ABD'de anlaşılmasına katkı yapan, Türk - Amerikan diyaloğunun zeminini genişleten ortamlardan biri şimdi.
İşte Talbott, bugün Ankara'da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök ile buluştuğunda, hem bu Türkiye Programı sayesinde doğrudan bizimle ilgilenen, hem de kariyerinin basındaki, akademideki ve devlet bünyesindeki bütün dönemlerinde Türkiye'yi yakından takip etmiş bir uluslararası politika uzmanı kimliğinde olacak.
Talbott, kendi deyimiyle, "Türkiye ile ilgili eğitimini sürdürmeyi" ve Türk yetkililerin "kendi bölgeleri konusunda ne düşündüklerini" öğrenmeyi umuyor. Bölge deyince Talbott'ın aklına gelen, Irak ve İran'dan ibaret değil. Yine kendi ifadesiyle, "Ortadoğu barışı, Balkanlar, Rusya, Gürcistan, Orta Asya" Talbott'ın Ankara'nın nabzını tutmak istediği alanlar.
Pekiyi Talbott ne düşünüyor? Gerçi ziyaretinin amacı mesaj vermek değil, öğrenmek. Ancak Bush yönetimini dışarıdan izleyen bu eski Demokrat yetkilinin yorumları, Ankara'nın ABD'yi daha iyi anlamasına yardımcı olabilir.

Erdoğan'a eleştiri
Talbott'la iki hafta önce Washington'daki ofisinde, önceki gün de kendisi Ankara'dayken telefonla olmak üzere, iki kez sohbet ettik. İkinci sohbetimizde, Türkiye konusunda son duruma ilişkin daha fazla "ev ödevi yaptığını" ve Ankara'da birinci elden izlenimler edindiğini söyleyen Talbott, anti - Amerikanizm konusunda vurgulu konuştu:
"Türkiye'ye ilk kez 32 yıl önce gelmiş birisi olarak, anti - Amerikanizmin bugünkü düzeyi beni şaşkınlığa uğrattı. Bunun aşılması için herkese çok iş düşüyor ve sadece Amerikalılar'a da değil. İkili işbirliğinin önemine inananlar, oluşan bu zehirli ortamın resmi ilişkiyi çok zora soktuğunu görmeliler. Dışişleri'ndeyken Türkiye'nin desteklenmesi, özellikle de AB'ye katılımı için o kadar çalıştıktan sonra, anti -Amerikanizmin Türkiye'de ulaştığı boyut bende şok etkisi yaptı."
Rice'ın Ankara'ya anti - Amerikanizm kaygısını ilettiğini bilen Talbott, bu düşmanca hissiyatın yaygınlaşmasından doğrudan Türk yetkilileri de sorumlu tutuyor. Daha doğrusu, Bush yönetiminin de sahip olduğu bu izlenimi "hükümet dışı" konumu nedeniyle daha açıkça ifade edebiliyor:
"Türk devlet adamları, örneğin başbakanınız, Türkiye'nin çıkarlarına uygun olduğuna inandıkları şeyleri, tabii ki söyleyeceklerdir. Ama benim dileğim, Başbakan'ın Davos'taki konuşması gibi ortamlarda, Türk liderlerin mevcut anti - Amerikan hissiyatı aşmaya yardımcı bir üslup taşıması olur, ateşe benzin dökmeleri değil."

Türkiye'nin önemi
Talbott, Bush yönetiminin dünyayla ilişkisini yeni bir işbirliği üslubuyla yürütmesinden yana ve Rice'ın Avrupa - Ortadoğu turunun bu açıdan "çok olumlu" işaretler verdiği kanısında.
Esasen Rice'ın Avrupa'daki mesajları, Talbott'ın iki hafta önce bize söylediği "Bush, AB'ye inandığını, bu büyük Avrupa deneyinin başarısını ABD'nin öncelikli hedefleri arasında saydığını anlatmalı" sözleriyle uyumlu.
Talbott'ın AB vurgusu, Türkiye'ye verdiği önemle de doğrudan bağlantılı. "Eğer Avrupa bu işi becerirse ve eğer Türkiye bu işi becerirse, 'Uygarlıklar Çatışması' sloganı da layık olduğu yeri bulacak, tarihin kül tepesine karışacak" diyor Talbott ve ABD'nin transatlantik diyaloğu yeniden güçlendirecek adımlar atmasının, Türkiye'nin AB yolunu da kolaylaştıracağına inanıyor. Talbott'a göre, bu adımlar birçok alanda gelmeli.
Örneğin, Bush yönetiminin haz etmediği Kyoto İklim Sözleşmesi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi konularda Washington'dan daha yaratıcı ve işbirlikçi yaklaşım isteyen Talbott, Tahran'a karşı da daha etkili bir "havuç - sopa" siyasetinden yana.
Talbott, İran'ın nükleer silahlardan vazgeçirilmesi için, "ABD'nin Avrupa ile arasındaki ayrımı mümkün olduğunca kapatması" gerektiğini düşünüyor.
"ABD, İran'a saldıracak mı" sorusuna yanıtı ise, "Hayır."
Başkan Bush'un ikinci döneminde bir tür "özgürlük misyonu" üstlendiğini düşündürtebilecek konuşmalarında, İran'a, Suriye'ye, Kuzey Kore'ye operasyon işaretleri görmenin yanlış olacağını söylüyor:
"İran'a karşı askeri eylemin koşulları yok. Hem ABD'nin Irak'ta işi başından aşkın. Hem de Bush, böyle bir saldırı için iç kamuoyunda, uluslararası düzeyde ve ABD ordusu içinde destek bulamaz."
Türkiye'de "bölgeyi iyi tanıyanlardan İran konusunda nasıl daha etkili olunabileceğini öğrenmek" istediğini söyleyen Talbott, kuvvet tehdidinin masada durmasının "bir yandan yaptırım gücü sağladığı, ama bir yandan da, bu savaş yanlısı görünümün İran'da sertlik yanlılarının elini güçlendirip reformcuları zor durumda bıraktığı" inancında.
Irak Savaşı'na başından muhalefet etmemesini, "Pek öyle güvercin değildim, çünkü Irak'a ilişkin devlet istihbaratı elimden geçti" diye açıklayan Talbott, bugün oluşan tabloyu ise "karışık" buluyor:
"Irak seçimlerinin, her şeye rağmen halk gözünde önemli bir meşruiyet taşıdığını görmek ve buna saygı duymak gerekli. Bilinmeyen, Irak halkının şimdi bu meşruiyeti nasıl kullanacağıdır."
ABD'nin Irak'tan asker çekmekte acele etmemesini isteyen Talbott, şiddet durulmadıkça, Irak'ta özgürlükten söz edilemeyeceğini, "En temel özgürlük, korkmama özgürlüğüdür. Bu yoksa, diğer özgürlükler de olmaz" diye açıklıyor.
Ya Bush yönetiminin Ortadoğu'ya demokrasi getirme planı? Talbott'a buna inanıp inanmadığını sorunca, dışişlerindeyken hazırlattığı, rengarenk bir ven şemasını gösteriyor. Avrupa'yı entegre kılan onlarca kurumun ve üyelerinin içiçe geçtiği halkalar. Hangi ülkelerin hangi birliklerde yer aldığını yansıtan, Avrupa haritasını demokratik örgütlenme ağı bazında yeniden çizen bir şema.
"Geniş Ortadoğu'nun böyle bir şeması yok" diyor Talbott. "Elimizde neredeyse bomboş bir kağıt var. Bölgenin demokratikleşmesi, bu kağıdın halkalarla dolmasına da bağlı."
Türkiye'nin, ABD (ve Talbott) gözündeki önemi bu halkaların oluşmasına yapabileceği katkıyla da ilişkili.
Yeter ki Ankara, korkularının ve popülizmin esiri olmasın; gözünü ABD, AB ve Ortadoğu ile ilişkilerini taşıyabileceği ufuktan ayırmasın.

ycongar@erols.com








Taha AKYOL
Amerika ile bahar havası
DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gül, meslektaşı Con...
Çetin ALTAN
Mıymıntılık
MIYMINTILIK kötü bir şeydir. Bu bir değer yar...
Fikret BİLA
İran'ın üç koşulu
ABD'nin tehditlerini İran nasıl algılıyor? Ta...
Yasemin CONGAR
Talbott'ın mesajları
Sekiz gün önce ABD Dışişleri Bakanı Condoleez...
Faik ÖZTRAK
Brezilya ile Türkiye'nin durumu aynı değil
Son birkaç aydır ekonomide oldukça çelişkili ...
Hasan PULUR
Bir başkadır bizim memleket...
MAÇTAN önce tribünlerde ya da içeri girenler ...
Ece TEMELKURAN
Çınarlar, krallardan uzun sürer!
Memleketin büyük, mühim, ciddi meseleleri var...
Yaman TÖRÜNER
Bankacılıkta yabancıların oranı
BNP Paribas, Ekonomi Bankası'nı satın aldı. B...
Güngör URAS
Kiracıyı 'korumak isterken' sokakta bırakmayalım
Kiracı - mülk sahibi ilişkilerinin yeni hazır...
Serpil YILMAZ
Emekli bürokratın işi hazır
Enerji Bakanlığı'nda başlatılan yolsuzluk ope...

© 2005 Milliyet