|
Bankacılıkta yabancıların oranı
BNP Paribas, Ekonomi Bankası'nı satın aldı. BNP Banka'nın % 50'sinin sahibi görünse ve mevcut yönetimi şimdilik değiştirmiyor olsa da, bu payla kontrolü ele geçirdi. Bankanın hisselerinin bir bölümü de halkın elinde olduğu için, Bankanın eski sahibi Çolakoğlu azınlığa düşmüş vaziyette. Bu operasyon hem Türkiye hem Çolakoğlu hem de BNP için başarılı bir operasyon oldu.
Şimdi sırada Yapı Kredi Bankası'nın, Koç Grubu ile ortak olarak İtalyanlara satışı var. Yapı Kredi çok daha büyük ve sorunlu bir banka olduğu için satışı ciddi inceleme gerektiriyor. Özellikle, çalışanları ile olan ilişkilere ve Sandığın bankadan olan alacaklarına iyi bakmak gerekli. Bankanın geri ödenemeyen kredilerine bakılması yeterli olmayabilir. Eldeki gayrimenkullerin değerlendirilmesinin de gerçekçi yapılması gerekiyor. Eğer becerilebilirse, Yapı Kredi'ye yabancı ortak alınması da yerinde bir uygulama olacak. Doğal olarak, bu satışta da yabancı ortağın payına ve yönetimdeki gücüne bakmak gerekecek. Burada, Aria benzeri bir örnek de yaratılmaması bekliyoruz.
Dünyada bir çok ülkede ulusal banka kalmadı. Küreselleşme ilk örneklerini bu sektörde veriyor. Meksika'nın bile bankalarının % 95'i yabancıların eline geçti. Romanya'da, Endonezya'da neredeyse ulusal banka yok. Ulusal bankacılığın yok olması, giderek ulusal sermayenin yok olması sonucunu doğurabilir. Çünkü, bankalar halkların tasarruflarının toplandığı yer. Küçüklü büyüklü tasarruflar toplanıp, bankalar aracılığı ile ulusal ekonomi kredilendiriliyor. Buna ek olarak, yabancı ekonomiler de kredilendirilirse, ülke ek faiz geliri ve zenginlik elde ediyor. Bir ülkede hakimiyet yabancıların ellerine geçtiğinde, kredilendirme olanağı da yabancıların eline geçmiş oluyor. Bu durumda, bizim ülkemizin tasarrufları başka bir ülkenin ekonomisinin geliştirilmesinde kullanılabiliyor.
İşte bu nedenle, gelişmekte olanlar hariç her ülke gerek genel bankacılığa yabancıların hakimiyetini, gerekse kullandırılan kredilerin başka ülkelere kaydırılmasını sınırlamış vaziyetteler. Doğal olarak, işe hisse oranı değil, banka hakimiyeti olarak bakmak lazım. Örneğin, Rusya'da bile yabancı bankalar, ulusal bankaların % 25'ini geçemiyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde bu konuda eyaletler arası sınırlamalar bile var. Her banka her eyalette istediği gibi şube açamıyor ve kredi kullandıramıyor. Öte yandan, Türk bankalarının yurt dışı şubelerinin bile, topladıkları mevduatın koydukları sermayeye oranı kadar bir bölümünü Türkiye'ye yatırmalarına izin verilmiş.
Yeni Bankalar Yasası imzaya açılıyor. Bildiğim kadarıyla, yasada bu konuda hiç bir hüküm yok. Belki sorunun, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'na alınacak yetki ile çözümlenmesi düşünülüyor. Ama, bankacılık oyun değil. Hatırlarsanız, İngiltere'nin ikinci büyük bankası Midland Bank'ın HSBC tarafından satın alınması bile problem olmuştu. Şimdi HSBC, İngiliz Bankası sayılıyor.
Tabii ki, yabancı bankaların ülkemize istedikleri kadar gelmesini isteriz. Ama, bu girişin kontrollü gerçekleştirilmesi ve kullandırılacak kredilerin büyük oranının yurt dışına kaydırılma olasılığının önlenmesi gerekli.
ytoruner@milliyet.com.tr
|
|